FİTOTERAPİ

ŞİFA (GELENEKSEL VE TAMAMLAYICI TIP) ÇALIŞMA GRUBU

· 11 dk okuma süresi >

YAZARLAR

1 Ulviye Esra ERBAŞ*

1 Nihan Elif TEKİN

2 Songül GÖKŞİN 

  1. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi
  2. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi

* İletişim: ueserbas9816@gmail.com

ÇÖREK OTU

Geçmişten günümüze insanlığın gözde baharatlarından biri olan çörek otu birçok alanda kullanılmaktadır. Bu popüler baharat Ranuncula bitki ailesinden Nigella cinsinin üç türünden biridir. Literatürdeki adı Niegella Sativa’dır. Dünyada Güney Batı Asya, Avrupa, Kuzey Afrika’da; ülkemizde ise Isparta, Burdur, Konya yörelerinde yetişmektedir. 20-30 cm uzunluğunda çiçekli bir bitkidir. Bitkinin meyveleri foliküllerin birleşmesinden oluşan kapsüllerdir ve içlerinde birçok tohum bulunmaktadır. Ortadoğu ülkelerinde birçok hastalıkta kullanıldığından “kutsanmış tohum” olarak da bilinir.

Tohumlarına Mısır firavunlarından biri olan Tutankamun’un mezarında rastlanılmıştır. Anlamının ölümden sonra iyi ve sağlıklı bir yaşam dilemek olduğu düşünülmektedir. Kleopatra’nın da bu bitkinin yağını güzellik için kullandığı bilinmektedir. Hipokrat, Dioskorides ve İbn-i Sina da birçok hastalıkta tedavi yöntemi olarak çörek otunu kullanmıştır. Arap ve Yunan tıbbında baş ağrısını gidermede, romatizmal hastalıklarda, mikrobik enfeksiyonlarda kullanılmıştır. İbn-i  Sina kitabında cilt hastalıklarında, haşere sokmalarında, bağırsak parazitlerini düşürmede ilaç olarak kullandığından bahsetmiştir. Çörek otunun özellikleri dini kitaplarda da geçmektedir. Hatta çörek otuna değinen en eski yazılı kitap Eski Ahittir. Aynı zamanda Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) çörek otuyla ilgili bir hadisi vardır: “Ölüm dışında hiçbir hastalık yoktur ki, çörek otunda onun için bir deva bulunmasın” (Buhari, Tıbb 7). 

ÇÖREK OTUNUN ETKİLERİ VE ENDİKASYONLARI

Çörek otunu bu kadar popüler yapan etkileri; antikarsinojen, antidiyabetik, antihipertansif, antiallerjen, antiastmatik, antidiaretik, antienflamatuar, mide hastalıklarında tedavi edici, AIDS’i önleyici, böbrek hastalıklarını tedavi edici, antikoagulan ve antimikrobiyal olmasıdır.

Çörek otu tohumunun besin değeri çok yüksektir. İçinde çeşitli kimyasallar barındırmaktadır. Genel içeriğinde en fazla yağlar bulunmakta olup onu karbonhidratlar takip etmektedir. Uçucu yağlarından çeşitli farmakolojik bileşenler elde edilmektedir. Bu özelliğinden başlıca timokinon sorumludur. Timokinon uçucu yağlarının ana aktif bileşenidir. Işığa karşı aşırı duyarlı bir moleküldür. Timokinon karsinogenezde hücre döngüsünü kontrol eden gen proteinlerinin aktivitesini etkilemektedir. Hücre döngüsünün farklı evrelerinde kanser hücrelerini öldürebilmektedir. Aynı zamanda P53 bağımlı ve bağımsız apoptoz mekanizmalarını indüklemektedir. Timokinon damar endotel büyüme faktörü (VEGF)’nün selektif blokörüdür. Bu  sayede anjiyogenezde hücre çoğalmasını engeller.

