PERONİZMİN GÖLGESİNDE KRİZLERLE: ARJANTİN

CİHANNÜMA ÇALIŞMA GRUBU

· 27 dk okuma süresi >

YAZARLAR

1Sinem ERKIŞ*

2Awab Mohammed ALNEAMY

3Elif İPEK

3Senanur ARAZ

3Semih KARATAŞ

4Hanne AYGÜN

  1. Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Odyoloji Bölümü
  2. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi
  3. Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
  4. Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gülhane Sağlık Bilimleri Fakültesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü

*İletişim: sinemerkis@gmail.com

ARJANTİNİN JEOPOLİTİK İNCELENMESİ

Konum

Arjantin Cumhuriyeti, Güney Amerika kıtasında yer alan bir ülkedir. 2.791.810 kilometrekarelik toplam yüzölçümü ile Güney Amerika’nın 2., dünyanın ise en büyük 8. ülkesidir. Kuzeyde Bolivya ve Paraguay, kuzeydoğuda Brezilya ve Uruguay, batıda Şili ile komşudur. Ülkenin doğu ve güneydoğusu Atlas Okyanusu kıyıları ile sınırlanır. And dağları, Kuzeydoğu düzlükleri, Pampalar (Pampas) ve Patagonya olmak üzere dört coğrafî bölgesi bulunur.

Nüfus

Toplam nüfusu 45.1 milyon (2019), başkenti Buenos Aires’in nüfusu 3.776.000’dir. Ülke nüfusunun % 92,5’i şehirlerde, % 7,5’i kırsal alanlarda yaşamaktadır.

İklim

Ülkede nemli tropikal, nemli ılıman, savan ve step iklimi gibi iklim özellikleri görülür. Kuzeydoğuda nemli tropikal iklim hakimdir. Pampalar’ın doğu kısmında nemli ve ılıman iklim görülür. Batı Pampalar daha kurak ve serindir. Patagonya’da iklim kurak ve soğuktur. Ülkenin kuzeydoğusu en yağışlı alandır.

Arjantin, biyolojik çeşitlilik olarak ‘mega çeşitli’ olarak adlandırılan 17 ülke arasında yer alır. Ormanlık alanlar ülkenin yaklaşık %11’ini kaplar. Chaco’da odunu çok sert olduğu için ‘quebracho’ (balta kıran) denilen, kabukları tanen(tannik asit) bakımından zengin ormanlar bulunur. Tierra del Fuego’da hâkim ağacı güney kayını olan nemli ılıman ormanlar görülür.

Başlıca akarsuları Parana nehri, Uruguay, Rio Colorado ve Rio Negro’dur. Parana, Güney Amerika’nın Amazon’dan sonra ikinci büyük akarsuyudur. Ülkenin önemli gölleri Mar Chiquita, Argentino ve Viedma’dır.

Kuzeyde Brezilya sınırında dünyanın en büyük şelâlelerinden Iguazu yer alır. Arjantin’de Los Glaciares, Iguazu Ischigualasto / Talampaya millî parkları ve Valdes yarımadası UNESCO tarafından dünya mirası listesine alınmıştır.

Ekonomi

Arjantin, Gayri Safi Yurtiçi Hasılatı’nın (GSYH) büyüklüğü açısından Brezilya ve Meksika’nın ardından Latin Amerika’nın 3. büyük ekonomisidir. Latin Amerika ülkelerindeki kişi başına gelirin en yüksek olduğu ülkeler arasında yer almaktadır. Bölgede ekonomik potansiyeli en yüksek olan ülkelerden biridir. Tarım ve tarıma dayalı sanayi, ekonomi ve istihdam içerisinde önemli ağırlığa sahiptir. Hızla artan tarım ürünleri fiyatları Arjantin ekonomisi için önemli bir büyüme kaynağı haline gelmiştir. Gıda, içecek, kimya-petrokimya, otomotiv ve metal sanayi ülkenin en büyük sanayi sektörleri durumundadır.

Arjantin ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanır. Ekilebilir alanlar ülke topraklarının %25’ini kaplar. Yüzölçümünün %50’den fazlasını çayır ve meraların kapladığı Arjantin dünyanın en büyük et ve yün üreticileri arasında yer alır. Pampalar sığır ve at yetiştiriciliğiyle tanınır. Koyun, keçi yetiştiriciliği ve yün Patagonya’da önemlidir. Arjantin kıyıları dünyanın en iyi balıkçılık alanlarındandır.

Arjantin, Güney Amerika ülkeleri içinde en uzun demiryolu hattına sahiptir. Karayolu iç ulaşımda önemlidir. Hava ulaşımı da gelişmiştir. Arjantin 1000’i aşan havaalanı ile dünyada 6. sırada yer alır. Ülke ekonomisinde turizmin rolü giderek artmaktadır. Önemli turizm alanları içinde başkent Buenos Aires, kıyılar, Mar del Plata’da geniş plajlar, Iguazu şelâlesi, millî parklar, doğal hayatı koruma alanları, akarsular ve göller sayılabilir.

90’lı yıllarda ülke IMF reformlarından derin etkilenmiştir. 2000’li yıllarda ekonomide yükseliş yaşanmış, ancak Cristina Kirshner’in ikinci döneminde, ulusötesi neoliberal kampın aktif baskısı ve etkisiz politikalar nedeniyle düşüş yaşanmıştır. Yüksek enflasyon, 90’lı yıllardan beri Arjantin ekonomisinin sorunudur.

Ülke İçi Politik Şema

Ülkedeki iki ana siyasi güç neoliberaller ve muhafazakarlardır. Her ikisi de Peronizm’den etkilenmiştir. Neoliberal grup, ABD ve ulus ötesi örgütlerle yakınlık kurmaya odaklanırken, muhafazakarlar da politik ve ekonomik kalkınma için eşsiz bir yol aramaktadırlar.

Jeostrateji

Arjantin dış politikalarını müdahale etmeme, kendi kaderini tayin etme, uluslararası işbirliği, silahsızlanma ve çatışmaların barışçıl yollarla çözülmesi ilkelerine dayandırmaktadır. 2002’den beri ülke Latin Amerika entegrasyonunda kilit rolünü vurgulamaktadır. 2012 yılında Arjantin, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nde 2 yıl daimi olmayan bir pozisyona seçilmiş ve Haiti, Kıbrıs, Batı Sahra ve Orta Doğu’daki operasyonlarına katılmıştır.

Kültürel Yapı

Arjantin kültürü yerli unsurların ağırlıklı olduğu melez bir kültürdür. Afrika kültürlerinin etkisi de vardır. Arjantin “çok yüksek” derecesine sahip en yüksek İnsani Gelişme Endeksine sahiptir. Arjantin, G-15 ve G-20’nin bir üyesidir.

ARJANTİN’İN SOSYOKÜLTÜREL YAPISI

Arjantin’in etnik dağılımı incelendiğinde nüfusun %86,4’ünü başta İtalya ve İspanya olmak üzere Avrupa’dan gelen göçmenler, %8’ini Avrupa ve yerel halk kültürünü birlikte taşıyan melezler (mestizo), %4’ünü özellikle Suriye ve Lübnan’dan göç eden Araplar ve %1,6’sını Diaguita, Guarani ve Mapuçe gibi kollara ayrılan Kızılderili yerel halk oluşturmaktadır.

