ÇOCUK FELCİ

AŞI ÇALIŞMA GRUBU

· 16 dk okuma süresi >

YAZAR: Çağrı Emin Şahin (İstanbul Üniversitesi İstanbul Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Doktora Öğrencisi)

İLETİŞİM: rceminsahin@gmail.com

Bu soru, aslında bir cevap olarak verilmişti. Çocuk felci hastalığının ilk aşısının mucidi Jonas Salk tarafından, kendisine bir gazetecinin yönelttiği “Aşının patenti kime ait?” sorusuna; “Aşının sahibi tüm insanlık, patenti yok. Güneşin patentini alabilir misiniz?” şeklinde verilen cevap tüm insanlığa bir mesaj niteliğini halen kaybetmedi.

POLİO NEDİR?

Çocuk felci, etkeni enterovirüsler grubundan poliovirus olan fekal-oral yol ile bulaşan bir RNA virüsü hastalığıdır. Poliovirüs(PV) en ağır formunda bağırsaklardan kan dolaşımına geçerek merkezi sinir sisteminin gri ganglion boynuzlarını hedeflemektedir. Hastalık literatürde poliomyelitis olarak isimlendirilmişken, kısaca polio olarak kullanılmaktadır. Bilinen bir tedavisi mevcut değildir. Tüm yaşlarda görülebilir ancak en sık beş yaş altı çocukları etkilemektedir. Enfekte kişilerin %72’sinde herhangi bir semptom gelişmese de, dışkı yoluyla virüsün yayılımında asemptomatik grup etkin rol oynamaktadır. Yine %25’i spesifik olmayan ve 2-5 gün içerisinde kendiliğinden iyileşen: yorgunluk, boğaz ağrısı, baş ağrısı, bulantı, karın ağrısı, ateş gibi grip benzeri semptomlarla kliniğini gösterir. Daha ileri klinik gösteren kişilerde menenjit %4 gibi bir sıklığa sahipken, en ağır klinik göstergesi 200 enfekte kişide bir görülen paralizidir. Akut flask paralizisi hastalarının %10 kadarı da solunum kaslarını kullanamaz hale geldiği için, “bulbar polio” nedeniyle vefat etmektedir. Bir dönem robot fabrikasına benzer görüntüler, polio hastalarının demir ciğer(iron lung) denilen solunum destek ünitelerinin ne kadar yaygın kullanıldığının önemli bir göstergesidir. Paralizinin risk faktörleri çok araştırılmış ancak neden enfekte olan kişilerin küçük bir kısmında geliştiği cevapsız kalmıştır. Yine de immün yetmezliği olanda, gebelerde, tonsillektomili çocuklarda, ağır işlerde çalışanlarda daha sık olarak tespit edilmiştir.

Klinik durumu iyileşen hastaların %28.5’inde , 15 ile 40 yıl arasında “Post-polio Sendromu” denilen kaslarda ağrı, güçsüzlük ve paralizi ile seyreden tabloya geri dönmeleri söz konusudur. Bu durumun da epey yaygın olduğunu söylemekte fayda var. Öyle ki bu klinik durumda olan ve kamuoyunda hastalığın tanınmasında da epey etki yapmış kişilere 32. ABD başkanı Franklin Roosevelt, Ünlü bilimkurgu yazarı Arthur C. Clarke, Şarkıcı Dinah Shore ve Türkiye’den Edip Akbayram örnek olarak verilebilir.

Hastalığa ait tespit edilen en eski bulgu, mısır mumyalarının incelenmesiyle ortaya çıkmıştır. Antik gravürlerde de kendine yer bulan çocuk felci, 1789’da Michael Underwood tarafından yazılan çocuk hastalıkları kitabında çocuk alt ekstremitelerinin güçsüzlüğü olarak modern tanımını bulmuştur. Spinal kordun ön boynuzunun gri maddesinde atrofi ile patolojik olarak tanımlanan  Poliomyelitis latince polios “gri” ve myelos “spinal kord” söz öbeğinden köken almaktadır.