Hücresel antioksidasyon savunmayı arttırıp oksidatif stresi önlemektedir. Bazı hastalıklarda reaktif oksijen türlerinin (ROS) yükselmesiyle oluşan etkileri engelleyebilir ve hücrelerin antioksidan aktivitesini arttırır. Timokinonun serbest radikalleri azaltması sayesinde bu zararlı moleküllerin DNA ya saldırıp kanser oluşturma riskinin önüne geçilebileceği tıp dünyasında öngörülen bir gelişmedir.

Timokinon başta gram pozitif koklar olmak üzere birçok bakteriye karşı bakterisidal aktivite göstermektedir. Timokinonun antiinflamatuar etkisi ise inflamasyondan sorumlu siklooksijenaz (COX) ve lipooksijenaz (LO) enzimlerinin prostaglandin ve lökotrien sentezlediği yolağı engellemesiyle ortaya çıkmaktadır.

Sıçanlarda denenen bir çalışmaya göre timokinon;  lipaz, amilaz, kaspaz-1 seviyelerini etkileyerek yüksek yağlı diyet ile indüklenen patolojik durumlarda pankreası korumaktadır.

Çörek otu tohumu ve yağı düşük toksisiteye sahiptir. Timokinon ancak çok yüksek dozlarda zararlı etki göstermektedir.

Birçok hastalıkta geçmişten günümüze kullanılan çörek otu iyileştirici ve koruyucu özellikleri sayesinde geleneksel tıbbın rağbet gösterdiği bitkilerden olmuştur.

ALOE VERA

Aloe vera parlayan acı madde anlamındaki Arapça ‘Alloeh’ ve doğru anlamındaki Latince ‘vera’ kelimelerinden oluşmaktadır. Aloe vera, 2000 yıl önce Yunanlılar tarafından “her derde deva ilaç”; Mısırlılar tarafından da “ölümsüzlüğün bitkisi” olarak betimlenmiştir. Tarih boyunca Hindistan, Meksika, Japonya ve Çin’de de çeşitli amaçlarla kullanılmıştır. Kongo’daki avcılar, terlemeyi azaltmak için aloe veranın jeli ile vücutlarını ovmaktadırlar. Bazı Afrika kabileleri ise kronik konjunktivit için kullanmışlardır. Hindistan’da astım tedavisinde, Trinidad ve Tobago’nun geleneksel tıbbında hipertansiyon için kullanılmıştır. Aloe veranın geleneksel kullanımı genel olarak; yanıklar, yaranın iyileşme süreci, inflamasyonu azaltma ve nedbeleşmeyi kolaylaştırma etrafında şekillenmiştir.  Günümüzde Hint, Çin, Meksika olduğu kadar Orta Amerika’nın geleneksel tıbbında da kullanılmaktadır. Ayrıca Meksika dünyadaki aloe vera ticaretinin %47’sini sağlamaktadır. 

Botanik ismi Aloe barbadensis miller olan Aloe vera, içerisinde 360 tür barındıran Asphodelaceae (Liliaceae) ailesine aittir. Barbados ve Curaçao Aloe olarak da bilinmektedir. Doğal olarak genellikle Afrika, Asya, Avrupa ve Amerika’nın sıcak ve kuru bölgelerinde yetişmektedir. Ancak, ihtiyacın artmasıyla günümüzde geniş coğrafyalarda da yetiştirilebilmektedir. 

Aloe vera ağaçsı çalı gibi, uzun ömürlü, kurakçıl ve yeşil bir bitkidir. Üçgen, etli, tırtıllı yaprakları vardır. İç, orta ve dış olarak üç tabakaya ayrılabilir. %99’u sudan oluşan iç tabaka glukomannan, amino asit, lipid, sterol ve vitamin içermektedir. Zamk gibi yapışkan dokudadır. Buna aloe vera jeli denmektedir. Aloe vera özü denilen orta tabaka ise acı ve sarıdır, antrakinon ve glikozit içerir. Aloe vera jeli hafif yanıklar için kullanılırken, özü güçlü laksatif etkidedir. Dış tabaka, 15-20 hücreden oluşan koruyucu, kalın bir kabuktur. Karbonhidrat ve protein sentezler, içerisinde su ve besinlerin (nişasta, mineral vs.) taşınmasından sorumlu vasküler demetler vardır. 