Arjantin halkının büyük bir çoğunluğu Hristiyanlığı benimsemiştir. Verilere göre %92 Katolik, %2 Protestan, %2 Yahudi ve %1’lik Müslüman nüfus bulunmaktadır. Son zamanlarda resmi kayıtlarda geçmemekle beraber pratikte nüfusun önemli bir kısmının ateizme yöneldiği de bilinmektedir.

Arjantin uzun yıllar boyunca İspanyolların egemenliğinde kaldığından bunun bir etkisi olarak günümüzde ülkenin resmi dili İspanyolcadır. Genç nüfusta İngilizce yaygın olsa da Almanca, İtalyanca ve bazı yerel diller de konuşulmaktadır.

2016 verilerine göre okuma yazma oranı %99,1’dir. 4 yıl ilkokul, 4 yıl ortaokul ve 4 yıl lise olarak toplamda 12 yıllık eğitim zorunludur. Günümüzde ülkede 55 üniversite bulunurken Ulusal Córdoba Üniversitesi ülkenin en eski üniversitesidir.

Ülkenin kültürel unsurları, halkı oluşturan göçmenler ile zaman içerisinde oluşan Latin Amerika kültürünün sentezi olarak ortaya çıkmıştır. Başkentte ilk etapta yoksul banliyölerde sokak dansı olarak ortaya çıkan tango, daha çok sürrealizm akımını benimseyen 20.yüzyıla damga vuran yazar Jorge Luis Borges, 18.-19.yüzyılda en parlak zamanlarını yaşayan Güney Amerika’nın kovboyları olarak anılan milli sembol haline gelmiş gaucho’lar; Arjantin kültüründeki önemli öğelerdendir. Gaucholarda yaygın olan kırsalda yaşama ve hayvansal beslenme gibi bazı özellikler Arjantin yemek kültürüyle de örtüşmüştür. Ülkede sığır eti ve şarap tüketimi oldukça fazladır. Aynı zamanda futbolda ilk akla gelen ülkelerden olup Diego Maradona ve Lionel Messi gibi önemli futbolcuları yetiştirmiştir.

1998-2002 Ekonomi̇k Kri̇zi̇

Kriz başlangıcına kadar Güney Amerika ülkeleri arasında Arjantin en müreffeh ülkedir. 1997’ye kadar %8’lik bir büyüme oranına sahipti ancak kriz başlayınca büyüme hızı düşmüş ve 2000’de % -3.9’a düşmüştür.

2000 yılına gelindiğinde Arjantin’in komşularına göre GSYİH yüzdesi olarak dış borcu 153,1 milyar $ ve borç servisi oranı %75,8 ile en kötü konumdadır.

Ekonomi̇ye Genel Bakış

Arjantin, tarım ve tarımsal sanayinin geleneksel olarak önemli olduğu, doğal kaynaklar açısından zengin bir ülkedir. Arjantin, 1980’lere kadar petrol alanında kendi kendine yeterlidir. 1990’ların başında özelleştirmelerin ardından yapılan yatırım, ülkeyi net bir petrol ve doğal gaz ihracatçısı haline getirmiştir.

Gelişmekte olan ekonomilerde olduğu gibi Arjantin’deki hizmet sektörü büyümüş ve 2001 yılında GSYİH’nın %60’ını oluşturmuştur. Özelleştirme ve deregülasyon; hizmet sektörünün iletişim, elektrik, dağıtım, finans ve ulaştırma alanlarında etkinliğini artırmasına yardımcı olmuştur. Genel olarak Arjantin, 1990’ların sonlarında krizin başlamasından önceki yıllarda çok iyi performans göstermiştir.

1991’de %171’e varan tüketici fiyatları enflasyonu 1992’de %24,9’a gerilemiş ve ondan sonraki yıllar daha da azalarak negatife dönmüştür. Aynı şekilde Arjantin hem ihracat hem de ithalat olarak 1997’ye kadar pozitif bir büyüme oranı göstermiştir. Ancak ithalatın sürekli olarak ihracattan daha yüksek kalması cari açık sorununu daha da artırmıştır.

Arjantin’in döviz rezervleri artmış olsa da, dış borç ve borç servisi oranı, 2001 yılında önemli ölçüde artmıştır. Böylece, 1990’ların çoğunda, dış borç faktörünü bir kenara bırakırsak, Arjantin ekonomik reform sürecinde iyi bir performans sergilemiştir. Krizin işaretleri ancak 1990’ların sonunda ortaya çıkmaya başlamıştır.

Arjantin,  ekonomik liberalizasyon programını Washington Mutabakatı doğrultusunda reformlar için 1989 yılının ortalarında 2 ayırt edici özellikle başlatmıştır. 1990’ların çoğunda devam eden ekonomik reformlarla gelişmekte olmasına rağmen, bütçe açıklarında ve birikmiş kamu borç yükünde sürekli artışa yol açan hükümet harcamalarını kısıtlayamamıştır.

Arjantin, komşu ülkeleri döviz kurlarını aşırı değerlendirdiği için 1990’ların başında ihracatta rekabetçi kalmayı başarmıştır. Bununla birlikte tüm komşularının dalgalı döviz kuru sistemi, para birimlerinin dolar ve diğer önemli para birimleri karşısında otomatik olarak değer kaybetmesine yol açmıştır. Arjantin’deki döviz kuru sabitlenmesi; rekabetsizliğe, ihracatın düşmesine, cari işlemler açığının açık olmasına ve sosyal ve politik olarak kabul edilemez işsizlik seviyelerine neden olmuştur.

Kri̇z

Merkez Bankası tedavüldeki Peso’yu desteklemek için rezerve sahip olmasına rağmen, tüm bireylerin çek ve tasarruf hesaplarındaki toplam tutarı dolara çevirmek istedikleri takdirde yetecek kadar rezerve bulunmamaktaydı. Bu yüzden Merkez Bankası faiz oranlarını keskin bir şekilde yükseltmiş ve böylece piyasadaki dolara talebi azaltmıştır.

Arjantin’in harcamalarını kontrol edememesi ile dış borcu artmaya başladığında ihracat rekabetsiz hale gelmiş ve ABD dolarına ayak uyduramamıştır. Sonuç olarak yatırımcılar ekonomiye olan güvenlerini yitirmeye başlamış, insanlar gerginleşmiş ve Arjantin’deki bankalar bir kaçış yolu olmuştur. Doların diğer para birimlerinin çoğuna göre güçlenmesiyle birlikte Arjantin’in rekabet gücü kötüleşmiştir.

Ekonomi daha az rekabetçi hale geldikçe peso-dolar kurunu sağlam tutmak için Merkez Bankası, faiz oranlarını neredeyse %36 artırmış ve ekonomiyi durgunluğa itmiştir. Ancak %15’e yakın işsizlik oranlarına rağmen katı iş yasaları nedeniyle ücretler düşmemiştir.

