AMASYA DARÜŞŞİFASI

ŞİFAHANELER VE TIP OKULLARI ÇALIŞMA GRUBU

· 17 dk okuma süresi >

YAZARLAR

Şifahaneler ve Tıp Okulları Çalışma Grubu

1 Leyla DÖNDER*

2 Büşra ÜSTÜN

² Gülbahar YAVUZ

² Nebahat ÖZÇELİK

  1. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
  2. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi

AMASYA DARÜŞŞİFASI’NIN TARİHİ SERÜVENİ

Amasya darüşşifası bir çok isimle anılmıştır. ‘Darüşşifa-i Merhum Alâeddin Ali’ ve ‘Darüşşifa-i Merhum Pervane Bey’ bunlardan bazılarıdır. Bütün bunların yanında halk arasında ise bu darüşşifaya ‘Amasya Bimarhane’si’, ‘Amasya Tımarhanesi’ veya ‘Amasya Şifahanesi’ denilmekteydi. Bilinen bir diğer adı da ‘Anber b. Abdullah Şifahanesi’dir. Kitabesindeki bilgilere dayanarak 708(1308-9) yılında İlhanlı hükümdarı Sultan Olcaytu Han döneminde karısı İlduş Hatun(Yıldız Hatun)’un kölesi Anber b. Abdullah’ın inşa ettirdiği düşünülmüştür. Fakat yapılan araştırmalarla o tarihte Amasya’ya yeni gelmiş İlhanlıların bu kadar kısa bir sürede bu yapıyı inşa edemeyecekleri anlaşılmış ve yapının Selçuklu Sultanı I.Aleaddin döneminde 1220-1237 yılları arasında  yapıldığı tespit edilmiştir.

Yapının kitabesinin İlhanlılar tarafından yazılmış olması inşasının onlar tarafından yapıldığı bilgisine sebep olmuştur. Sonrasında ulaşılan belgeler ve tarihi süreçleri değerlendirerek yapılan araştırmalarla Selçuklular Dönemi’nde yapılmış olduğu anlaşılan darüşşifanın kuruluşu ile ilgili eksik ve yanlış bilgilendirmelerin düzeltilmesi gerekli ve de önemlidir.

Amasya Darüşşifasının 1650 yıllarında işleyen  ‘büyük bir vakıf eseri’ olduğu bilgisini Evliya Çelebi’nin  eserinde bulmaktayız.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’nde bulunan bir belgede ise; 1732 yılında darüşşifaya  yeni bir tayinden bahsedilmektedir. Hazinedeki defter kaydına göre belgenin sağ üst köşesinde  Amasya’daki Sultan Alaeddin Vakfı Darüşşifası ismiyle kaydedilmiştir. Arşivde bulunan 1743 yılına ait bir diğer belge de atama ile ilgilidir.1743 yılına ait çok önemli bir  belgede de darüşşifanın kadrosunu tespit edebilmek mümkündür. Hüseyin Hüsameddin Bey’in Ankara’da Vakıflar Arşivi’nde gördüğü Amasya defterinde darüşşifanın kadrosunu bulmuş ve bildirmiştir. Amasya  Muhasebesi diye anılan Amasya Cihetler Defteri’nin 38.sayfasında siyakatle yazılı kadrosu şudur: Tabip muavini, mutemed, müremmim, nakib ve katip 1; zincirci 3 kişidir. Tabip, talebe, eczacı, çamaşırcı, aşçı ve hademe sayısı ise bilinmemektedir.

Başbakanlık Osmanlı Arşivi’ndeki bir diğer belge 1752 yılına ait olup Amasya ‘daki  Sultan Alaeddin Darüşşifası’nda görevli olan tabip Mehmed öldüğünden onun yerine  tabip Abdullah’ın tayini ile ilgilidir.1804 yılına ait başka bir belge de Amasya Darüşşifası’na tabip şakirdi  tayini ile ilgilidir. Gene 1804 yılına ait bir belge de Amasya’daki Sultan Alaeddin Darüşşifası’na tevcih ile ilgili olup  burada yeni tayin edilen Halife Mustafa ve bir önceki Halife Mehmed’in kaydı yer almaktadır. Amasya Darüşşifası’nın varlığını ve fonksiyonunu yerine getirdiğine dair elimizdeki  en son belge 1837 yılına aittir. Böylece Osmanlılar döneminde Amasya Darüşşifası’nın fonksiyonunu yerine getirdiğini 1837 yılına kadar takip edebiliyoruz.

Amasya Darüşşifası Selçuklular döneminde de  görevini yerine getirmiş ve özelikle de kalabalık öğrenci ve tüccarların  doldurduğu bir şehirde onların hastalıklarında hizmet vermiştir. Osmanlılar  dönemindeki kayıtlarda 1435 yılından 1837 yılına kadarki bir zaman diliminde darüşşifa olarak  var olduğu ve işlediği tespit edilmiştir.