Aloe vera vitaminler, enzimler, mineraller, şekerler, lignin, sponin, salisilik asit ve amino asitler olmak üzere 70’den fazla aktif içeriğe sahiptir (Tablo 1). Sahip olduğu içerik doğrultusunda antioksidan, antienflamatuvar, laksatif, analjezik, antibakterial, antiviral ve antiseptik etki göstermektedir.

Tablo 1. Aloe Vera İçerikleri 

Anthraquinones 


Aloin 
Barbaloin 
Isobarbaloin 
Anthranol 
Aloetic acid 
Ester of cinnamic acid 
Aloe-emodin 
Emodin 
Chrysophanic acid 
Resistannol
Inorganic compounds 

Calcium 
Sodium 
Chlorine 
Manganese 
Zinc 
Chromium 
Potassium sorbate 
Copper 
Magnesium 
Iron
Selenium
Saccarides 

Cellulose 
Glucose and Fructose (monosaccarides)
Glucomannan/Polymannose (polysaccarides)
Mannose-6-phosphate (monosaccaride)
Mannose L-rhamnose 
Aldopentose 
*Aloe verada bulunan en baskın monosakkarit mannoz-6-fosfat, en baskın polisakkarit ise glucomannan olan acemannandır
Enzymes 

Cyclooxygenase 
Oxidase 
Amylase 
Catalase 
Lipase 
Alkaline phosphatase 
Carboxypeptidase
Bradykinase
Cellulase
Peroxidase
Vitamins 

B1 
B2 
B6
B12 
Choline 
Folic acid 

α-tocopherol 
A (β-carotene)
Essential amino acids 

Lysine 
Threonine 
Valine 
Leucine 
Isoleucine 
Phenylalanine 
Methionine
Nonessential amino acids 

Histidine
Arginine 
Hydroxyproline 
Aspartic acid 
Glutamic acid 
Proline 
Glycine 
Alanine 
Tyrosine 
Miscellaneous 

Cholesterol 
Triglycerides 
Steroids 
β-sitosterol 
Lignins 
Uric acid 
Gibberellin (hormone)Lectin-like
substance 
Salicylic acid 
Arachidonic acid

A. ALOE VERANIN ETKİ MEKANİZMASI

1. İyileştirici Etkisi:

Glukomannan ve büyüme hormonu giberellin, fibroblastlardaki büyüme faktör reseptörleriyle (GFR) etkileşerek fibroblastların aktivitesini ve proliferasyonunu artırır. Bu yüzden aloe veranın topikal ve oral kullanımında belirgin şekilde kollajen sentezinde artış görülür. Aloe vera, kollajeni artırmasının yanı sıra kollajen kompozisyonunu ve bağlarını değiştirir. Böylece yaranın kasılabilmesini, cildin eski fonksiyonuna dönmesini hızlandırır. Ayrıca aloe veranın topikal ve oral kullanımında, dokunun iyileşme sürecinde oluşan granülasyon dokusundaki hyalüronik asidi ve dermatan sülfatı artırdığı görülmüştür.

2. Radyasyona (UV ve gama) Karşı Ciltteki Etkisi:

Aloe veranın radyasyona karşı cildi koruduğu görülmüştür. Tam rolü bilinmemekle beraber aloe vera antioksidan olan metallothioneinin ciltte üretimini sağlar. Böylece immünsüpresif sitokinlerin üretimini azaltarak (ör:IL10) UV indüklü gecikmiş tip hipersensivitenin baskılanmasını önler.