Ciddi çocuk felci salgınları 19. yüzyıla dek tespit edilmemekteydi. Bunun sebebi olarak, genel hijyen kurallarının ve sanitasyonun kentlere yerleşmemesi ve buna bağlı kolera gibi bulaşıcılığı ve öldürücülüğü had safhada hastalıkların daha baskın olması gösterilebilir.  Bebek ölüm hızlarının çok yüksek olması da çocuk felci vakalarının ortaya çıkmasını önleyen en önemli sebeplerdendir. Ayrıca PV ile ilk aylarında enfekte olan çocukların, annelerinin immünoglobulinleri ile hastalığa bağışıklık kazandıkları düşünülmektedir. Özellikle 20.yy’a gelindiğinde çocuk felci, kentlerde bilinen ve çokça can alan salgınlar gerçekleştirir vaziyettedir. 1916 yılında New York şehrinde ortaya çıkan salgında 27.000 paralizi vakası raporlanmış ve 6000 ölüm kayıtlara geçmiştir. Bu salgında halk sağlığı kurumu tarafından asemptomatik kişilerin hastalığın yayılımında etkin rol oynadığı ilk defa ispatlanmıştır. 1932 yılına gelindiğinde PV’nin enterik enfektif nörotopik bir virüs olduğu ve üç alt suşu bulunduğu bilinmekteydi. 1950’lerde salgın sırasında sineklerden PV izole edilse de, bulaşa yönelik epidemiyolojik kanıtla desteklenememiş ve ileri araştırma yapma gereği duyulmamıştır. PV ilk kez kültürde 1949 yılında, Enders, Weller ve Robbins’in çabalarıyla üretilmiş ve PV’nin etkilerine ömür boyu bağışıklık kazanılabilir olduğu ortaya koyulmuştur.

AŞILARIN TARİHÇESİ

Jonas Salk’ın formalin ile inaktive edilmiş çocuk felci(IPV) aşısını 1953’te, 7 yıllık hummalı bir çalışmayla bulmasından evvel, bu konuda dağınık olarak yapılmış ancak hiç biri tam başarıyı yakalayamamış çalışmalar mevcuttu. Maymun böbrek hücrelerinde geliştirdiği aşının etkinliğini test eden Salk; bir yıl sonra Kanada, Finlandiya ve Amerika Birleşik Devletleri’nden 1.6 milyon çocukta randomize kontrollü deney ile etkililiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma, uluslararası olması ve yapılmış en geniş randomize kontrollü deneylerden biri olması nedeniyle bir mihenk taşıdır. Aşının başarısını daha iyi gözler önüne sermek için insidanslar karşılaştırıldığında, 1954’te yüz bin insanda 1.9 vaka ortaya çıkmışken; 1961’de yüz binde 0.8 vakaya gerilemiştir. Yine 1952’de yıllık 57.600 olan çocuk felci vaka sayısı, 1962’de – on sene gibi kısa bir sürede- yıllık bin vakanın altına düşmüştür. Aşı zaman içerisinde güçlendirilerek tek dozda %90 seropozitivite, 4 dozda %100’e yakın seropozitiviteye ulaşmış olsa da; uygulanma şeklinin enjeksiyon ile olması, 4 doz uygulanma gerekliliği, aşının üretiminin maliyetli ve uzmanlık istiyor olması, aşının barsak immünitesini sağlamıyor olması ve aşının lojistik zorlukları gibi nedenlerden ötürü alternatif yöntem arayışları devam etmiştir.

Herhangi bir virüs enfeksiyonuna karşı ideal bağışıklık kazandırıcı ajan, risksiz bir şekilde aşılanabilmesi için bir derece virulans sergileyen bir canlı maddeden oluşmalıdır fikrini savunan Albert Sabin, 1960 yılında JAMA’da yayınlanan “Canlı, ağızdan alınabilen PV aşısı” isimli makalesiyle dünyaya, çocuk felciyle mücadelede alternatif bir yol sunmuş oluyordu. Aslında 1950 yılında Sabin kendi aşısını kendisi, karısı, iki kızı üzerinde denemişti. Sonraki yıllarda yüzlerce başka gönüllü üzerinde denenen aşı umut vaad ediyordu. Ancak literatüre girmesi ve güven kazanması için tıpkı Salk’ın aşısında olduğu gibi geniş katılımlı klinik deneylerle desteklenmesi gerekiyordu. O yıllarda Salk’ın aşısı geniş kitlelerce destekleniyor ve bu durum Sabin’in aşısı için uygulama alanı bulmasını zorlaştırıyordu. Soğuk savaş yıllarında bu fırsatı değerlendiren Rusya(Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği), Dr. Mikhail Chumakov önderliğinde Sabin’in aşısını yaygın nüfusunda kullanmış ve etkililiğinin kanıtlanmasında anahtar rol oynamıştır. Öyle ki; 1959 yılına gelindiğinde yaklaşık 15 milyon vatandaşına aşıyı uygulamıştı. Yine de A.B.D. hükümetinin bu aşıya onay vermesi 1962 yılını bulacaktı.