Kaçınılmaz sonuç olarak GSYİH’nın neredeyse %5’ine ulaşan cari açıkların artması dış borcu artırmıştır ve Arjantin’in yabancı alacaklılara ödemek zorunda olduğu faiz oranını yükseltmiştir. Bu da yıllık dengesizliği daha da artırmış ve dış borcun büyümesini hızlandırmıştır.

Arjantin, Aralık 2001’de 155 milyar dolarlık merkezi ve eyalet hükümeti borcunu ödemediğinde bu, tarihin en büyük devlet borç temerrüdü olmuştur.

Konvertibilite Yasası, pesoları dolara çevirmelerine ve ardından dolarları ülkeden çekmelerine izin vermiştir. 2001 yılında Uluslararası Para Fonundan (IMF) alınan bir kredi, geçici bir güven artışı sağlasa da bu sadece birkaç ay sürmüş ve 2002 Ocak ayında peso keskin bir şekilde değer kaybetmiştir.

En çok akla gelen soru şu olmuştur: Arjantin sabit döviz kuru sistemiyle başa çıkamıyorsa neden para biriminin değerini 1997, 1998 veya 1999’da daha erken devalüe etmedi? Bunun üç nedeni bulunabilir:

Birincisi, sabitlemeyi kırmanın ve pesoyu devalüe etmenin, iki para birimi birbirine bağlanmadan önceki ekonomiyi rahatsız eden yüksek enflasyon oranlarını geri getireceğinden endişe vardı.

İkincisi, Arjantin haneleri, işyerleri ve hükümeti dolar cinsinden çok fazla borca sahipti. Hükümet, devalüasyonun ödenmemiş borçların peso değerini artırarak yaygın iflaslara ve kişisel temerrütlere yol açacağından korkuyordu.

Son olarak durumun zaman içinde iyileşeceği umudu her zaman vardı.

PERONİZM, JUAN PERON (1966-1973)

Arjantin siyasetinde Juan Peron’un bir  destekçisi, Adalet Partisi’nin bir üyesi veya Peron’un benimsediği popülist ve milliyetçi politikaların sempatizanı olan kişilere ‘’Peronist’’, destekledikleri siyasi akıma ise ‘’Peronizm’’ denir. Peronizm, 1940’ların ortalarından beri Arjantin tarihinde önemli bir rol oynamıştır. Peronist hareket Albay Juan Peron’un fikirlerinden köken almıştır.

1943 yılında yapılan askeri darbeye katılan Peron, darbenin başarıya ulaşmasında önemli rol oynamıştır. Darbenin ardından Arjantin’in çalışma bakanı olmuştur ve bu sayede ülkedeki işçi sınıfına yardımcı olacak çeşitli önlemler almıştır. Kitlelerin desteğini alan Peron, devletin işletmeler ve emekçiler arasında işbirliği sağlaması için çabalamıştır.

1946’da işçilerin ve işçi sendikalarının güçlü desteğiyle başkanlığa seçilmiştir; aynı zamanda birçok alt orta sınıf vatandaşının ve ülkenin sanayicilerinin desteğini kazanmıştır.

Perón 1955’te ordu tarafından devrilip sürgün edildikten sonra, lidersiz kalan Peronist Hareket, sol sendikacılardan sağcı otoriter milliyetçilere kadar pek çok farklı unsurdan oluştuğu için ayrılıkçı çatışmalarla zayıflamıştır. Buna rağmen, hareket Arjantin’de iktidara karşı ana muhalefet olarak kalmıştır.

Adaletçi Milliyetçi Hareket’in (daha sonra Adaletçi Parti) yeni adı altında, Peronistler, ordunun 10 yıl sonra ilk genel seçimlere izin verdiği 1973 yılında yeniden iktidara gelmiştir.

Perón sürgünden dönmüş ve başkan olmuştur. Ancak, sağcı ve solcu Peronistler arasındaki derin çekişme, Perón’un 1974’teki ölümünden sonra terörizme ve şiddete dönüşmüş ve ordu, 1976’da Perón’un dul eşi ve halefi Isabel’i devirmiştir.

Peronistler 1983’teki cumhurbaşkanlığı seçimini kaybetmişler, ancak 1989’da adayları Carlos Saúl Menem cumhurbaşkanlığına seçilmiştir. Geleneksel Peronist politikalardan kopan Menem, partinin tabanını zenginleri ve ticaret sınıflarını içerecek şekilde genişleten serbest piyasa odaklı politikalar uygulamıştır.

1999’da Peronistler başkanlığı kaybetmiş, ancak kitlesel ayaklanmanın ardından seçilen başkan Pres istifaya zorlanmıştır. Menem’in eski başkan yardımcısı Eduardo Duhalde, Ocak 2002’de başkan olmuştur.

2003 yılına gelindiğinde Peronist parti içindeki ayrılıkçı çatışmalar bir bölünmeye yol açmıştır. Menem, Nisan 2003’te cumhurbaşkanlığı seçimlerinde başkanlığı yeniden kazanmaya çalışmış; ancak ne Menem ne de diğer Peronist adaylar parti içinde yeterince destek toplayamadıkları için, Başkan Duhalde ön seçimleri iptal etmiş ve her Peronist adayı kendi fraksiyonu adına yarışmaya yetkilendirmiştir.

İlk tur oylamada, Menem oyların dörtte birini elde etmiş ve Peronist aday Néstor Kirchner’in biraz önünde bitirmiştir, ancak kazanmak için gerekli barajı geçememiştir. Kirchner’ı yenme şansının çok az olduğunu fark eden birçok taraftarının baskısı altında Menem ikinci turdan önce çekilmiş ve Kirchner başkan olarak seçilmiştir.

Merkez-sol Peronist olan Kirchner, Mayıs 2003’te göreve başlamıştır. 2007’de ikinci dönem için yarışmamış ve yerine eşi Senatör Cristina Fernández de Kirchner’ın adaylığını desteklemiştir. Bayan Kirchner önemli bir farkla seçimi kazanmış ve Arjantin’in ilk seçilmiş kadın başkanı olmuştur.

Bayan Kirchner döneminde ülke ekonomik olarak iyi bir dönem geçirmiştir. Güçlü ekonomiyi arkasına alan Kirchner, kocasının Ekim 2010’daki ölümüne rağmen 2.dönem başkanlığı için yarışa hazırlanmıştır.

Peronistler Kirchner’in etrafında toplanmışlar ve Ekim 2011’de başkanlık yarışında ezici bir zafer elde etmiş ve iktidar koalisyonu için kongre çoğunluğunu yeniden kazanmışlardır.

Ekim ayında ilk tur oylamayı az farkla kazanmasına rağmen, muhafazakar rakibi Mauricio Macri’ye kaybettiği Kasım 2. tur seçimlerini engellemek için gereken %45 oyu kazanamamış ve yaklaşık 14 yıllık Peronist yönetimi böylece sona ermiştir.