AMASYA DARÜŞŞİFASI HEKİMLERİ

Amasya darüşşifasında yetişen ünlü ve yetenekli Türk hekimlerinden bâzıları şunlardır:

1488’de ölen Şükru’l-lâh, 1516’da Halîmî, 1561’de Merzifonlu Atûfî ve Mehmed bin Lütfullâh, adlarından bahsedilmesi gereken ünlü hekimlerdendir. Ancak, bunlardan daha ünlüsü, 14 yıl boyunca bu darüşşifada başhekimlik yapan Sabuncuoğlu Şerafeddîn bin Ali’dir. Sabuncuoğlu, 1465’te, o zamânki Türk hekimliğinin ne kadar büyük bir hızla geliştiğini gösterir. “Kitâbü’l-Cerrâhiyye-i İlhâniye” isimli eseri resimli eseri çok ünlüdür. Bu eser, XIX. Yüzyılın başlarına kadar Türk hekimlerinin başucu eseri olmuştur.

Vakıf defterinden öğrendiğimize göre; 1693’e kadar Bimarhane’de hekim, Ahter-i Bâlî’dir. 1693’te Tabib Kostuce gelir. 1708’de Esarbali tayin edilir. Daha sonra Esarbali’nin azliyle Hacı Mahmud bu hastaneye atanır. Hacı Mahmud Efendi İstanbul’da Tıbbiye okumuş bir kişidir ve İsmail ve İbrahim isimli oğulları da hekimdir. Özellikle, İsmail Efendi Amasya’da çok tanınan ve bilinen bir hekimdi.

İsmail Efendi, bu hastanede çalışmamıştır. 1731’de İsmail Efendi’nin iki oğlu da bu hastanede hekimlik yapmaya başlamışlar, 1747’de ise her ikisine de görevden el çektirilmiştir. Mehmed Halife isminde bir hekim göreve başlamıştır. 1751’de Mehmed Halife’nin ölümüyle yerine Abdullah Efendi gelmiştir. Onun da 1758’de ölümüyle oğlu Mustafa Efendi hastaneye hekim olarak atanmıştır. O dönemlerde hekimler, oğullarını hekim olarak yetiştirmeye çabalamışlardır.

Bununla beraber, üç kuşak boyunca hekim çıkaran aileler çok nadirdir. Bunlardan birisi de Mustafa Efendi’nin oğlu Mustafa Efendi’dir. Mustafa Efendi, henüz sağ iken makamını oğluna devretmiştir. Daha sonradan Mustafa bin Ebubekir gelmiştir. Bu yıllarda hekim listesinde Mustafa Efendi’nin oğlu Ömer Efendi de yerini almış, defterin kaydına giren son hekimler ise Yusuf Efendi’nin oğulları Hafız Emin ve Seyit Mehmed Efendiler olmuştur.

Aynı defterde asistanlar da sırasıyla şöyledir: 1693’te Mustafa bin Hüseyin, sonra Ahmed bin Mustafa ve akabinde Mustafa Efendi’nin oğulları Mustafa ve Mehmed Efendiler. 1762’ye gelindiğinde asistan, Ahmed Efendi’dir. Daha sonra oğlu, Mehmed Efendi gelmektedir. Onun da ölümüyle bu makama başka bir Mustafa bin Ebubekir gelmiştir. Kayıtlar bu şahısla sona ermektedir.

ŞEREFEDDİN SABUNCUOĞLU

Devrinin en ünlü hekimlerinden biri olan Şerafeddin Sabuncuoğlu, Amasya şehrinin yetiştirmiş olduğu en önemli şahsiyetlerden birisidir.

870H/1465M yılında yazdığı “Cerrahiyyetü ‘l- Haniyye” adlı eserinde 83 yaşında olduğunu söylemektedir. 873H/1468M yılında yazdığı eseri “Mücerrebname”de de 85 yaşında olduğunu söylemektedir. Bu duruma göre Sabuncuoğlu’nun 787H/1385M yılında doğduğu anlaşılmaktadır.  Sabuncuoğlu, Cerrahiyyetü’I-Haniyye adlı eserinde adını Şerefeddin bin Ali bin el Hacı İlyas Sabuncuoğlu olarak verir.

Şerafeddin Sabuncuoğlu’nun, tebabette hocası Hekim Burhanettin Ahmet, Hekim Ahmet’in hocası ise Hekim Harizmli Lokman’dır. Ancak Sabuncuoğlu’nun eğitimini usta-çırak geleneğine göre aldığı yönünde görüşler vardır. Fakat Sabuncuoğlu’nun kültür seviyesi yüksek bir aileye mensup olduğunun  anlaşılması, kendi kültür seviyesi yüksek olması; on sekiz medresesi bulunan bir şehirde medrese eğitimi almamış birinin Baştabip olma ihtimalinin zayıf olduğunu ortaya koymaktadır. Bu nedenle Sabuncuoğlu’nun bir medrese eğitimi aldığı düşünülebilir.