Ağızdan damla aşı, uygulaması uzmanlık istemeyen ve kişilerce de daha kabul edilebilir bir prosedürdü. Hümoral immünitenin yanında barsak immünitesi de sağlamasıyla, toplumda PV’nin yayılmasının da önüne geçme potansiyeli mevcuttu. Ayrıca insan hücrelerinde de çoğaltılabildiğinden, üretimi için maymun çiftliklerine gerek kalmıyordu. Ancak vücuda zerk edilen yapısı güçsüzleştirilmiş canlı bir aşı olduğundan, nadiren mutasyon geçirip kişinin immün sistemini yenebilmekte ve kişide hastalığa neden olurken, aşısız kişilere yayılımını da sağlamaktadır. Bugüne dek yapılan aratırmalarda bu değer 2.4 milyon dozda 1 vaka olarak tespit edilmiştir. Yine de ağızdan polio aşısı(OPA) tüm dünyada yaygın olarak kullanılmış ve bugün çocuk felci hastalığı eradike edilmesi en muhtemel bulaşıcı hastalıklar arasında yerini almıştır.

1955’te SSCB’de 17.364, diğer Avrupa ülkelerinde 27.343 ve ABD, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’da 31.582, toplam 76000’den fazla çocuk felci vakası bildirilmiştir. Aynı ülkelerde 1967 yılında, sadece 1013 vaka kaydedilmiş ve 12 yılda %99’luk bir azalma göstermiştir. Gerek Salk’ın gerek de Sabin’in aşıları, yakaladıkları büyük başarıyla milyonlarca insanın hayatın etkilemeyi halen sürdürmektedir.

Hiç bir tıbbi müdahale risksiz olamamaktadır. Yaygın olarak kullanılan ilaçlara bile bazı hassas kişiler tarafından reaksiyonlar geliştirilmekte veya bir kaç milyonda bir de olsa yaygın kullanımda yan etkiler gözlenebilmektedir. Bu risk şüphesiz canlı aşılarda daha da artmaktadır. Yine de bağlam çerçevesinde incelendiğinde her iki aşının da avantaj ve dezavantajlarının olduğunu söylemek mümkündür.

POLIO’NUN EPİDEMİYOLOJİK DURUMU

Çocuk Felci hastalığı, asemptomatik, grip benzeri ve paralitik olarak görülebilir. Ayrıca hastalık, Endemik, Epidemik ve Aşı sonrası olmak üzere üç önemli aşamada incelenmektedir. Bu üç aşama da şu anda dünyanın değişik bölgelerinde yaşanmaktadır.

Gelişmekte olan ülkelerde, hijyen koşullarının geliştirilmesi ve yaşam şartlarının iyileştirilmesinin ardından büyük salgınlar yapabilen PV, aşının toplumda yaygınlaşmasıyla ancak sporadik vakalara neden olabilmektedir. Bazı gelişmekte olan kalabalık tropik bölgelerde sporadik de olsa paralitik polio vakaları tespit edilmektedir. Bu bölgelerde 4 yaş üstü çocukların tamamına yakını aşılı ve 6 aya kadar bebeklerin de maternal pasif immüniteleri mevcuttur. PV’nin tek konağının insan olduğu ve dış ortam dayanıklılığının düşük olduğu düşünüldüğünde; hassas grubun halen hastalanabilmesinin sebebi olarak PV’nin insanların ağız ve barsak floralarında halen yaygın olduğu ve pek çoğunun asemptomatik sürdüğüne işaret ettiği düşünülmektedir. Bulgular, PV’nin endemik olarak yaygınlığını gözler önüne sermektedir. Aşı kampanyalarının başarıyla tamamlandığı bir çok ülkede PV elimine edilmiştir.