Fernández de Kirchner, 2019 başkanlık seçimlerinde olası Peronist aday gibi görünmüş ancak bunun yerine kocasının eski genelkurmay başkanı Alberto Fernández’den başkan yardımcısı adayı olarak seçimlere girmiş ve Fernandes’in başkan seçilmesiyle onun yardımcılığını üstlenmiştir. Günümüzde halen görevine devam etmektedir.

ARJANTİN DEVRİMİ

Arjantin Devrimi, Devlet Başkanı Arturo Llia’yı 28 Haziran 1966’da darbeyle deviren sivil-askeri diktatörlüğün döneme verdiği isimdir. Darbe çok geniş kitlelerce desteklenmiştir. Yeni Devlet Başkanı Genelkurmay Başkanı Juan Carlos Ongania olmuştur.

Darbe sırasında gerek Silahlı Kuvvetlerin iç yapısındaki uyum, gerekse siyasal iktidarı belirsiz bir süreyle ele almaları ve sivil yaşama dönme konusundaki isteksiz tavırları ile bu darbeyi öncekilerden oldukça farklı kılmıştır.

1966 darbesinin 3 nedeni, General Ongania tarafından şu şekilde ortaya konulmuştur:

  1. Büyük toplumsal gruplar arasında teröre ve anarşiye sebep olan uyum eksikliği
  2. Sivil liderlerin ulusal sorunları çözmede yetersiz kalması
  3. Siyasi partilerin ve liderlerinin toplumda kutuplaşmaya yol açan sorumsuz davranışları.

Darbenin arkasında bulunan güçlü destekle birlikte ordu bu eylemini “Arjantin Devrimi” olarak ilan etmiştir. Hatta ordu, amaçlarının geçici olmadığını belirterek Arjantin’in yönetiminde uzun süre kalmak istediklerinin sinyalini vermiştir. Ordunun 7 yıl süren iktidarı da bu isteğini uygulamaya geçirdiğini gösteren en güzel kanıt olmuştur.

Hükümet hiç vakit kaybetmeden sosyal hayata yeni bir form vermek için işe koyulmuştur. Yeni düzende politikacıların yerini askeri liderler almış; ekonomik büyümeyi canlandıracak teknokratlar ve yabancı yatırımcılarla ittifaklar geliştirilmiştir. Otoriter yönetim; ordu, polis, yargı sistemi ve ceza sistemi gibi devletin baskı araçları vasıtasıyla kendini güçlendirmiştir.

Arjantin toplumunun önemli bir özelliği örgütlü olmasıdır, fakat bu darbe döneminde örgütlü toplum pek etkili olmamıştır. Yargı özerkliği de kaldırılmıştır. Üniversiteler ve basın üzerinde baskı ve sansür uygulanmıştır.

Darbeden çok kısa bir süre sonra, üniversiteler üzerindeki baskıyı gösteren “Uzun Bastonlar Gecesi” olarak adlandırılan bir olay yaşanmıştır. Federal Polis, Buenos Aires Üniversitesi’ne baskın yapmıştır. General Ongania’nın otoriter yönetiminin bir yansıması olarak çıkartmış olduğu Üniversite Reformuna muhalefet eden öğrenciler ve hocalar ile güvenlik güçleri arasında ciddi bir gerilim yaşanmıştır. Olay sonrasında çok sayıda tutuklama olmuş ve 300 civarında profesör ülkeyi terk etmiştir. Yaşanılan olaylar Ongania’nın popülaritesini yitirmesine neden olmuştur. Uygulanan kemer sıkma politikasının sorumlusu olarak görülen Ekonomi Bakanı görevden alınırken ayaklanmadan bir yıl sonra Ongania da bir iç darbeyle devrilmiştir.

Ongania’dan sonra ise yerine ilk olarak General Roberto Marcelo Levingston, sonrasında ise Ordu Komutanı General Alejandro Agustin Lanusse gelmiştir. General Lanusse bir darbeyle Levingston’u devirmiş ve 1971 yılından 1973 seçimlerine kadar iktidarı yürütmüştür. Lanusse darbe konusunda deneyimli olup 1950’den beri planlanan darbelerin neredeyse hepsinin içinde bulunmuştur. 1951’de Peron’a karşı planlanan darbe girişimine katılıp bu yüzden de ömür boyu hapis cezası almıştır. Hapisten 1955’teki darbe sayesinde kurtulmuş ve 1968 yılında da genelkurmay başkanı olmuştur.

Artan şiddet olayları, ekonomideki kötü gidişat, siyasal savaş ortamı ordunun yeni bir çözüm sunması yönündeki talepleri iyice artırmıştır. Ordu bu atmosferde anayasaya sığınmanın ve sivilleşme yönünde adım atmanın iyi bir strateji olduğunu düşünerek genel seçimin 1973 yılında yapılmasını kararlaştırmıştır. Aynı zamanda Lanusse büyük bir risk alarak, 18 yıldır sürgünde olan Peron’un Arjantin’e dönmesine izin vermiştir. Peron, 1972’nin sonlarında kısa süreliğine Arjantin’e gelip 1973 seçimi için Dr. Hector Campora lehine yoğun bir lobi faaliyetini yürütmüştür.

II. PERON DÖNEMİ

11 Mart 1973’te yapılan genel seçimde Peronist Parti %49 oranında oy almış ve Hector Campora başkan olarak seçilmiştir. Seçimlerden önce kullanılan slogan çok manidardır: “Campora hükümete, Peron iktidara”. Bu seçimle birlikte Arjantin’de Peronizm’in ilkine göre oldukça kısa sürecek ikinci yarısı başlamıştır.

Campora cesur bir ekonomi politikası başlatmıştır. İlk olarak işçi ücretlerini artırmayı hedeflemiş, hatta bir önceki Peronist dönemde ulusal gelirden elde ettikleri kazanca ulaştırmaya çalışmıştır. Tabii ki bu politika bütün çıkar gruplarının olağanüstü iş birliğini gerektirmiştir. Bunun için Campora hükümeti, işgücü ve işverenler arasında uyum sağlamak üzere bir sosyal anlaşma yürütmüştür. Kırsal üretim için de yine cazip fırsatlar yaratılmaya çalışılmıştır.

Şaşırtıcı bir şekilde yeni Peronist rejim, Arjantin toplumundaki neredeyse tüm çıkar gruplarıyla bir koalisyon inşa etmiştir. Bu koalisyonun nasıl mümkün olduğunu anlamak için Arjantin toplumunun tükenmişlik içerisinde olduğunu görmek yeterlidir. Siyasal denge ise oldukça kırılgan bir yapı sergilemiştir. Fabrika işgali ve eylemler daha da artış göstermiştir. Sosyal konsensus için karizmatik bir lider etrafında birleşmenin yararlı olacağı düşünülmüştür. Bu karizmatik liderlik içinse Peron’dan başka isim düşünülmemiştir. Fakat Peron’un 77 yaşında olması ve bozuk olan sağlığı hesaba katılmamıştır.