3. Antiinflamatuvar Etkisi:

Aloe vera siklooksijenaz yolağını inhibe ederek prostaglandin E2 üretimini azaltır. Ayrıca antiinflamatuvar bileşik olan C-glucosil chromone jel ekstresinde bulunmaktadır.

4. İmmün Sistem Üzerine Etkisi:

Aloe veradaki alprogen mast hücrelerinde kalsiyum girişini inhibe ederek histamin ve lökotrienin salınımını engeller. Murin sarkoma hücrelerinin implante olduğu farelerde yapılan bir çalışmaya göre de, aloe veradaki acemannan interlökin 1’in (IL1) ve tümör nekroz faktörünün (TNF) makrofajlardan salınımını artırarak kanser hücrelerin nekrozunu ve gerilemesini sağlayan immün saldırı oluşturur. Aloe veradaki birkaç düşük moleküler ağırlıklı bileşik de reaktif oksijen türlerinin (ROS) aktif nötrofillerden salınımını inhibe eder.   

5. Laksatif Etkisi:

Aloe vera özünde bulunan antrakinonlar güçlü laksatiftir. İntestinal su içeriğini artırır, mukus sekrasyonunu uyarır ve intestinal peristaltik hareketleri artırır.

6. Antiviral ve Antitümör Aktivitesi:

Bir antrakinon olan aloin; herpes simpleks, varisella zoster ve influenza gibi çeşitli zarflı virüsleri inaktive eder. Ayrıca aloe vera kanseri indükleyen benzopiren-DNA eklentilerinin oluşumunu engeller. 

7. Yaşlanma Karşıtı ve Nemlendirme Etkisi:

Yapısında bulunan mukopolisakkaritler cildin nemlenmesinde yardımcı olur. Aloe vera, fibroblastları uyarıp kollajen ve elastin liflerin üretimini sağlayarak cildi esnekleştirir, kırışıklığı azaltır. Yüzeyel epidermal hücrelerin birbirine yapışmasını sağlayarak cildi yumuşatır. Bunun yanında yapısındaki aminoasitler de cildi yumuşatmada yardımcı olur. Çinko ise gözenekleri sıklaştırır. Ayrıca aloe veranın sivilce önleyici etkisi de vardır. 

8. Antiseptik Etkisi:

Aloe verada bulunan lupeol, salisilik asit, üre nitrojen, cinnamonic asit, fenollar ve sülfür antiseptiktir. Mantar, bakteri ve virüslerde inhibitör etkisi vardır.

B. ALOE VERANIN ENDİKASYONLARI, KONTRENDİKASYONLARI ve YAN ETKİLERİ

1. Endikasyonları:

Seboreik dermatit (egzema), psoriasis vulgaris (sedef hastalığı), genital herpes, cilt yanıkları, tip2 diyabet, HIV enfeksiyonu (AIDS), kanseri önleme, ülseratif kolit, basınç ülseri (bedsore-yatakyarası), mukositis, radyasyon dermatiti, sivilce (akne vulgaris), liken planus, aftöz stomatit ve kabızlık bilimsel kanıta dayalı endikasyonlardır. Alopesi, bakteri ve mantardan kaynaklanan cilt enfeksiyonları, parazitik enfeksiyonlar, sistemik lupus eritematozus, artrit ve trigeminal nevralji geleneğe ve teoriye dayalı endikasyonlardır.

2. Kontrendikasyonları:

Aloe vera rahim kasılmasını uyarabileceğinden hamilelere, bebekte gastrointestinal distrese sebep olabileceğinden emziren annelere önerilmez. 

3. Yan Etkileri:

Kızarıklık, yanma, kaşıntı ve dermatit (hassas bireylerde) topikal kullanımda görülebilir. Ayrıca alerjik reaksiyonlar genellikle aloin ve barbaloin gibi antrakinonlardan kaynaklanır. Bu yüzden topikal kullanımdan önce küçük yüzeylerde denenmesi önerilir. Abdominal kramplar, ishal, kırmızı idrar, hepatit ve kabızlık oral kullanımında görülebilir. Ayrıca aloe veranın laksatif etkisi elektrolit dengesizliğine sebep olabilir. 