PV’nin üç alt tipi bulunmaktadır. Tip1, vahşi virüs olarak nitelendirilmekte ve bugün endemik ülkelerde halen görülmektedir. Tip2, 1999 yılından beri hastalığa sebep olmamıştır. Ancak bazı toplulukların bağışıklığının çok düşük olmasıyla yaşam süresi artan virüsün, diğer enterovirüslerle gen değişimi ve mutasyonları sonucu hastalık yapması söz konusu olabilmektedir. 2000 – 2011 yılları arası yapılan 10 milyar dozun toplamda 580 vaka görülen 20 salgına yol açtığı, buna karşın 6 milyon çocuğun hastalıktan korunduğu bilgisi mevcuttur. Dünya Sağlık Örgütü’nün 2016 yılında, tip 2’nin trivalan aşının içerisinden çıkartılarak bivalan OPA aşısının kullanıma geçilmesine karar vermesinin ardından dolaşımdaki virüse bağlı aşıdan türemiş polio vakalarında(cVPDV) artış görülmektedir. 2017 yılının ilk altı ayında tüm dünyada; 6 vahşi polio vakası, 25 dolaşımdaki virüse bağlı aşıdan türemiş polio vakası tespit edilmiştir. 2018 yılının ilk altı ayında bu rakam 11 vahşi polio vakası ve 14 dolaşımdaki virüse bağlı aşıdan türemiş polio vakasıdır. Eradikasyon hedeflerinde 2018 yılının hedef sene olması, bu alandaki çabaların son bir gayret ile sürdürülmesinin önemini vurgulamakta; en ufak gevşemenin vaka sayılarını -farklı mekanizmalarla da olsa- yeniden arttıracağını göstermektedir. Tip3 ise, 2012 yılından beri hastalarda etken olarak saptanmamaktadır.

Eradikasyon çalışmalarına 1988 yılı 41. Dünya Sağlık Asamblesinde karar verilmiştir. Küresel Polio Eradikasyon Girişimi ismiyle, dünyadaki en büyük kamu-özel işbirliği halk sağlığı projesi olarak halen yürütülmektedir. Girişim sayesinde 20 milyondan fazla gönüllü, son 20 yılda 3 milyardan fazla çocuğun aşılanmasında rol oynamıştır. Girişimin ilk yılında 125 ülkede endemik olarak yıllık 350.000 çocuk paraliziye yakalanmaktaydı.Bugün dünya topraklarının %80’i “polio’dan arındırılmış” sertifikasına sahiptir. Yapılan çalışmalar neticesinde 16 milyon çocuğun paralizisinin önüne geçildiği tahmin edilmektedir. Şu anda dünya üzerinde endemik olarak vakaların sürdüğü üç ülke bulunmaktadır: Afganistan, Pakistan ve Nijerya. Bu ülkelerde aşı çalışmalarının başarıya ulaşamamasında başlıca sebepler ise; asayişsiz ve zorlu coğrafya koşulları, zayıf sağlık sistemi ve yetersiz sanitasyondur. Girişim kapsamında yürütülen programlar geniş katılımlı, büyük organizasyonlardır. Örneğin 2011’de eliminasyonundan önce Hindistan’da yürütülen yalnızca bir kampanyada; 2.3 milyon uygulayıcı, 640 bin aşı kabini ile çalışılmış, 200 milyon doz aşı, 191 milyon ev ziyareti yapılmış, 6.3 milyon buz aküsü harcanmış ve 172 milyon çocuk aşılanmıştır.