Peron 20 Haziran 1973’te, yanında 3.eşi Isabel Martinez de Peron’la birlikte Arjantin’e geri dönmüştür. Ezezia Havaalanına Peron’u karşılamaya yaklaşık 3 milyon hayranı gelmiştir. O gün Arjantin için gerçekten de unutulmaz bir gün olmuştur. Peron hayranlarını selamlarken ateş açılmış ve ortalık savaş alanına dönmüştür. Olayda, sağcı Peronistler solcu Peronist grup Montonerolar’ı hedef almışlardır. Resmi açıklamalara göre 13 kişi ölmüş, 365 kişi yaralanmıştır. Resmi olmayan açıklamalarda bu sayıların daha fazla olduğu öne sürülmüştür. Bu olay Arjantin siyasi tarihinde Ezeiza Katliamı olarak adlandırılmıştır. Katliamın, Campora’yı yıpratmak ve Peron’un başkanlığına daha hızlı geçişi sağlamak için düzenlenmiş olduğu ortaya çıkmıştır.

Peron döndüğünde, başkanlık için ikamet şartını sağlamaması sorun olarak önüne çıkmıştır. Peron’un dönüş zaferi üzerine, Peroncular tarafından Campora’nın istifa etmesi için bir dizi ayaklanma tertiplenmiş ve sonrasında başkan yardımcısı derhal seçimlere gidilmesi için çağrıda bulunmuştur. 23 Eylül 1973’te yapılan başkanlık seçimlerinde Peron başkan olarak seçilmiş ve 11 Ekim 1973’te göreve başlamıştır. Böylece Peron, Arjantin’de 3.kez başkan olmuş, 3.karısı Isabel Peron’u da başkan yardımcısı olarak atamıştır.

Peron, öncelikli olarak işçi hareketini birleştirmeye çalışmış ve askeri kurumları kitlelerle barıştırmak için çaba sarf etmiştir. Ama bu iş maalesef kolay olmamıştır. Peron sürgündeyken her şey çok değişmiştir. İşçi hareketinde de çok değişiklik olmuştur. İşçiler daha fazla militan sosyalist gruplarla hareket eder hale gelmişlerdir.

Ekonomi, bu dönemde dünya genelinde yaşanan petrol fiyatlarındaki artıştan dolayı çökme noktasına gelmiştir. Peron’un buna karşı önlem olarak ekonomiyi canlandırmak için aldığı dış borçlar ise bütçe açığını daha da derinleştirmiştir. Çalışanların ücretleri her geçen gün değer kaybetmiştir. Sokakta militan öğrencilerin ve entelektüellerin eylemleri giderek artmıştır. Peron, artan bu eylemlere karşı sonunda harekete geçmiştir. Kitle gösterileri yasa dışı hale getirilmiş ve polisin müdahalesine izin verilmiştir. Medya da devlet kontrolü altında tutulmuştur. Bu olaylardan kısa bir süre sonra 1 Temmuz 1974’te Peron ölmüş ve yerine karısı ve başkan yardımcısı Isabel Peron geçmiştir.

Isabel Martínez de Perón

María Estela Martínez Cartas de Perón, Juan Perón’un 3. karısı ve 1974-1976 arasında Arjantin başkanı olmuştur. Batı Yarımküre’sinin monarşik olmayan ilk kadın devlet başkanıdır.

Dansçı olduktan sonra Isabel adını kullanmaya başlamıştır. 1955-1956’da Perón’la tanıştıktan sonra gösteri dünyasındaki işini bırakarak onun özel sekreteri olmuştur. Perón’la birlikte Madrid’e sürgüne gitmiş ve 1961’de orada onunla evlenmiştir.

1960’larda ve 1970’lerde birkaç kez Arjantin’e dönerek eyaletlerde Peronist adayların seçim kampanyalarına katılmıştır. Perón 1973’te başkanlık seçimlerine katılmak üzere Arjantin’e döndüğünde Perón’un danışmanı José López Rega’nın önerisiyle başkan yardımcılığına seçilmiştir. Perón’un hastalığı sırasında birkaç kez ona vekalet etmiştir. 1 Temmuz 1974’te Perón’un ölümü üzerine başkan olarak onun yerine geçmiştir.

Yönetimi sırasında geçmiş yönetimlerden devraldığı enflasyon, işçi olayları ve siyasal şiddet hareketleri gibi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Bu sorunları yeni kabineler kurarak, dış borç ödemeleri için para basımını artırarak ve Kasım 1974’te sıkı yönetim ilan ederek çözmeye çalışmıştır. Ekonomik ve siyasi durumun giderek kötüleşmesi, 24 Mart 1976’da ordunun yönetime el koymasına yol açmıştır. Hava kuvvetlerine bağlı subaylarca tutuklanmış, 5 yıl boyunca evinde göz hapsinde tutulmuştur. 1981’de rüşvet suçlamasıyla yargılanmıştır. Aynı yılın yazında serbest bırakıldıktan sonra İspanya’ya sürgüne gitmiştir. 1983’te affa uğramıştır. 1985’te Peronist Adaletçi Parti başkanlığından istifa ettiğini açıklamıştır.

Kasım 2006’da, bir Arjantin mahkemesi tarafından, dönemi sırasında imzaladığı bir kararnameye dayanılarak Héctor Aldo Fagetti Gallego’nun ölümünden sorumlu tutularak tanık olarak dinlenmesi istenmiştir. Bu karar üzerine Arjantin tarafından İspanya’dan iadesi istenmiştir. Ocak 2007’de İspanya’da tutuklanan Perón’un, Arjantin tarafından yapılan iade talebi Mart 2008’de reddedilmiştir.

ULUSAL YENİDEN YAPILANDIRMA SÜRECİ

Kirli Savaş – 24 MART 1976

BÖLGE: Arjantin

SALDIRI TÜRÜ: Antikomünist katliam

ÖLÜ: 7.000-30.000

YARALI: 150.000-250.000

İŞLEYENLER: Arjantin Hükümeti, Arjantin Antikomünist İttifakı

 Kirli Savaş ya da taraftarlarınca isimlendirilen Ulusal Yeniden Yapılanma Süreci, Arjantin’de 1976-1983 yılları arasındaki kolluk kuvvetleri tarafından düzenlenen antikomünist saldırılar dönemini anlatan terimdir.

CIA desteği ile uygulamaya konulan Condor Planı sonrası Arjantin, Bolivya, Brezilya, Paraguay, Şili ve Uruguay hükümetleri komünist, devrimci ve muhalif örgütlenmeleri yok etmek amacıyla birlikte hareket etme kararı almışlardır. Bu süre zarfında bu devletler birer baskı rejimi oluşturarak şiddeti ve işkenceyi bu örgütlenmeleri bastırmak amacıyla sistematik olarak kullanmıştır.