Yan etkilerine sık rastlanmamakla bereber, aloe vera çeşitli ilaçlarla etkileşime girebilir. Topikal kullanımda hidrokortizon gibi steroid kremlerin emilimini artırır. Potasyum düşürücü etkisinden dolayı kalp rahatsızlıklarında kullanılan digoksin ve digitoksinin yan etkisini artırıp etkisini azaltır. Aloe veranın furosemid ile kombine kullanımı potasyum noksanlığını artırır. Ayrıca aloe vera kan şekerini düşürdüğünden oral hipoglisemik ilaçlar ve insülin ile etkileşime girebilir. 

PANAX GİNSENG

Panax ginseng 5000 yıl önce Manchuria, Çin’de keşfedilmiştir. Önceleri yalnızca yiyecek olarak kullanılırken sonrasında etkileri farkedilmiş ve insan şekline olan benzerliğinden dolayı da tanrısal bir anlam kazanmıştır.

İngilizcede ginseng olarak adlandırılan, ancak asıl adı Çince rénshēn olan bu bitki; ren yani insan ve shen yani bitki kelimelerinden oluşmaktadır. Ginseng bitkisinin görünüşü kolları ve ayaklarıyla insan şeklini andırdığından bu ismi almıştır. Daha sonra ise botanik biliminin babası kabul edilen Linnaeus tarafından botanik adı olan “panax” adı verilmiştir. Panax kelimesi ise Yunanca panacea, yani her şeyi iyileştiren anlamına gelmektedir.

Ginsengin Kuzey Amerika’da keşfi 1716 yılı olarak belgelenmiştir ancak daha öncelerinde yerli Amerikalıların ginsengi çinlilerden tamamen habersiz olarak aynı amaçlarla kullandığı bilinmektedir.

GENEL ÖZELLİKLERİ

Ginsengin kanser, diyabet, kardiyovasküler hastalıklarda farmakolojik etkileri olduğu görülmüştür. Ayrıca immün sistemi desteklemek, santral sinir sistemini kuvvetlendirmek, stresi azaltmak için ve antioksidan olarak da kullanılmıştır. İçinde barındırdığı etken madde ginsenosit (ya da saponin) olarak adlandırılır ve şu ana kadar 50 ye yakın sayıda ginsenosit izole edilmiştir. İçindeki Saponinler protopanaksadiol (PPD) ve protopanaksatriol (PPT) olmak üzere iki gruba ayrılır.

Ginsenositler yüksek sıcaklıkta (pişirmede), vücutta mide asidinde ve bağırsak bakterilerinin metabolizmasında yapısal dönüşüme uğrarlar. Bunun sonucunda bazı maddeler açığa çıkar. Bu maddeler farmakolojik profil ve etki olarak birbirlerinden ayrılırlar. Böylece farklı sistemlerde farklı etkilere sebep olurlar. Örneğin ginsenosit 20S-Rg3 glukozla stimule olan insülin salınımını uyarırken; ginsenosit 20R-Rg3 hiçbir etki göstermemektedir.

Ginsengin aynı zamanda bir çok saponin olmayan komponentleri de vardır. Bunlar; bazı esansiyel yağlar, antioksidanlar, poliasetilenik alkoller, peptidler, aminoasitler, fitosteroller, polisakkaritler ve vitaminlerdir. Özellikle polisakkaritler pek çok araştırmanın konusu olmuştur çünkü bitki polisakkaritlerinin doğal bağışıklığı uyararak antitümor etki gösterebildiği bilinmektedir.