Tablo 1. Çalışmaların yürütüldüğü dünya ülkeleri ve hükümetlerinin yanında Küresel Polio Eradikasyon Girişimi’nin uluslararası organizasyonunu sürdüren 5 büyük paydaşı.
– Dünya Sağlık Örgütü
– UNİCEF
– Birleşik Devletler Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezi
– Rotary International Foundation
– Bill & Melina Gates Foundation

T

Polio’dan arındırılmış bölge ilan edilen ülkeler, sertifikalandırılmaktadır. Sertifikasyon sonrası süreçte, mükerrer vakaların görülmemesi için çalışmalar farklı bir boyuta taşınmaktadır. Türkiye, Avrupa’nın son çocuk felci vakasını Kasım 1998’de Ağrı’da yakalamıştır. Melik Minas, 1998’de Türkiye’de çocuk felci geçiren son çocuk olarak kayıtlara geçmiştir. Sağlık Bakanlığı’nın bölgedeki aşı kampanyasına rağmen babası, “Çocuk felci aşısı kısırlaştırma tuzağı” düşüncesiyle aşı yapan ekiplerden Melik’i gizlemiştir. Aşı olma fırsatını kaçırdığında ise çocuk felcine yakalanmıştır. Üç yıllık izleme sürecinin sonunda tüm Avrupa kıtasının polio’dan arındırıldığı sertifikalandırılmıştır. Bugüne dek her iki aşının da rutin takvimde sürdürülmesinin yanı sıra, çocuk felci aşı günleri kapsamında destek aşı kampanyaları, hedef gruplara yönelik süpürme aşı kampanyaları, basın ve yayın çalışmaları dönem dönem yoğunlaşarak sürmüştür. Bugün Türkiye’de 2, 4, 6, 18. aylarda ve ilkokul 1.sınıfta rapel olmak üzere 5 doz IPV aşısı uygulanmaktadır. Bunun yanında 6. ve 18. ayların sonunda oral polio aşısına devam edilmektedir. Ayrıca akut flask paralizisi aktif sürveyansı kapsamında 15 yaş altı şüpheli vakaların tamamından kırk sekiz saat içerisinde gaita örneği alınarak, PV testine tabi tutulmaktadır. Aralarında polionun görüldüğü ülkelerden yoğun dış göç alan ülkemizde, çocuk felci vakasının halen görülmemiş olması bu alanda çalışan kişilerin özverili emeklerinin ürünü olarak gösterilmektedir. U

POLİO’DA SON DURUM

Pakistan, çocuk felci ile savaşında epey yol katetmiştir. Tarihinin en düşük vaka sayısını yakalamıştır. Kapı kapı aşılama çalışmaları neticesinde 11 milyon çocuk aşılanmış olsa da; halen aşısız bölgelerinin olması riski sürdürmektedir. Ülkede iç göçün sık olması, yoğun ve kontrolsüz Afgan mülteciler de hastalığın kontrolünü zorlaştırmaktadır. İçlerinde tren istasyonu, otoban ve otogarların da bulunduğu 398 yol kontrol noktasında çocukları aşılamak üzere ekipler çalışmaktadır. 18 yıl aradan sonra 2017 yılında 300 bin görevliyle kapı kapı nüfus sayımı yapılmıştır. 6 bölgesel yönetim, 88 alt bölgede yapılan sayımın sonuçları halen açıklanmamış olmakla birlikte, %39’unun kentlerde olmak üzere, ülkede toplamda 200 milyonun biraz üzerinde kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. Son 4 yılda vaka sayısının %97 azaltılmış olması(306 vakadan 3 vakaya), Pakistan’ın eradikasyon çalışmalarında sıradaki ülke olması yönündeki umutları yeşertmektedir. U