Bu dönemde devlete bağlı askerler, polisler, birtakım sağcı gruplar ve Arjantin Antikomünist İttifakı, komünizm düşüncesiyle ilişkili olduğunu düşündükleri kişileri kaçırıp öldürmüştür. Bu kanlı dönemdeki ölü sayısının 7.000 ile 30.000 kişi arasında olduğu tahmin edilmektedir.Bununla birlikte baskı altına alınan veya işkence gören sendikacılar, öğrenciler, gazeteciler, Marksistler ve Peronistlerle birlikte bu sayının 150.000 – 250.000 arasında olduğu belirtilmiştir. Öldürülen ya da kaçırılan kişilerin aileleri çocuklarını bulmak için yıllarca süren mücadeleler vermişlerdir.

Bu döneme dair devlet kademesinden ilk öz eleştiri Aralık 1985’te, Genelkurmay Başkanı Teodoro Waldner tarafından yapılmıştır. Waldner’in öz eleştirisi, ulusal yaşamın çeşitli sektörleri tarafından övgüyle karşılanmıştır. Bu dönemden sonra Arjantin mahkemeleri yaşananlardan sorumlu kişileri insanlığa karşı suç ve devlet terörizmi kapsamında yargılamıştır.

Mart 2016’da Vatikan yönetimi, Kirli Savaş’a dair gizli olan arşivlerini açma kararı vermiştir. Günümüzde tarihsel anma müzesi olarak kullanılan Deniz Kuvvetleri Okulu, Kirli Savaş döneminde muhaliflerin burada tutulup sistematik olarak işkenceden geçirilip öldürüldüğü yerdir. Arjantin’in başkenti Buenos Aires’de askeri yönetim yıllarına kadar uzanan 1.500 gizli dosya tespit edilmiştir. Dosyalar Hava Kuvvetleri karargahında terk edilmiş bir bölümde bulunmuştur. Savunma Bakanı Agustin Rossi dosyaların 1976-1983 arasında ülkeyi yöneten askeri cuntanın tüm toplantı tutanaklarını içerdiğini söylemiştir. Belgeler de kara listeye alınan ünlü sanatçı ve aydınlar da sayılmıştır.

Kavramsallaştırma

Günümüzde Arjantin devleti bu dönem yaşananları devlet terörizmi olarak kavramsallaştırmıştır. Arjantin Eğitim ve Spor Bakanlığı’nın resmi internet sitesinde 1930 ve 1983 yılları arasında Arjantin’de 6 darbe yaşandığı, ancak “devlet terörü” ifadesinin yalnızca sonuncuyu, yani bu dönemde yaşananları ifade etmek için kullanıldığı yazılıdır.

Condor Planı 1970’li yıllarda Latin Amerika’daki sağ diktatörlüklerin CIA desteğiyle uygulamaya koyduğu operasyondur. Bill Clinton döneminde (2000) açıklanan belgeler sonucunda CIA desteği daha açık biçimde ortaya konmuştur. Paraguay’da 1954, Brezilya’da 1964, Arjantin’de 1966, Uruguay’da 1971, Bolivya ve Şili’de 1973 yıllarında askerî darbeler olmuş, ordu yönetime el koymuştur. Zamanın Devlet Başkanı Isabel Peron’u deviren cunta 24 Mart 1976 tarihinde iktidara gelmiştir. General Jorge Rafael Videla cuntanın başkanı olmuş ve iktidarı 1981 yılında General Roberto Viola’ya teslim etmiştir. Videla Mayıs ayında, insanlığa karşı suçlardan ömür boyu hapis cezasını çekerken, hapiste ölmüştür. İnsan hakları grupları Arjantin’de askeri yönetimle geçen 7 yıl içinde yaklaşık 30.000 kişinin öldüğünü ileri sürmüştür.

Cuntanın Himayesindeki 1978 Dünya Kupası

Yurt dışındaki herkes ülkede olup bitenleri öğrenmeye ve sağlıklı bilgi almaya çalışırken FIFA, “acılı günleri geride bıraktığı için” 1978 Dünya Kupası’nın Arjantin’de düzenlenmesinde herhangi bir sakınca olmadığına karar vermiştir. Videla cuntası bunu fırsata çevirmek istemiştir. Organizasyon, cuntanın dünyaya mesaj yollayacağı bir imaj çalışması olmalı ve futbol kullanılarak ülkedeki çatlak sesler susturulmalı görüşündedir.

Üstelik Videla, uyguladığı şiddeti, işkenceleri ve sistematik bir hâl alan muhalifleri gözaltında kaybetmeyi maskelemenin yolunun Dünya Kupası organizasyonu ve Arjantin’in şampiyonluğundan geçeceğini düşünmüştür.

Turnuva yaklaştığında, Hollanda takım kaptanı Johann Cruyff ve Almanya’dan Paul Breitner, kupayı boykot ettiğini açıklayıp Arjantin’e gelmemiştir. Aynı günlerde, yabancı basın kuruluşlarının temsilcilerine, “sadece futbola odaklanmaları aksi takdirde can güvenliklerinin sağlanamayacağı” tehdidi ima yoluyla yöneltilmiştir.

1 Haziran 1978’de, adeta bir gövde gösterisi şeklinde gerçekleşen açılış töreninde Videla, iki yılda Arjantin’i getirdikleri noktayı anlatıp kısa sürede demokrasiye geçileceğini duyurarak tam anlamıyla propaganda yapmıştır. Gösteriyi ve konuşmayı izleyen Avrupalı gazeteciler, bunu 1936 Berlin Olimpiyatları’nın açılış törenine ve Videla’yı da Hitler’e benzeten başlıklar atmıştır. Daha ilk günden itibaren yabancı gazeteciler, Plaza de Mayo’da toplanan kayıp yakınlarını dünyaya duyurmuş, ülkedeki işkenceleri ve tutuklamaları haberleştirmiştir. Bununla beraber, cuntanın tüm tehditlerine rağmen açılış töreninde uçurulan beyaz güvercinlerin bir yanıltmaca olduğunu yazmışlardır.

Turnuva boyunca Arjantinli futbolcuların “profesyonelce” yaptığı hiçbir faulün görülmemesi pek yadırganmamıştır. Fakat asıl olay, şampiyonanın sürpriz takımı Peru’nun Arjantin’le karşılaştığı 2. tur maçı olmuştur. Bir önceki kupada olduğu gibi gruplarını ilk iki sırada bitiren takımlar, ikinci turda dörderli yeni bir grup oluşturmuştur. B Grubu’nda yer alan Arjantin, Peru, Brezilya ve Polonya arasındaki çekişmede Brezilya ve Arjantin öne çıkmıştır. Aynı saatlerde oynanması gereken son maçlar öncesinde Polonya-Brezilya karşılaşması üç saat öne alınmıştır. Maçı Brezilya 3–1 kazanmış ve böylece Arjantin finale çıkmak için turnuvada o güne kadar toplam 6 gol yiyen Peru’ya, en az 4 gol atması gerektiğini bilerek sahaya çıkmıştır. Arjantin 6–0 kazanmıştır. Turnuva bittikten sonra Videla’nın emriyle Peru’ya 50 milyon dolarlık kredi açılmış ve 35 bin ton hububat bedelsiz olarak gönderilmiştir. Finalde Hollanda’yı 3–1 yenerek şampiyon olan Arjantin, Videla’nın elinden kupayı almak üzere şeref tribününe çıktığında statta ülkenin adı duyulmuş ve başkan da taraftarları gururla selamlamıştır. Sokaklardaki 24 saatlik karnaval ve birlik havası ise birkaç gün içinde yerini yeni tutuklamalara, işkencelere ve insan hakları ihlallerine bırakmıştır.