Panax ginseng ekstresinin günlük dozu 200 miligramdır. Kapsül formulleri ise günlük 100-600 miligram olarak kullanılır ve dozlar gün içine bölünür. Ginseng genelde uzun süreli kullanılır, bu yüzden her iki-üç haftalık kullanımdan sonra iki haftalık ara verilmesi önerilir. Köklü bir kullanım geçmişine sahip olan panax ginsengin üretimi ve kullanımı günümüzde de devam etmektedir.

GİNSENGİN ENDİKASYONLARI, YAN ETKİLER VE KONTRENDİKASYONLARI

Ginseng bitkisi pek çok hastalıkta semptomları hafifletici ve tedavi edici etki gösterir. Bunları farklı başlıklar altında inceleyebiliriz:

Kanser

Ginseng tüketen insanların mide, akciğer, karaciğer, pankreas, yumurtalık, kolon ve oral kavite kanserine yakalanma riskinin tüketmeyen insanlara göre daha düşük olduğu bilinmektedir. Ginsengin antikarsinojenik etkileri bir çok mekanizmaya dayanır. Bunlar; hücre toksisitesi ve diferansiyasyonu üzerindeki etkileri, antimetastaz özelliği, anjiyogenez inhibisyonu kimyasal terapötik ajanlarla sinerjistik etkileşimi ve çoklu ilaç direncini azatması ile açıklanır.

Örneğin ginsenosit Rh2 kanser hücre dizilerinde proliferasyonu inhibe eder, apoptozu indükler ve kanser hücrelerini antikanser ilaçlara duyarlı hale getirir. Bazı ginsenositlerin prostat kanserinde hücre proliferasyonunu durdurduğu, göğüs kanserinde kanser hücrelerinin yaşayabilirliğini azalttığı, hepatokarsinom ve kolorektal kanserde antikanser ve antimetastatik etki gösterdiği gözlenmiştir.

Diyabet ve Kan Glukozu

Ginsenositlerin antihiperglisemik etki yaptığı, kan glukozunu düşürdüğü, vücut ağırlığını azalttığı, glukoz kullanımını artırdığı ve insulin mekanizmasını dengelediği görülmüştür. Aynı zamanda panax ginsengin insülin direncini olumlu yönde etkilediği de fark edilmiştir. İntravenöz ginsenosit Rh2 verilen farelerin kolinerjik sinir uçlarında asetilkolin salınımıyla pankreatik B hücrelerinin muskarinik M3 reseptörünü uyararak plasma insülinini artırdığı gözlemlenmiştir.

Santral Sinir Sistemi ve Nörodejeneratif Hastalıklar

Ginsenosit Rg1’in öğrenmeyi, hafızada; kodlama-kaydetme, depolama ve hatırlama aşamalarının hepsini olumlu etkilediği gözlemlenmiştir. Morris water maze hafıza testi yapılan farelerde de sonuçlar göstermiştir ki ginseng ekstresi ve ginsenosit Rg1, Rb1 hafıza oluşumunu ve hatırlamayı iyileştirmiştir. Ayrıca bu ginsenositlerin serebral iskemi ve demanstan kaynaklanan hafıza kaybına ve bilinç kaybına engel olduğu da görülmüştür.

Ginseng etken maddelerinin kolinerjik sistemi stimule ettiği bilinmektedir, asetilkolin eksikliği hafıza kayıplarıyla ilişkilendirildiğinden hafıza açısından bu oldukça önemli bir bulgudur. Glutamat da öğrenme, hafıza ve kognitif fonksiyonda önemli nörotransmiterlerdendir. Ginsenosit Rb1 ve Rg1’in glutamat salınımını artırdığı bilinmektedir. Apoptozun hatalı kontrolünün nörodejenerative hastalıklara yol açtığı bilinmektedir. Ginsenosit Rg1 santral sinir sisteminde antiapoptotik etki gösterir.

Respiratuar Etkileri

Astım ve benzeri hastalıklarda kullanılır. Aşırı duyarlılığı ve enflamatuvar sitokin üretimini azaltır.

Psikiyatrik Etkileri

Bir çok çalışma depresyon ve şizofrenideki olumlu etkilerini göstermiştir. Kortikotrofin salınım faktörünü (CRF) ve nöropep Y’yi baskılayarak depresif davranışları azaltır.

Kardiyovasküler Etkileri

Yüksek tansiyonı düşürerek ve düşük tansiyonu yükselterek düzenleyici etki gösterir. Yüksek tansiyon üzerindeki etki mekanizması ise nitrik oksit (NO) salınımını artırmasıyla gerçekleşir. Ginsenositlerin anjiyogenezin hücre proliferasyonunu inhibe etmek, kapiler tüp oluşturmak, vasküler endotelyal büyüme faktorüyle indüklenmiş kemoinvazyon gibi birden çok aşamasını modüle ettikleri raporlanmıştır. Ayrıca ginsenositlerin iskemi ve reperfüzyonda koruyucu etkileri olduğu bilinmektedir.

Yan Etkileri 

Ginsengin gebe kadın ve fetüs üzerindeki zararlı bir etkisi görülmemiştir. Genel kanı fetüs ve anne için faydalı olduğudur. Panax ginseng genel olarak vücut tarafından iyi tolere edilen bir bitkidir ve yan etkileri hafif ve geri dönüştürülebilir. Yan etkileri arasında mide bulantısı, diyare, öfori, insomnia, baş ağrısı, hipertansiyon, hipotansiyon, mastalji ve vajinal kanama bulunur. Panax ginseng kafein ile etkileşip hipertansiyona sebebiyet verebilir ve kandaki alkol konsantrasyonunu düşürebilir. Ayrıca warfarin ile etkileşip warfarin etkisini azaltabilir. Bir monamin inhibitörü olan fenelzin ve panax ginsengin bir arada kullanılması mani benzeri semptomlara sebep olabilir.

Kontraendikasyonlar

Panax ginsengin hipertansiyon, akut astım atağı, akut enfeksiyon, burun kanaması ya da aşırı menstruasyon varlığında kullanılması kontraendikedir. Ginsengin hipoglisemik etkisi olduğundan diyabetik hastalarda dikkatli kullanılmalıdır, zira hastanın kullandığı oral hipoglisemik ajanlar ve insulin ile etkileşim gösterebilir.

KAYNAKÇA

  1. Güzelsoy P, Aydın S, Başaran N; Çörek Otunun(Nigella Sativa L.)Aktif Bileşeni Timokinonun İnsan Sağlığı Üzerine Olası Etkileri, Journal of Literature Pharmacy Sciences, 2018.
  2. Gün M; Kutsal Tohum (Nigella Sativa):Çörek Otunun İyileştirici Etkisine İlişkin Bazı Bilgiler, Lokman Hekim Journal, 2012.
  3. Surjushe A, Vasani R, Saple D.G; Aloe Vera A Short Review, Indian Journal of Dermatology, 2008.
  4. Vogler B.K, Ernst E;  Aloe Vera: A Systematic Review of Its Clinical Effectiveness, British Journal of General Practice, 1999.
  5. Grundmann O; Aloe Vera Gel Research Review, Natural Medicine Journal, 2012.
  6. Wee J.J, Park K.M, Chung A.S; Herbal Medicine: Biomolecular and Clinical Aspects, 2nd edition, Chapter 8, Biological Activies of Ginseng and Its Application to Human Health, 2011.
  7. Park S.Y, Park C.Y, Kim H.S, Lee C.Y, Lee H.J, Kang K.S, Kim C.E; Systems-Level Mechanisms of Action of Panax Ginseng: A Network Pharmacological Approach, Journal of Ginseng Research, 2018.
  8. Lü J.M, Yao Q, Chen C; Ginseng Compounds: An Update on Their Molecular Mechanisms and Medical Applications, Current Vascular Pharmacology, 2009.
  9. Keifer D, Pantuso T; Panax Ginseng; American Family Physician, 2003.

Bir cevap yazın