Nijerya, 190 milyona yakın nüfusuyla Afrika’nın en büyük ülkesidir. Ortalama yaşam ömrü erkeklerde 53, kadınlarda 56 yıldır. Ülkede 2016 yılından beri vahşi tip ihbarı bulunmamakta, çevresel örneklerde aşı derive tip izole edilmektedir. Çevresel örneklerin tespiti sonrasında trivalan aşıların kullanımına başlanmıştır. Ülkede sürveyans sisteminin zayıflığı öncelikli sorun olarak belirtilmektedir. Chad Basin gölü çevresi en riskli bölge olarak gösterilmektedir. Ocak 2017’de 14 bölgede 26 milyon çocuk bivalan OPA ile aşılanmıştır. Ülkede salgın müdahale ekiplerinin kapasite geliştirme eğitimleri sürmektedir. Özellikle Chad Basin gölü bölgesi Çad ve Nijer’in de sınırlarında olması hasebiyle olası salgınlarda uluslararası müdahale koordinasyon planları üzerinde çalışılmaktadır. Sınır ülkelerinden göç alan Nijerya’da gerekli güvenlik izinleriyle sınır aşımı aşılamaları, güvenlik noktası göçmen aşılamaları da sürmektedir. Ayrıca çocuklara erişimi arttırmak adına pazarlarda ve yerel bakkallarda aşı istasyonları kurulmaktadır. Riskli bölgelerin gaita örneklerinin lojistiğini hızlandırmak amacıyla sistem geliştirilmesi çalışmaları sürmektedir. Mart – Nisan 2018’de üç ülkenin de Chad Basin Gölü çevresinde eş zamanlı süpürme kampanyası planlanmakta iken; sonuçları henüz yayınlanmamıştır. Ön bilgiler ışığında Çad’ın N’Djamana bölgesinin sonraki çalışmalarda önceliklendirileceği bilgisi mevcuttur.

Afganistan, özellikle Pakistan sınırıyla coğrafik, etnik ve ekonomik bağları olan bir ülke olduğundan, geniş nüfus hareketleri gerek ülke içinde; gerek de sınırlararası görülebilmektedir. Epidemiyolojik ve genetik çalışmalar göstermektedir ki; bu iki ülke arasında virüs hareketliliği sürekli mevcut haldedir. Ülkenin güneydoğusunda, başkent Kabil’i de içine alan bölgede yoğun salgınlar yaşanmaktadır. Ayrıca Kandahar ve çevresinden alınan çevresel örneklerde yeni vahşi tip virüsler tanımlanmaktadır.  Ülkede süregelen asayiş açığı nedeniyle aşı kampanyalarında bazı bölgelere girmek mümkün olmamaktadır. Risk altındaki 225 bölgede 6.4 milyon çocuğun hedeflendiği bir kampanya çalışmaları sürmektedir. Kampanyaların yapılmasında hem silahlı güçler hem de halktan çok çeşitli tepkiler gelmektedir. Şüphesiz bu tepkilerin en temel nedeni A.B.D. Merkezi İstihbarat Teşkilatı’nın(CIA) ülkedeki faaliyetleridir.

2011 yılının başlarında, Pakistanlı bir doktor olan Shakil Afridi, hepatit B aşılaması yaptığı iddiasıyla Abbottabad, Pakistan’da kapı kapı dolaşmış, sonrasında Üsame Bin Ladin’in ve ailesinin yer tespitini yapmak üzere DNA örneği topladığı ortaya çıkmıştır. Bu gelişme neticesinde Dr. Afridi hapse atılmış olsa da, bölgede aşı kampanyalarına olan güveni öldürmüştür. Özellikle polio ile mücadelede Afganistan ve Pakistan’da acı verici sonuçları olmuştur. Pakistan hükümeti Save The Children kuruluşunu sınır dışı etmiştir. Mart 2014 yılında, dört yaşında çocuk annesi bir kişi, polio aşısı öneriyor diye kaçırılmış, işkence görmüş ve öldürülmüştür. Ülkede bu tarihe kadar 30 kadın sağlık çalışanı da faaliyetleri esnasında öldürülmüştür. Yine bir diğer endemik bölge olan Nijerya’da 2014 yılında Boko Haram örgütü tarafından 9 aşılama çalışanı öldürülmüştür. Pakistan ve Afganistan’ın dışında, Suriye’de ve Irak’ta da son yıllarda patlak veren salgınlar incelendiğinde; terörizm, siyasi istikrarsızlık ve halk sağlığı ilişkisinin önemi gözler önüne serilmiştir. Bu vakaların genetik takibinde kaynaklarının Pakistan-Afganistan sınırında Veziristan Bölgesinden köken aldıkları görülmektedir. Son yıllarda Pakistan’da baskılar bir nebze azalmışken, Afgan Talibanının aşı ekiplerine karşı uyarıları devam etmektedir.

Amerikan halk sağlığı okulları dekanlarından 16 ay boyunca mektup almasının ardından Obama yönetimi, 20 Mayıs 2014 tarihinde aşı kampanyalarını istihbarat operasyonlarında kullanmaya son verdiğini resmen açıklamıştır. Beyaz Saray, askeri ve istihbarat operasyonlarından insani yardımları tamamen ayıran uzun süredir devam eden normunu ihlal etmesine rağmen, kamuya açık bir özür sunmamıştır. CIA’nın bu hamlesi, önceden var olan korkuları sömürmek isteyen militanlar için kullanışlı bir fırsat oluşturmuştur. Müslümanların kısırlaştırılması, aşıların yapımında kasıtlı olarak domuz ürünlerinin kullanılıyor olması gibi doğru olmayan dezenformasyon kampanyaları yapılarak Müslümanların karşıtlığı örgütlenmiştir. Aşılama, din ve ideoloji ile halka sunulan bu zehirli karışım, yine en fazla fakir ailelerin gariban çocuklarını etkilemiştir.

Tablo 2’de de görüleceği üzere, son yıllarda bazı ülkelerde yeniden salgınlar meydana gelmeye başlamıştır.

*İlk vakanın yerli olmadığı ancak dışarıdan dolaşıma giren virüslerin hassas nüfusta salgına yol açtığı ülkelerdir.
**İmmünite düzeyleri düşük seyreden, sürveyanslarının iyileştirilmesine ihtiyaç duyulan ülkelerdir.

TSuriye’de 1999 yılından beri endemik vaka görülmemektedir. 2013 ve 2014 yıllarında savaşın da etkisiyle iki polio salgını meydana gelmiştir. Salgının aşıdan türemiş vakalardan meydana geldiği ve pakistan orijinli olduğu tespit edilmiştir. 2017’de Deyrizor’da gerçekleşen salgınları Türkiye’de yakından takip etmiştir. Deyrizor bölgesi İŞİD ve YPG güçlerinin çatışmasına uzun süre maruz kalmış, sağlık hizmeti ve diğer yaşam hizmetlerinin sunumunda aksamaların olduğu bir bölgedir. 2017 yılında 4 vaka saptanmışken, 2018 yılında henüz vaka saptanmamıştır. Yapılan saha araştırmasında boş ve tarihi geçmiş flakonların tesislerde olduğu görülmüş ve tamamı imha edilmiştir. Bu süreçte Dünya Sağlık Örgütü’nün çalışmalarıyla, Doğu Guta’da yaşayan 2 – 23 aylık beş binden fazla çocuk özel üretim tip 2 inaktive polio virüs aşısı ile, çoğunlukla Şam’ın kuzeyinde kalan bölgede olmak üzere 33.836 5 yaş altı çocuk ise bivalan oral polio aşısı ile aşılanmışlardır. 23 aşı ekibi aktif olarak çalışmalarını halen sürdürmektedir. Suriye Ulusal Laboratuarlarının yeterli tanı kapasitesi olmadığından, vaka tespitinde Türkiye Cumhuriyeti Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü Ulusal Referans Laboratuvar’ının da takibi devam etmektedir.

Türkiye’ye gelen yoğun Suriyeli göç dalgalarının ardından bugün üç milyonun üzerinde Suriyeli’nin ülkemizde yaşadığı bilinmektedir. Yaklaşık 210.000’i geçici koruma merkezlerinde ikamet ederken, geri kalan büyük çoğunluğu şehirlerde yaşamaktadır. Türkiye Halk Sağlığı Kurumu Erken Uyarı – Cevap ve Saha Epidemiyolojisi Daire Başkanlığı’nın 2015 yılında yayınladığı “Polio Risk Değerlendirmesi” raporunda belirlenen altı ilde yoğunlaştırılmış oral polio süpürme aşı kampanyaları düzenlenmiştir. 2017 yılında ise Türkiye geneli üç tur halinde yalnızca Suriyeli misafirlerimiz için rutin aşı takvimi eksik aşı tamamlama çalışmaları sürdürülmüştür. Tüm bu yoğun çabalar ve sağlam sürveyans sistemi sayesinde Türkiye bugün risk altında ülkeler arasında anılmamaktadır.

Bugün hastalıklara karşı elimizdeki en güçlü silah halen aşılardır. Dünya üzerinde kullanılan 26 aşı bulunmakta ve bir çoğu hastalıkların görülmesini dramatik düzeylerde azaltmaktadır. Polio vakalarının giderek azalması ve son aşamada eradikasyon hedefi halen sürmektedir. Sağlıkçı olsun olmasın herkese bu konuda görev ve sorumluluk düşmektedir. Son yıllarda artış gösteren aşı reddi furyasına karşı uzmanların görüşlerine başvurulmalı ve aşılama çalışmalarının başarıları unutulmamalıdır.

KAYNAKÇA

  1. Baicus, A. “History Of Polio Vaccination.” World Journal Of Virology 2012, 1.4, 108–114.
  2. Ochmann S, Roser M. “Polio.” https://ourworldindata.org/polio Yayınlanma Tarihi: 09.11.2017 Son Erişim Tarihi: 29.07.2018
  3. Meldrum, M. “‘A Calculated Risk’: The Salk Polio Vaccine Field Trials Of 1954.” British Medical Journal 317.7167 (1998): 1233–1236.
  4. https://www.cdc.gov/polio/about/ Son Erişim Tarihi: 29.07.2018
  5. Groce N, Banks L, Stein M. “Surviving Polio In A Post-polio World.” Social Science & Medicine. Volume 107, April 2014, Pages 171-178
  6. Dalakas M. “The Post‐polio Syndrome As An Evolved Clinical Entity.” Annals Of The New York Academy Of Sciences, 1995, 753: 68-80
  7. Ramlow J ve ark. “Epidemiology Of The Post-polio Syndrome.” Am J Epidemiol. October 1992 1;136(7):769-86.
  8. Melnick J “Advantages and Disadvantages of Killed and Live Poliomyelitis Vaccines.” Bulletin of The World Health Organization, 1978. 56 (1): 21-38
  9. Sabin Albert B. “Oral Poliovirus Vaccine: History of Its Development and Use and Current Challenge To Eliminate Poliomyelitis From The World.” The Journal Of Infectious Diseases, Vol. 151, No. 3 March 1985,  420-436
  10. Global Polio Eradication Initiative: Semi-annual Status Report July – December 2017, Progress Against The Polio Eradication & Endgame Strategic Plan. Geneva, Switzerland: World Health Organization; 2018
  11. http://polioeradication.org/polio-today/ Son Erişim Tarihi: 29.07.2018
  12. National Primary Health Care Development Agency: 2018 Nigeria Polio Eradication Emergency Plan. January 2018
  13. World Health Organization Lake Chad Basin Polio Eradication Technical Advisory Group. Report of The 1st Meeting of The Lake Chad Polio Tag. 22 – 23 November, 2017
  14. Gostin, Lawrence O. “Global Polio Eradication: Espionage, Disinformation, And The Politics Of Vaccination.” The Milbank Quarterly 92.3 (2014): 413–417
  15. Enders J F. “Some Recent Advances In The Study of Poliomyelitis.” Medicine (Baltimore) May 1954 ; 33(2): 87–95
  16. Lavinder, C., Freeman, A., & Frost, W. “Epidemiologic Studies Of Poliomyelitis In New York City And The Northeastern United States During The Year 1916.” Washington Public Health Bulletin:1918 Issue 91
  17. Holt, L. E., & Bartlett, F. H. “The Epidemiology Of Acute Poliomyeitis.” The American Journal Of The Medical Sciences, 1908: 135(5), 647-661
  18. Meldrum M. ““A Calculated Risk”: The Salk Polio Vaccine Field Trials Of 1954.”, BMJ, 1998 October 31; 317(7167): 1233–1236
  19. Sabin Ab, Ramos-alvarez M, Alvarez-amezquita J, Et Al. “Live, Orally Given Poliovirus Vaccine Effects Of Rapid Mass Immunization On Population Under Conditions Of Massive Enteric Infection With Other Viruses.” JAMA. 1984;251(22):2988–2993

Bir cevap yazın