25 Haziran 1978’de, kupayı Arjantin kaptanı Pasarella’ya veren Videla ve onun yanı başındaki Amiral Massera, 1983’te sivil yönetime geçilmesinin ardından yargılanıp tutuklanmış, 1985’te cinayet suçlamasıyla ömür boyu hapse mahkûm olmuştur. 1990’da ise Carlos Menem tarafından “sağlık gerekçesiyle” kendilerine özel afla serbest bırakılmışlardır.

ARJANTİN’DE NAZİLER

Müttefik Kuvvetlerin İkinci Dünya Savaşı’nda Almanya’yı yenmesinin ardından Avrupa, Adolf Hitler’in Nazi Almanyası’nın cellatları için güvensiz bir yere dönüşmüştü. Binlerce Nazi memuru, yüksek düzey parti yöneticileri, komutanlar ve işbirlikçiler Güney Amerika’ya, özellikle Arjantin, Şili ve Brezilya’ya iltica edebilmek için Atlantik üzerinden yola çıkmıştır. Arjantin, yüzlerce Alman vatandaşına kapılarını açmış ve savaş sırasında Almanya ile yakın ilişkide olmuştur. 1945 yılının ardından kendisi de faşist ideolojiyi benimsemiş olan Arjantin başkanı Juan Perón, üst düzey memurlara ve diplomatlara yardım ederek İspanya ya da İtalya üzerinden kaçmaları için kaçış yolları ayarlamıştır. Zaman içinde Naziler ve işbirlikçileri kıtaya doluştukça çeşitli ağlar oluşturulmuş ve onların ardından gelenlerin işi de kolaylaşmıştır. Adolf Hitler’in Güney Amerika’ya kaçtığı iddiası da bu nedenle güçlenmiştir. Eğer kaçmak isteseydi önüne hiçbir engel de çıkmayacaktı. Bu iddianın kesinliği hâlâ tartışılır ama emin olduğumuz kaçaklar da vardır.

Savaş Suçlusu 7 Nazi̇

Eichmann

Dünyada en çok aranan Nazi  ünvanına sahip olmuştur. “Nihai Çözüm” projesinin mimarıdır. Savaşın bitmesinin ardından bir süre Avusturya’da saklanmıştır. İtalya’daki bir Fransisken rahibinin yardımıyla sahte bir pasaport ve Arjantin vizesi almıştır. 1950’de Buenos Aires’e kaçmıştır. İsrailli Mossad ajanları 11 Mayıs 1960’da yaptıkları bir operasyonla Eichmann’ı yakalamış ve İsrail’e götürmüştür. Savaş suçu işlemek, toplama kampları kurmak ve Yahudileri öldürmek suçlarından mahkum olmuştur. 31 Mayıs 1962’de idam edilmiştir.

Josef Mengele

Eichmann’dan sonraki ikinci en yüksek Nazi üyesidir. “Ölüm Meleği” lakabıyla anılmıştır. Auschwitz kampındaki tutsaklar üstünde yaptığı vahşi deneylerle tanınmıştır. Savaşın ardından üç yıldan fazla bir süre Almanya’da saklanmıştır. Katolik bir rahibin yardımıyla İtalya üzerinden Arjantin’e kaçmıştır. Buenos Aires, Paraguay ve Brezilya’da saklanmıştır. Batı Almanya, Arjantin’den ‘doktorun’ teslim edilmesini istemiştir. Mengele 1979 yılında Brezilya sahilinde felç geçirerek boğulmuştur.

Walter Rauff

Gaz odalarının oluşturmuştur. Son derece acımasız olmasıyla tanınmıştır. Savaş sona erdiğinde Müttefik Orduları tarafından yakalanmış ama tutulduğu kamptan kaçmayı başarmıştır. Bir süre İtalya manastırlarında saklanmıştır. 1948’de Suriye başkanına askeri danışmanlık yapmıştır. Ardından 1949’da İtalya üzerinden Ekvador’a kaçmış ve kendi ismiyle Şili’ye yerleşmiştir. 1962’de Şili’de yakalanmış ama mahkeme tarafından serbest bırakılmıştır. Şili diktatörü Augusto Pinochet, Batı Almanya’nın Rauff’un teslim edilmesi konusundaki çağrılarını ısrarla reddetmiştir. Rauff, 1984’te Şili’de ölmüştür. Cenazesi nazi propaganda törenine dönüşmüştür.

Franz Stangl

“Beyaz Ölüm” lakabıyla anılmıştır. Savaştan sonra Amerikalılar tarafından yakalanmışsa da İtalya’ya kaçmayı başarmıştır. Nazi sempatizanı bir piskopos olan Alois Hudal’ın yardımıyla önce Suriye’ye, sonra Brezilya’ya kaçmıştır. 1967’de São Paulo’da Volkswagen fabrikasında çalışırken yakalanmıştır ve Batı Almanya’ya götürülmüştür. Toplu ölümlerden dolayı yargılanmış ve suçlu bulunmuştur. Müebbet hapse mahkum olmuş, hapishanedeyken 1971’de kalp rahatsızlığı nedeniyle ölmüştür.

Josef Schwammberger

Polonya’daki üç Yahudi işçi kampının yönetiminden sorumluydu. 1943’te bir kamptaki beş yüz Yahudinin toplu olarak öldürülmelerini emretmiştir. Savaş bittiğinde 1945 yılında Avusturya’da yakalanmış ama İtalya’ya kaçabilmiştir. 1948’de Arjantin’e geçmiş ve vatandaşlık alarak kendi adıyla yaşamaya başlamıştır. 1973’te Batı Almanya’ya teslim edilmesi istenmiştir. Bir süre saklanmışsa da 1987 yılında Arjantinli polisler tarafından yakalanmıştır. 3 yıl sonra Almanya’ya dönerek mahkemeye çıkmıştır. Müebbet hapis cezası almış ve 2004 yılında hapiste ölmüştür.

Erich Priebke

 Orta düzey Nazi komutanı ve Gestapo üyesiydi. 1944’te Roma’daki katliama katılmış ve 335 insanın öldürülmesinde görev almıştır. Ayrıca iki bin Romen Yahudinin Auschwitz kampına gönderilmesinde de yer almıştır. 1946’da İngiliz tutsağıyken piskopos Alois Hudal’ın yardımıyla sahte pasaport alarak Arjantin’e kaçmış ve Alman okulunda çalışmıştır. 1994’te geçmişi ortaya çıkmış ve hükümet tarafından İtalya’ya gönderilmiştir. Burada yargılandığı mahkemede savaş suçu işlemekten müebbet hapse çarptırılmıştır. 2013 yılında yüz yaşındayken ölmüştür. Cenazesinde faşist ve antifaşist iki grup arasında çatışma çıkmıştır. Cenazesi Arjantin’e gömülmek istenmiş fakat hükümet bunu reddetmiştir. Mezarı gizli bir yerde bulunmaktadır.