Sabuncuoğlu, memleketi Amasya’daki Darüşşifa’da 14 sene Baştabiplik yapmıştır. Şerafettin Sabuncuoğlu’nun ölüm tarihi bilinmemekle beraber, son eseri Mücerrebname’yi 85 yaşında (1468) yazdığına göre bu tarihten sonra ölmüş olmalıdır.

SABUNCUOĞLU’NUN YAZMIŞ OLDUĞU ESERLER İLE İLGİLİ BİLGİLER:

1- Cerrahiyyetü’l-Haniyye:

XV. yüzyılda Fâtih Sultan Mehmed’e ithaf ettiği tıp kitabıdır. Endülüs İslâm hekimlerinden Ebü’l-Kāsım ez-Zehrâvî’nin (ö. 427/1036) Kitabü’t-Tasrif li-men Aceze ani’t-Ta’lif’ adlı tıp kitabının XXX. bölümünü teşkil eden cerrahlıkla ilgili kısmın büyük ölçüde tercümesi olmasına rağmen fazladan iki fasıl ile bazı aletlere ve hasta tedavilerine ait minyatürler ihtiva etmesinden dolayı ondan ayrılır. 870 (1465) yılında yazılan kitap, XV. yüzyıldaki Türk cerrahlığının seviyesini göstermesi yanında o devir Anadolu Türkçesi’nin özelliklerini yansıtacak tarzda harekelenmiş bir eser olmasından dolayı da Türkçe’nin gramer ve fonetiği açısından kaynak durumundadır. Ayrıca minyatürleriyle de sanat tarihçilerinin araştırmalarına konu olmuştur.

Eser üç bab şeklinde yazılmıştır;

I.Bab:54 tedavi(dağlama ile), 7 alet ve 4 insizyon

II.Bab:58 tedavi(cerrahi müdahele ile), 131 alet ve 10 insizyon                  

III.Bab:24 tedavi(kırık ve çıkık tedavisi ile) ve 11 alet                      

2- Akrabadin Tercümesi:

Akrabadin’in sözlük anlamı ‘tıbbi formüller’ demektir. Amasya sancağına çıkarılan Şehzade II. Beyazıt, 1454’te Şerefeddin Sabuncuoğlu’ndan Türkçe Akrabadin yazmasını ister. Bunun üzerine Sabuncuoğlu, Zeyneddin Ebu İbrahim İsmail b. Ahmad b. Muhammedü’ l-Hüseynü’ l-Cüzeani’nin (Ölm. 562H/1136M) Farsça kaleme aldığı Zahire-i Harzemşahi adlı eserini Türkçe’ye tercüme etmiştir. Sonradan eklenen 29. babda ilaçların etki sürelerini ve formüllere giren maddelerin miktarlarını vermiş, 31. babda ise Farsça-Arapça-Türkçe bir sözlük yer almaktadır.

3- Mücerrebname:

Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun 873H/1468M yılında 85 yaşında yazdığı eser 17 bab yazılmış Türkçe tıp kitabıdır. Sabuncuoğlu’nun bu eserindeki konular ilaçların etkileri, kullanım alanlarına göre yapılmış ve en çok kullanılandan en az kullanılana doğru bir sıra takip edilerek hazırlanmıştır. Yazar bu eserde, hayvanlar ve insanlar üzerinde veya bizzat kendi üzerinde denediği ilaçların hazırlanışı ve kullanılışını açıklamıştır. Sabuncuoğlu ilaçları hastalar üzerinde denerken başından geçen olayları nakletmiştir.

En çok kullanılanlara öncelik verecek şekilde sıraladığı bu eseri 17 bölümden oluşmaktadır:

1. Bölüm:
Tiryaklar
(Antidot)
2. Bölüm: Macunlar3. Bölüm:
Diareikler
ve Toz
İlaçlar
4. Bölüm: 
Yakı ve Yakı Türü İlaçlar
5. Bölüm: 
Astranjan
İlaçlar ve
Fumigasyonİlaçları
6. Bölüm: 
Fitil ve
Ovüller
7. Bölüm:
Şurup ve
Gargaralar
8. Bölüm: 
Göz Hastalıklarında
Kullanılan
İlaçlar
9. Bölüm: 
Tablet ve Pastiller
10. Bölüm:
Cerahat
Giderici
İlaçlar
11. Bölüm: Merhemler ve Yağlar12. Bölüm: 
Lavmanlar
13. Bölüm: 
Kusturucu- lar
14. Bölüm: 
Burun Kana-masını Din- dirici İlaçlar
15. Bölüm: 
Tabletler
16. Bölüm: 
Ağız, Boğaz,Diş, Dudak
ilaçları
17. Bölüm:
Enfiye ve
Kuturlar

Terkipleri hazırlarken kullandığı genel yöntemde önce drogları havanda dövüp toz haline getirmiş, eleyerek diğer katı maddelerle karıştırmıştır. Bu karışımlar ya doğrudan kullanılan ya da kaynatılarak yoğunlaştırılan veya öz suyu alınan preparatlardır. Sabuncuoğlu ilaçları hazırlarken etki ve kullanım alanlarını anlatmı; hangi soruna hangi ilacı kullanmak gerektiği, ilacın içindeki drogların dozu ve hangi ilaçlarla birlikte kullanılması gerektiğini açıklamıştır. Hastalarda gördüğü müspet ve menfi etkileri belirtmiştir.

Terkiplerde kullandığı bitkisel droglara birkaç örnek verecek olursak;

·Bezr-i Bassal (soğan): Gaz söktürücü, ateş düşürücü, sindirimi kolaylaştırıcı.

·Zaferan (safran): Ağrı kesici, midevi ve tiryak terkiplerinde kullanılır.

·Gül: Yumuşatıcı, sindirimi kolaylaştırıcı, göz hastalıklarında ve tiryak terkiplerinde kullanılır.

4-Fütüvvetname:

Yapılan araştırmalar sonucu bu eser başında müellif künyesinin açıkça belirtilmiş olması aksi kesin olarak ortaya konulmadıkça da Sabuncuoğlu Şerefeddin’in bugüne kadar ortaya çıkmamış bir eseri olarak kabul etmek gerektiği söylenmektedir.

Şerefeddin Sabuncuoğlu’nun tıp tarihinde önemli bir yerinin olmasının sebebi, tedavi usullerini ve tedavi aletlerini eserine resmetmesi ve o güne kadar bilinmeyen tedavi aletlerini yapmasıyla birlikte kendi bulduğu yeni ilaçları hayvanlar üzerinde deneyerek kontrol etmesidir.

Sabuncuoğlu bu ilaçlardan bazılarını kendi üzerinde deneyerek kullanılabilirliğini ispat etmiştir.

OSMANLICA ADITÜRKÇE ADILATİNCE ADIFAMİLYASIDROG ADIMÜCERREBNAME’DE
KULLANILIŞI
İÇ ANADOLU
BÖLGESİNDE
KULLANILIŞI
AncuraIsırgan OtuUrtica
urens
Urtica
dioica
Ürticaceae Herba
Urticae
Sindirimi Kolaylaştırıcı, afrodizyak etkiliAğrı kesici, kum ve taş düşürücü, çıban ve yara tedavisinde, şeker, hemoroid, romatizma, egzama ve kansere karşı
Bassal BezrSoğanAllium SepaLiliaceae Semen Alli cepea Gaz söktürücü, ateş düşürücü, sindirimi kolaylaştırıcı, afrodizyak ve idrar yolu hastalıklarına karşı Gaz ve adet söktürücü, ağrı kesici, arpacık, egzema, çıban ve yara tedavilerinde, hemoroid, bronşit ve tüberküloza karşı
EbegümeciEbegümeciMalva sytvestris Malvaceae Semen malvaceae İştah açıcı, lavman
Çörek OtuÇörek OtuNigella
Sativa
Ranunculaceae Semen Nigellae sativae Ağrı kesici ve afrodizyak
KittanKetenLinum
usitatissimum
Linaceae Semen lini Yakıların terkibine girer ve cilt hastalıklarında
ZencebilZencefilZingiber officinale Zingiberaceae Rhizoma zingiberis Sindirimi kolaylaştıcı, afrodizyak, müshil yapıcı, idrar yolu, sinir ve damar hast. Tedavisinde

AMASYA DARÜŞŞİFASI’NDA YAPILAN SAĞLIK UYGULAMALARI

Darüşşifalarda ilaçlar ve yiyecekler hastalara ücretsiz verilirken, tedavileri de ücretsiz yapılırdı. Darüşşifalardaki bu uygulamalar sağlık hizmetlerinde sosyalizasyonun ilk örneklerini teşkil etmektedir. Özellikle ruh hastalıklarının tedavisinin de darüşşifalarda yapıldığı, tedavi için müzikten ve telkinden yararlanıldığı görülmektedir.

Bitkisel İlaçlar: O dönemin bilimsel tıbbında kullanılan bazı bitkilerden de faydalanılmıştır. Örneğin uzun süren ateşli hastalıklarda sarımsak veya bal; hararette bal ve sirke karışımı; soğuk algınlıklarda bal, sarımsak, yoğurt; ishalde sarı helile; kabızlıkta mahmude; bağırsak ağrılarında tiryâk ve tiryâk-ı farûkî, uykusuzlukta haşhaş sütü; gözü kuvvetlendirmek için çiğ şalgam; hava değişikliklerinde sulandırılmış şerbetler kullanılmıştır.

Ayrıca, deri hastalıklarında kaplıcalara gidildiği, nezlede kan aldırıldığı ve hamamda yıkanıldığı eserlerden öğrendiklerimizdir.

Ameliyatlar: Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Darüşşifa yapıları içerisinde bulunan polikliniklerde hekimler hastaları ayaktan tedavi de etmişlerdir. Ameliyathanelerde ise çeşitli ameliyatlar gerçekleştirilmiştir. Tıp medresesi bölümünde öğrenilen teorik bilgiler ameliyathane odalarında uygulamıştır. Bu odalarda hastalara İbn-i Sina metodu adı verilen; “şarap, afyon, sarısabır, âdemotu ve hindistan cevizi” karışımından hazırlanan bir şurup kullanılarak anestezi uygulandığı, anestezinin ardından da cerrahi ameliyatların gerçekleştirildiği bilinmektedir.

Amasya Darüşşifası’nın en önemli hekimi olan Sabuncuoğlu Şerefeddin, modern cerrahiye çok çeşitli katkılar yapmıştır. Kaleme almış olduğu üç eseri bugünkü tıp ve eczacılıkta önemli bir yere sahiptir: Cerrâhiyyetü’l-Hâniyye, Mücerrebname ve Akrabâdîn.

Cerrâhiyyetü’l-Hâniyye, Sabuncuoğlu Şerefeddin’in eseridir. 1465 yılında yazılan eser 136 cerrâhî girişim ve 163 cerrâhî âletin resimlerini ihtivâ etmektedir. Resim ve minyatürler sebebiyle Sabuncuoğlu tıbbî illüstrasyonda öncü olmuştur.

SCI-Expanded (akademik dergileri periyodik olarak kontrol eden ve tarayan bir sistem) kapsamındaki dergilerde yayınlanan Türkiye kaynaklı yayınların yazarları, Cerrahiyetü’l- Haniyye içindeki çeşitli konuları, kendi uzmanlık alanlarına göre yorumlayarak kitabın değerini vurgulamaya çalışmışlardır. Bu çalışmalardan da eserin içeriğinde yer alan sağlık uygulamaları hakkında bir fikre sahip olmaktayız.

Eserin içeriği göz önüne alındığında Amasya Darüşşifası’ndaki sağlık uygulamaları şunlardır:

Akupunktur: Cerrahiyetü’l-Haniyye’de yer alan dört ayrı başlık, akupunkturun temel bilgileriyle uyumlu görünmektedir. Bu açıdan 1. bölümdeki (Dağlama) üç başlık ile 2. bölümdeki (Cerrahi) bir başlık içindeki bilgiler, Sabuncuoğlu’nun akupunktur ve Çin tıbbı bilgilerine hâkim olduğunun bir göstergesi sayılabilir. Uyguladığı dağlama, cerrahi işlemler ve kırık-çıkık tedavilerinin hasta için ağrılı işlemler olduğuna dikkat çeken Sabuncuoğlu, bu ağrılı işlemlere “tahammül edemeyenler” için adamotu kökü ve badem yağı karışımı uygulamıştır.  Ayrıca baş ağrısı, migren, sinüzit ağrısı, siyatik, diş ağrısı, boğaz ağrısı ve bel ağrısı gibi yakınmalar için krem, pomat, plaster, merhem, losyon ve oral preparatlar yanında dağlamanın da kullanılması, yayınlara konu olmuştur.

Beyin Cerrahisi Uygulamaları: Beyin cerrahisiyle ilgili tedavi yöntemleri birçok yazarın ilgisini çekmiştir. Günümüz bilim insanları yazılarında, Cerrahiyetü’l-Haniyye’deki kafa travması, hidrosefali, spinal travma, siyatik, kifoz, spinal deformiteler, bel ağrısı ve hemipleji konularının tanıtımını yapmışlardır.

Çocuk Cerrahisi Uygulamaları: Çocuk cerrahisiyle ilgili makalelerde imperfore anüs, perineal fistül, hipospadias, sünnet, vajinal atrezi, üretral atrezi, anal atrezi konularıyla ilgili bilgi verilmiştir.

Damar Cerrahisi Uygulamaları: Özellikle varis tedavisi üzerinde durulmuştur.

Genel Cerrahi Uygulamaları: Proktoloji konuları (hemoroid, anal fissür, perianal apse ve fistüller) yer alır.

Göz Hastalıkları Uygulamaları: Bilindiği gibi Cerrahiyetü’l-Haniyye’de çok çeşitli göz hastalıklarının tedavisi açıklanmaktadır. Türk araştırmacıların makalelerine konu olan bu hastalıklar arasında şunlar sayılabilir: göz kapağı bozuklukları, gözyaşı kanalı bozuklukları, korneal vaskularizasyon, üveit, katarakt, konjonktival bozukluklar.

Kadın Hastalıkları Ve Doğum Uygulamaları: Bu konuda anormal gelişler, aletli doğumlar, hidrosefali ve ölü fetüsün çıkarılması gibi konular yer almaktadır.

Kulak-Burun-Boğaz Uygulamaları: Fasiyal palsi, seste kabalaşma, tonsil ve uvula tümörleri, boyun ve larinks tümörleri, nazal fraktür, mandibula fraktürü, kulak ağrısı, başağrısı, boyunda kanayan damarların koterizasyonu, kulakta yabancı cisim, frenulum insizyonu, nazal polipler, trakeotomi, adenoid hipertrofisi, dış kulak yolu atrezisi, baş ve boyunda apse, burunda kötü koku gibi hastalıklar ve tedavilerin aktarıldığı görülmektedir.

Nöroloji Uygulamaları: Nörolojiyle ilgili yayınlarda epilepsi, migren ve fasiyal palsi gibi konular işlenmiştir.

Onkolojik cerrahi Uygulamaları: İyi ve kötü huylu kitleler için eksizyonun ve dağlamanın önerildiği bölümler de, ayrı bir makalenin konusunu oluşturmuştur.

Ortopedi Uygulamaları: Cerrahiyetü’l-Haniyye’nin 3. bölümü kırıklara ve çıkıklara ayrılmıştır. Vücudun çeşitli bölgelerindeki kırıklar ve çıkıklar yanında polidaktili ve sindaktili de ele alınmıştır.

Plastik Cerrahi Uygulamaları: Bu alanı ilgilendiren yarık dudak, polidaktili, jinekomasti, göz kapağı cerahisi ve maksilofasiyal cerrahi bölümleri bulunmaktadır.

Psikiyatri Uygulamaları: 2006’da American Journal of Psychiatry’nin Images in Psychiatry bölümünde “mal-i hülya” tedavisinde dağlama kullanımının resmedildiği Cerrahiyetü’l-Haniyye’den alınma bir çizim yer almıştır. Bu kısa yayında, Sabuncuoğlu’nun hem “mal-i hülya”, hem de “unutsaguluk” için dağlama tedavisini kullandığından bahsedilmektedir.

Üroloji Uygulamaları: Cerrahiyetü’l-Haniyye’de tanımlanan sistoskopi, mesane taşı, idrar retansiyonu, mesane irrigasyonu, pediatrik ürolojik girişimler (meatus darlığı, üretral atrezi, hipospadias, epispadias, fimosis, sünnet), hidrosel, varikosel, orşiyektomi, penektomi, üretrosistoskopi, penil ve skrotal lezyonlar, hermafroditizm ve penil siğillerle ilgilidir.

Diğer Uygulamalar: Bu temel alanlar dışında, Cerrahiyetü’l-Haniyye’deki cerrahi alet çizimleri de birçok yazar tarafından ele alınmıştır. Göğüs cerrahisinde, oftalmolojide, göz kapağı cerrahisinde, beyin cerrahisinde, ürolojide, genel cerrahide, çocuk cerrahisinde, kulak-burun-boğaz cerrahisinde ya da algolojide kullanılan çeşitli cerrahi aletlere ve bunların çizimlerine özellikle dikkat edilmiştir.

Günümüzde tamamlayıcı tıp yöntemleri arasında sayılan kupa çekme işlemi de Sabuncuoğlu’nun pnömotoraks tedavisinde, mihceme olarak adlandırılan bu tedavi yöntemini kullandığı da bilinmektedir.

Bir diğer eseri olan Mücerrebnâme’de Sabuncuoğlu, denemiş olduğu ilaçların yapılışlarını anlatmıştır. On yedi bâb olarak tertip edilmiş olan ve tıpta kullanılan ilaçların merhem, şurup, hap, macun, yakı vb. hazırlanış şekillerine göre tasnif edilmiştir.

Mücerrebname’de anlattığı deneylerinden örnekler:

Bir gün zehirli bir yılanı (engerek) olduğunu söyleyen yılancı gelir ve Sabuncuoğlu yapmış olduğu tiryaka güvenir ancak test etmek ister. Bunun üzerine yılanı getirtirir ve sol elinin orta parmağını ısırttırır. Sonra bu tiryaktan şerbet yapıp içer ve yılanın ısırdığı yere de tiryaktan sürer ve yılan zehrinin parmağında ya da vücudunda bir etkisi kalmadığını söyler. Zehri kendi üzerinde denemesi onun ilacına ne kadar güvendiğinin ve cesaretinin de bir kanıtıdır.

Tiryakının tazeliğini ve etkisini ölçmek için bu kez de bir horoz üzerinde deney yapar. Bir gün yine bir yılancı güçlü zehri olan bir yılanının olduğundan bahseder, yılanı inceleyen Şerefeddin zehrin kuvvetli olduğunu fark eder ve  bu defa da bir horoz getirir. Horozun budunun tüylerini yolar ve yılana 3 kez ısırtır. Bu defa tiryaktan küçük parçalar hazırlayıp horoza yutturur ve merhem şeklinde hazırladığı bir kısmını da yılanın ısırdığı yere sürer, horozu kümese geri koyar ve gözlem altında tutar. Bir süre sonra horozun yara yerinin yeşillendiğini görür. Ertesi gün tekrar gelip kontrol eder ve yeşil rengin kızarıklığa döndüğünü görür. Böylece tiryakın başarısını bir kez daha kanıtlamış olur. Burada kullandığı tiryakın “Tiryak-ı Faruk” olduğunu belirtir.

Deneyimlerine birkaç örnek daha verilebilir: Sabuncuoğlu ve yardımcısı İstanbul’dan Amasya’ya dönerken bitlenmişler. Tedavi için cıva ve çam reçinesini karıştırıp, keten ipliğinden de fitili hazırlayıp ilacı sürerek boynuna bağlamış, kalanını da koltuk altlarına sürmüştür. Daha sonra bu yöntemin daha önce omzunda var olan ağrıyı da giderdiğini görmüştür. Amasya’ya döndüğünde bu tedaviyi de kullanmıştır. Bir başka örnek de çocuk düşürücü ilaç ile ilgilidir. Ana karnında ölen bir çocuğun düşürülmesi için verdiği ilacın rahimde oluşan ura da iyi geldiğini görmüştür.

Darüşşifaların yanı sıra ‘’Halk Hekimliği’’  denilen bir alan vardı. Halk Hekimliğinde Sabuncuoğlu’nun Mücerrebname adlı eserinde de geçen ortak bazı bitkisel ilaçlar kullanılmaktaydı.

MÜZİK İLE TEDAVİ

Eski Türk hekimleri, korku, heyecan, kuşku ve ruhi bunalım gösterenlerin nabızlarındaki değişim ve bu değişimin neden olduğu huzursuzluk için hastalarına çeşitli melodileri dinletirler, bu sırada nabızlarını kontrol ederek hastaya en uygun melodiyi bulurlar, hatta aynı hastalığı olan hastaları bir araya getirerek tedavi ederlerdi.

Hekimler ve deneyimli bilginler, insan nabzının müziğin hareketli makam ve usulü ile ilgisi bulunduğunu ve nabız hareketlerinin bir makama ve nameye uygun olduğunu düşünüyorlardı. Müzikle tedavi, nabzın düşmesi, yükselmesi, genişliği gibi hallerinin her birine farklı makamın uygulanması ile başlamıştır. Örneğin:

Rast Makamı: Felç illetine devadır, insana sefa, yani neşe ve huzur duygusu verir. Güneş iki mızrak boyu yükselince uygulanır. Kemik ve beyin üzerine etkilidir. Düşük nabzın yükselmesine neden olur. Heyecanı arttırır. Uyumayı engeller, iç huzuru ve rahatlık verir. Ulema meclisine etkisi fazladır.

Rehavi Makamı: İnsana beka düşüncesi verir, imsak vaktinde etkilidir. Baş ağrısına ve hafakana faydalıdır. Bu makam sofiler meclisine etkilidir. Doğuma faydalıdır. Akıl hastalıklarında kullanılır.

Zengule (Zirgüle) Makamı: Kalp hastalıklarının devasıdır. Uyku hali verir. Sabah ve öğlen arası etkilidir. Toprak tabiatlı, sıcak ve nemlidir. Menenjit ve beyin hastalıklarına etkilidir. Mide ve karaciğeri rahatlatır. Ruh hastalıklarının tedavisinde etkilidir.

Hüseynî Makamı: Barış, sakinlik ve rahatlık hissi verir. Sabahleyin gün ağarırken etkilidir. Su tabiatlıdır. Güzellik, iyilik, sessizlik ve rahatlık verir. Güven ve kararlılık duygusu aşılar. Karaciğer, kalp ve mideye iyi gelir. Barış duygusu verir. Otistik ve spastik rahatsızlıklarda kullanılır.

Bu makamların dışında buselik, uşşak, neva, ırak, ısfahan, büzürk vb. pek çok makam bulunmakta ve bu makamlar akıl hastalarının tedavisinde kullanılmıştır.

Akıl hastalıklarının tedavisi için yaptırılan hastaneler ve darüşşifalarda müzikle tedavi amacıyla, belirli gün ve saatlerde mehterhane-i hakani çalınmıştır. Bundan başka ayrıca musiki takımları da bulunmuştur. Kullanılan müzik aletleri; zurna, davul, trampet, nakkare, zil, kös vb. aletler olmuştur.

Ses titreşimlerinin doğrudan beyin dokularına etki ettiği düşüncesi, ruh hastaları üzerinde müzikle tedavi uygulanmasını sağlamıştır. Amasya Darüşşifası da dünyada akıl hastalıklarının müzik ve su sesiyle iyileştirildiği ilk yer olmasıyla önemli bir yere sahiptir.

Tarihte müzikle tedavinin yapıldığı ilk yer olması hem de Şerefeddin Sabuncuoğlu gibi bir hekime ev sahipliği yapması yönüyle önemli bir yeri olan yapının sağlık uygulamalarındaki yeri ve öneminin ön plana çıkarılması, tanıtım ve bilgilendirmelerin artması ülkemizdeki sağlık alanında yeni veya farklı tedaviler için bir kaynak olabilecek iken, günümüzde uygulanan tedavilerin de geliştirilmesini sağlayacağı aşikardır.

Darüşşifadaki eğitim süreci ile ilgili yeterli bilgiye ulaşılamaması bu konunun aydınlatılması için buna yönelik araştırmaların yapılması da önemlidir. Özellikle günümüz tıp eğitimi sürecinin kalitesini arttırmak, yeni araştırma alanlarının ortaya çıkması ve öğrencilerin alanlarında yeniliklerin öncüsü olmaları için tetikleyici olacağı değerlendirilmesi gereken bir husustur.

KAYNAKÇA

  1. Acar, V. H. (2015). Yazılışının 550. yılında Cerrahiyetü’l-Haniyye hakkında Scı-E kapsamındaki dergilerde yayınlanan Türkiye kaynaklı makaleler. Lokman Hekim Dergisi. 5(2), 37-44.
  2. Ak, A. (ed). (1997). Avrupa ve Türk-İslam medeniyetinde müzikle tedavi tarihi gelişimi ve uygulamaları. Özeğitim Ltd. Şti Dergisi.
  3. Akdeniz, N. (1977). Osmanlılarda hekim ve hekim ahlakı (Doktora Tezi). İstanbul Üniversitesi. İstanbul.
  4. Bayat, A. H. (2003). Tıp Tarihi. İzmir. https://ipfs.io/ipns/tr.wikipediaon.pfs.org/wiki/Şerafeddin_Sabuncuoğlu.html
  5. Birkan, I. (2014). Müzikle tedavi, tarihi gelişimi ve uygulamaları. Ankara Akupunktur ve Tamamlayıcı Tıp Dergisi. 40-42.
  6. Buharalı, E. (1970). Üç Türk hükümdarın yaptırdığı üç sağlık kurumu: Tolunoğulları, Zengiler ve Memlüklerde sağlık hizmetleri. Belleten Dergisi. (36), 121-149.
  7. Cantay, G. (2005). Anadolu Selçuklu ve Osmanlı darüşşifaları. AÜ DTCF Tarih Bölümü Tarih Araştırmaları Dergisi. 25(40), 29-39.
  8. Dinçer, F. Kişisel görüşme, 27 Mayıs 2010
  9. Dişli, G.(2014). Anadolu Selçuklu Ve Osmanlı Darüşşifalarında İşlevsel Sistemlerin Ve Koruma Ölçütlerinin İrdelenmesi, ,Gazi Üniversitesi  Fen Bilimleri Enstitüsü Doktora Tezi,Ankara.
  10. Doğan, Ş.(2009).Terceme-i Akrabâdîn Sabuncuoğlu Şerefeddin (Giriş-İnceleme-Metin-Dizinler). Sakarya Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sakarya.
  11. Erer, S. ve Atıcı, E. (2010). Selçuklu ve Osmanlılarda Müzikle Tedavi Yapılan Hastaneler, Uludağ Üniv. Tıp Fakültesi Dergisi. 36(1), 29-32.
  12. Eroğlu, H. (2000). XV. Yüzyıl tabiplerinden Şerafettin Sabuncuoğlu ve Amasya darüşşifası. Ankara Üni. Osmanlı Tarihi Araştırma ve Uygulama Merkezi Dergisi. (11), 147-156.
  13. http://amasyaabdulhalim.blogspot.com.tr/2007/12/bimarhane.html
  14. https://islamansiklopedisi.org.tr/cerrahiyye-i-ilhaniyye
  15. Kılıç, A. (2012). Anadolu Selçuklu ve Osmanlı şefkat abideleri şifahaneler. İstanbul : Diasan basım evi.
  16. Köksal, M. F. (2014). Ünlü tabip Amasyalı Sabuncuoğlu Şerefeddin’in bilinmeyen bir eseri (mi?): Fütüvvetname. Tübar Dergisi.  s. 228-247. doi XXXVI.
  17. Şar, S. ve Süveren, K. (1992). İç Anadolu bölgesi’nde kullanılan halk ilaçlarının Mücerrebname’deki benzer ilaçlarla karşılaştırılması, Pharmacia-JTPA Dergisi. Ankara. 32(1), 23-35.
  18. Şevki, O. (Sadeleştiren Uzel İ, (ed)). (1991). Beşbuçuk asırlık Türk tababeti tarihi. Ankara: Kültür Bakanlığı.
  19. Terzioğlu, A. (1992). Ortaçağ İslâm-Türk Hastaneleri ve Avrupa’ya Tesirleri. 1-71.
  20. Ünver, A. S. (1940). Selçuk Tababeti XI-XIV üncü Asırlar. Ankara: Türk Tarih Kurumu. 47-83.

Bir cevap yazın