Gerhard Bohne

Avukat ve Nazi memuruydu. “Ötenazici” lakabıyla anılmıştır. Yürüttüğü bir programla tedavisi olmayan hastaları, zihinsel hastalığı olanları ve engellileri öldürmüştür. Toplamda iki yüz bin insanın ölümünden sorumlu tutulmuştur. 1949’da Arjantin’e gitmiş ve başkanın ordusunda teknisyen olarak çalışmıştır. Daha sonra itiraf ettiğine göre başkanın yardımcıları burada yaşaması ve çalışması için yardım etmiştir. Arjantin’de darbe olunca Başkan Perón devrilmiş ve  Bohne de Almanya’ya dönmek zorunda kalmıştır. 1963’te çıktığı mahkemede kefaletle serbest bırakılmıştır. Ardından tekrar Arjantin’e dönmüşse de üç yıl sonra savaş suçlusu olarak mahkemeye çıkarılmıştır. Mahkemeye çıkmaya elverişli olmadığı söylenmiş ve on beş yıl sonra 1981’de ölmüştür.

Arjantin, İkinci Dünya Savaşı’ndan Sonra Nazi Savaş Suçlularını Neden Kabul Etti?

Perón’un hükümeti, Nazi Almanyası’nın faşist tuzaklarının büyük bir hayranıydı. İkinci Dünya Savaşı sırasında Arjantin; Almanya, İspanya ve İtalya ile yakın kültürel bağları nedeniyle açıkça bu ülkeleri desteklemeyi tercih etmiştir. Çoğu Arjantinli İspanyol, İtalyan veya Alman kökenlidir. O yıllarda Arjantin, Nazi casuslarıyla dolu ve Arjantinli subaylar ve diplomatlar Mihver Avrupa’da önemli mevkilerde bulunmaktadır.

Amerikalılar ve İngilizler kaçakları komünist ülkelere vermek istemediler. Savaştan sonra Polonya, Yugoslavya ve Doğu Avrupa’nın diğer bölgelerinde komünist rejimler kurulmuştu. Bu yeni ülkeler, müttefik hapishanelerdeki birçok savaş suçlusunun iadesini talep etmişlerdi. Müttefikler, savaş duruşmalarının sonucunun kaçınılmaz olarak idamlarla sonuçlanacağını düşündükleri için yeni komünist rakiplerine teslim etme konusunda isteksizdiler. Bu yüzden pek çoğunun Arjantin’e gitmesine izin verilmiş ve Katolik Kilisesi de bunu desteklemiştir.

Arjantin Nazilerinin Mirası

Nazilerin Arjantin üzerinde çok az kalıcı etkisi olmuştur. Arjantin, Güney Amerika’da Nazileri ve işbirlikçilerini kabul eden tek yer olmamıştır. Brezilya, Şili, Paraguay ve kıtanın diğer bölgeleri de Nazileri kabul etmiştir. Birçok Nazi, Peron hükümetinin 1955’te düşmesinin ardından, yeni yönetimin Peron’a ve tüm politikalarına olduğu gibi düşmanca davranarak onları Avrupa’ya geri gönderebileceğinden korkarak dağılmıştır. Zamanla bu kadar çok II.Dünya Savaşı suçlusunun varlığı Arjantin için utanç verici bir şey haline gelmiştir. 1990’lara gelindiğinde bu yaşlı erkeklerin çoğu kendi adlarıyla açıkça yaşamıştırlar. Bunlardan birkaçı sonunda takip edilmiş ve mahkemeler için Avrupa’ya geri gönderilmişlerdir (Örneğin Josef Schwammberger ve Franz Stangl). Arjantinli Nazilerin geri kalanının çoğu Arjantin’in büyük Alman topluluğuna asimile olmuş ve geçmişleri hakkında asla konuşmamıştır. Herbert Kuhlmann gibi bu adamlardan bazıları mali açıdan bile oldukça başarılı olmuştur.

KAYNAKÇA

  1. Günal N, Arjantin, TDV İslam Ansiklopedisi, (03.03.2021)
  2. https://insamer.com/tr/arjantin-cumhuriyeti_2224.html (03.03.2021)
  3. https://www.jeopolitik.net/arjantin-ulke-profili-ve-jeopolitigi/ (03.03.2021)
  4. http://www.mfa.gov.tr/arjantin-ekonomisi.tr.mfa (03.03.2021)
  5. Calvert P, Eidt R. “Arjantin”. Encyclopedia Britannica. Son Güncelleme: 1 Mart 2021.
  6. Kurtuluş R. “ARJANTİN”. TDV İslâm Ansiklopedisi.
  7. https://www.britannica.com/place/Argentina (06.03.2021)
  8. https://islamansiklopedisi.org.tr/arjantin#2  (06.03.2021).
  9. Nataraj G, Sahoo P. Argentin’s Crisis: Causes and Consequences. Economic and Political Weekly. 2003 Apr 26:1641-4.
  10. Warrant for ex-Argentine leader. BBC haberi. 12 Ocak 2007. http://news.bbc.co.uk/2/hi/americas/6254227.stm (06.03.2021).
  11. “Isabel Peron’s arrest signals shift in Argentina”, Los Angeles Times, 13 Ocak 2007. www.latimes.com/archives/la-xpm-2007-jan-13-fg-isabel13-story.html (06.03.2021).
  12. “Extradition of Isabel Perón To Argentina Is Rejected By Court”, New York Times, 29 Nisan 2008. www.nytimes.com/2008/04/29/world/europe/29briefs.html (06.03.2021).
  13. Akdağ,  İ.  (2006).  Civilian-Military  Relations  in  the  Argentinean  Democratization (1983-1995). (Yayımlanmamış  yüksek  lisans  tezi).  Orta  Doğu  Teknik Üniversitesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.
  14. Kılıç,  M.  (2013).  Soğuk  Savaş’tan  Bugüne  Darbeler  ve  Devrimler  1.cilt.  İstanbul: Cem. Kök, G. (2010).  Arjantin’in Yakın Tarihi  ve Peronizmin Mirası. 11 Mayıs  2010.
  15. Christopher Klein, 2018, History.com, Güney Amerika’ya Kaçan Savaş Suçlusu 7 Nazi. oggito.com/icerikler/guney-amerika-ya-kacan-savas-suclusu-7-nazi/57467 (06.03.2021).
  16. Christopher Minster, 22 Ocak 2020, Why Argentina Accepted Nazi War Criminals After World War 2. www.thoughtco.com%2Fwhy-did-argentina-accept-nazi-criminals (06.03.2021).
  17. Uzun T, Gergüç M. Arjanti̇n Si̇yasi̇ Tari̇hi̇nde Askeri̇ Darbeler. Ekonomi ve Yönetim Araştırmaları Dergisi. Cilt 6, Sayı 2, Aralık 2017.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir