SALERNO TIP OKULU

ŞİFAHANELER VE TIP OKULLARI ÇALIŞMA GRUBU

· 19 dk okuma süresi >

YAZARLAR

¹ Leyla DÖNDER

² Büşra ÜSTÜN

³ Hatice DUZLU

² Gülbahar YAVUZ

4 Nebahat ÖZÇELİK

  1. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
  2. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi
  3. Ankara Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik
  4. Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesi

*İletişim: leyladonder@gmail.com

SALERNO TIP OKULUNUN TARİHÇESİ

Antik Salerno, Napoli’nin 35 km güneydoğusunda bir tepe üzerinde kurulmuştur. Roma’nın bir kolonisi olarak ilk defa milattan önce 194’te adı duyulur. Bu dönemde insan sağlığına faydalı bir kaplıcaya sahip olması nedeniyle ünlenmiş bir şehirdir. 1077’de Salerno, Normanların şefi Robert de Guiscard tarafından ele geçirilir. Normanların Güney İtalya ve Sicilya’ya hâkim olmalarının, Avrupa’nın yalnız siyasal anlamda değil aynı zamanda sosyokültürel, ekonomik ve bilimsel anlamda da çehresinin değişimine önemli katkıları olmuştur. Diğer taraftan bölgedeki siyasal birliğin ve kontrolün sağlanmış olması, burada bilim ve sanatın gelişiminde çok önemli bir faktör olarak kendisini göstermiştir. Salerno şehrinin özellikle Roma’nın düşmesinden sonra Lombardlar ve Gotlar tarafından da işgale uğradığı düşünülürse Orta Çağ’da oldukça kozmopolit bir yapıya sahip olduğu söylenebilir.

Tüm bu gelişmeler yaşanırken Monte Cassino’daki keşişler, Salerno’daki kaplıcanın ve burada uygulanan tedavi yöntemlerinin değerini kavramış ve burada manastırlar yaparak şehre kendileriyle beraber etkilerini de getirmişlerdir. Manastırın okul üzerindeki etkisi düşünülerek skolastik temelli bir tıp eğitimin var olduğu ileri sürülse de Salerno Tıp Okulu’nun kuruluşu ile ilgili bilgilerde tam bir netlik söz konusu olmadığı için böyle bir yargı çok doğru değildir. Hatta buradaki Tıp Okulu ile ilgili anlatılan geleneğe göre okulun kurucuları olarak bir Yahudi, bir Grek, bir Latin ve bir Müslüman’dan söz edilir. Yine söylenenlere göre okulun kuruluşu yedinci yüzyılın ortalarındadır. Bu nedenle de okulun skolastik düşünce temelinde tıp eğitimi vermesi de pek mümkün görünmemektedir.

Müslümanların Sicilya’ya hâkim olmaya başladıkları 9. yüzyıldan itibaren Orta Doğu’dan ve Kuzey Afrika’dan bir çok Müslüman bilim insanın buraya geldiğini bilinmektedir. Müslümanların yanı sıra Sicilya ve İtalya ana karasında Yahudi, Grek ve Latin bilim insanlarının önemli derecede varlıkları söz konusu olmuştur. Bu nedenle Salerno Tıp Okulu’nda bir birinden farklı ırk ve inançta olan birçok kişi ortak çalışmalar yapmıştır.

 Salerno Tıp Okulu’nun çağdaşı ve yanı başındaki bir diğer kurum ise Monte Cassino’daki Benedict Yolu’nun manastırıydı. Buradaki tıp eğitimi, uygulamadan ziyade teoriye bağlı kalmış,; kilisenin kuralları dahilinde şekillenmiş olan tedavi yöntem ve düşünceleri söz konusu olmuştur. Burada uygulanan tedavi yöntemleri daha ziyade Aziz Benedict’e izafe edilse de bunun tarihsel açıdan gerçekliği yansıttığı söylenemez. Monte Cassino manastırındaki keşişler açısından; Benedict yolunun inanışına göre; Aziz Benedict onların öğretmenlik yapmalarını yasaklamıştı. Fakat bu yasak zamanla, hastanede sadece hastalara bakmakla yetinmek istemeyen, öğrenmeye ve öğretmeye hevesli keşişler tarafından ihlal edilmiştir. Böylelikle Monte Cassino, dönemin önde gelen tercüme ve bilim merkezlerinden biri haline gelmiştir.

Salerno Tıp Okulu, Normanların Güney İtalya ve Sicilya’ya hâkim olmasından sonra gelişimini hızla sürdürmeye devam etmiştir. Norman hâkimiyetinin ardından da Germen imparatorluğu hâkimiyeti altına giren Salerno şehrindeki Tıp Okulu, II. Frederick’in yakından ilgilenmesi ve bazı düzenlemelere gitmesiyle zirve noktasına ulaşmıştır. 11-14.yüzyıllar arasında bölgeye hâkim olan idarecilerin yapmış oldukları düzenlemeler sayesinde Avrupa’nın en sağlıklı ve bilimsel açıdan en iyi seviyede eğitim ve hizmet veren kurumu olmuştur.

 Norman hâkimiyeti döneminde Kont I. Roger, okula bazı kurallar getirerek düzenli bir şekilde eğitim öğretim verilmesini sağlamış ve hastalar için sağlık hizmetlerinin devam etmesinde önemli bir rol oynamıştır. Bu sayede Salerno Okulu, Avrupa’da akademik değerlere ulaşan ilk eğitim kurumu olmuştur. 1137 yılına gelindiğinde ise Sicilya Norman Kralı II. Roger, I. Roger gibi okulu kraliyetin himayesi altına almıştır. II. Roger tarafından yeni düzenlemeleri ve kurallar ortaya konmuştur. Bu kurallar çerçevesinde Salerno Okulu’nun yetiştirmediği halde hekimlik yapanlar ve bu okuldan mezun olarak lisans belgesi almayanlar, eğer hekimlik yapmaya kalkışırlar ise tutuklanıp hapse atılmışlardır. II. Roger, 1140 yılında çıkardığı bir kanunla, buradan mezun olan hekimlerin sınava tabi tutulmalarını sağlamıştır.

Normanlar döneminin ardından bölgeye hâkim olan Alman İmparatoru II. Frederick’in Salerno Tıp Okulu’nun gelişiminin tamamlanmasında ve zirveye ulaşmasında önemli bir payı olmuştur. II. Frederick, daha önce II. Roger’un yapmış olduğu düzenlemeleri yenileyerek güncellemiş, Salerno Tıp Okulu’nda eğitim süresini sekiz yıla çıkarmıştır. Mesleki açıdan uzmanlık alan sınırları belirlenerek hastalığın teşhis ve tedavisinde hekimler ile eczacıların görev ayrımı yapılmıştır. Teşhis ve tedavilerde bilimsellik dışında farklı yöntemlerin kullanılmasına izin verilmemiştir.  Özellikle ruhban sınıfının tıp konusunda müdahil olmaları, getirilen kurallarla engellenmiştir. Ayrıca tıp eğitimi alacak öğrencilerin, bu eğitimden önce mantık okumaları yapması şartı getirilmiştir. Özellikle cerrah olacakların, kadavralar üzerinde yeterli derecede çalışmaları sağlanmıştır. Okulu bitirenlerin ise en az beş yıl staj yapmaları şartı bu dönemde getirilen yeni düzenlemelerdendir. Bu süreçlerin sonunda hekimler bir sınava tabi tutulmuşlardır.

 Salerno Tıp Okulu’na II. Frederick’ten sonra oğlu ve halefi olan Conrad tarafından da ilgi ve alaka devam ettirilmiştir. Ancak 13. yüzyılın sonuyla birlikte özellikle bölgede artan İspanyol hâkimiyeti sonucunda;  Salerno Tıp Okulu daha önceki devirlerindeki parlak günlerini kaybetmiştir.

SALERNO’DA EĞİTİM

 Kuruluş yılı tam olarak bilinmemekle birlikte Orta Çağ’da kurulmuş olduğu bilinen Salerno Tıp Okulu, Avrupa’daki diğer birçok kurum gibi manastır ve din adamlarından etkilenmiştir. Bu dönemde Avrupa’da sağlık hizmetleri genel olarak kilise ve manastırlarda verilmekteydi. Eğitim de diğer birçok alanda olduğu gibi kilise öğretilerinin kontrolü altında kalmıştır. Bu durum bir baskı oluşturmuş bile olsa Avrupa Tıbbı’nın  manastırlardaki keşişlere çok şey borçlu olduğunu göz ardı etmek doğru değildir. Keşişlerin katkılarının en önemlisi de Latince, Grekçe ve Arapça’dan çeviriler yaparak birçok önemli eseri batı dillerine kazandırmış olmalarıdır. Genel anlamda hasta bakımı veya şifahî bilgiler doğrultusunda varlığını sürdüren bir tıp anlayışından söz etmek mümkündür. Bununla beraber anatomi ve fizyoloji gibi tıp biliminin diğer dallarından tıbbi yararlanım açısından uzak olduklarını da belirtmek gerekir.

Okulun ilk dönemlerinde, manastırdaki Orta Çağ Batı Hıristiyanlığının sınırları çerçevesinde verilen tıp eğitiminde; Antik dönemden Hipokrat’ın ve Galen’in eserleri ve düşünceleri manastırdaki öğrencilere öğretiliyordu. Fakat anatomi, fizyoloji ve tıbbın diğer dalları hakkında yeterli bilgi sunulmuyordu. 11. yüzyılın ortalarından itibaren, Salerno Okulu üzerindeki Benedictine hastane yapılarının etkisinin artması ile okulun öğretileri papazların kontrolünden uzaklaştı. Papalık, rahiplerin manastır dışında hekimlik yapmalarını yasakladı. Bu durum, bundan sonra farklı inanç ve kültürlerden olan bilim adamlarının da okulda çalışmaya başlamasını sağladı. Bu gelişmeler, Salerno Tıp Okulu’nun giderek artan tarihi rolü açısından oldukça önemlidir. Hipokrat ve Galen’in Latinceye çevrilmiş eserlerinden, Yunan ve Roma el yazması eserlerden yararlanılmaya başlanılmıştır. Bu kaynak kullanımı aynı zamanda eğitimin kalitesinin yüksek olduğunu da göstermektedir.

Öğrencilerin kullandığı ve Galen’in öğretilerini de kapsayan ilk el kitabı, o zamanın en ünlü eğitimcilerinden biri olan Gariopontus (1050) tarafından yazılmıştır. Passionarius ismi verilen bu eserin modern tıbbi terminolojinin temellerini oluşturduğu kabul edilmektedir. Yedi adet kitap ve bir adet ek bölüm içeren bu yapıt, pratik tıp konusunda oldukça değerli bir eser olup birkaç hekimin ortaklaşa çalışması sonrası ortaya konmuştur.

Salerno Tıp Okulu’nda, çevresindeki birçok eğitim kurumunda olduğu gibi İslâm Tıbbının birikiminden hem teorik hem de pratik olarak yararlanılmıştır. Özellikle Müslüman Tıp bilginlerinin hastalıkların tedavisinde kullandıkları ilaçlar kullanılmıştır. Salerno’da  yaptığı çalışmalarla dönemine damgasını vuran önemli kişilerden biri de Afrikalı Constantine olmuştur. Özellikle el-Mecûsî’nin “Kâmilü’s-Sınâati’t-tıbbiyye” adlı eserini Latinceye “Regalis(Liber Regilus)” adıyla çevirmiş ve bu eser yüzyıllar boyunca Salerno Tıp Okulu’nda ders kitabı olarak okutulmuştur. Bunlara ilave olarak tıp bilimine dair çok sayıda eser vermiştir.

12. yüzyılın ortalarında en parlak dönemini yaşayan Salerno Tıp Okulu Orta Çağ üniversiteleri için tıbbi bir müfredat oluşturulmasında önemli bir katkı sağlamıştır. İlerleyen dönemlerde okul pratik bir tıp merkezi olma özelliğini yavaş yavaş kaybetmiş, tıbba pratik bir bakış açısı yerine, bilimsel bakış açısıyla teorik bilgilerin gelişimine önem veren bir kurum olmuştur. Burada daha önceden bulunmuş olan hocaların eserleri teorik konular şeklinde değerlendirilerek anlatılmıştır.

Bu dönemdeki eserlerden bir tanesi Salernita metinlerinden alıntı yapılarak 1160 ve 1170 yılları arasında yazılan ve 6 adet yazarı bulunan, günümüzün çok yazarlı ansiklopedilerinin öncülerinden kabul edilen Compendium Salernitanum isimli kitaptır.

12. yüzyılın sonlarına doğru Salerno’da bulunan,  Bath’lı Adelardus, Conches’li Guillolma, Alexander Neckam ve Gilles de Corbeil gibi Avrupa kültür yenilikçiliğinin ünlü temsilcileri Salerno’yu övünülecek hale getirmiştir.

Önceliğini eğitim ve öğretime vermiş olan Salerno Tıp Okulu, mezun olmak isteyen adaylarını bazı derslerden de sıkı bir sınava tabi tutmuştur. Öğrencilerin sınav oldukları konulardan öncelikli olanları şunlardır: Galen’in “Therapeutics” adlı eseri, İbni Sinâ’nın eserleri, Hipocrates’in “Aphroism” adlı eseri ve Aristo’nun “Analytics” adlı eseridir. Eğer adaylar başarılı olurlarsa hekim veya eğitimci unvanlarını alırlardı. Sınavların büyük bir ciddiyetle yapılıyor olması okulun eğitim kalitesinin seviye bakımından oldukça ileri olmasına da yardımcı olmuştur.

Sınavların böylesine bir ciddiyetle yapılıyor olması gerçek anlamda bir birikimin ve bu birikimi yönlendirip düzenli bir eğitimle öğrencilerine sunabilecek öğretim üyesi kadrosunun varlığını bize gösterir. Aksi halde okulun yüzyıllar boyunca bu başarısını sürdüremeyeceğini belirtebiliriz. Salerno Tıp Okulu’nda idareci ve öğretim üyelerinin pozisyonları belirlendiği gibi sistematik bir idari mekanizma ile takip edilmiştir. Tıp Fakültesi ise on kişilik profesör veya öğretim üyelerinden oluşan bir kurul ile idare edilmiştir. Görevler, Hipokrat’ın etik kaideleri dâhilinde icra ediliyordu. Bu uygulamalar, Salerno Tıp Okulu’nun önde gelen prensipleri arasındaydı.

Salerno ‘da  öne çıkan eğitim metotları, “makale”, “konferans” ve “diyalog” idi. Salerno, “Sokratik diyalog” olarak tanımlanan öğrenci ve öğretmen arasında soru cevap yöntemi olarak karakterize edilen üçüncü model seçilmiştir. Bu, kolayca ezberlenen, net ve kısa cevaplarla izlenen tipik Orta Çağ soru (quaestio)’sudur. Sorular şiir haline getirilmiş, böylece öğrencilerin çalışmalarını kolay bir şekilde hatırlayabileceğine inanılmıştır. Şiirsel anlatıma örnek olan eserlerden bir tanesi de Regimen Sanitatis Salernitanum ‘dur.

Salerno’da “Sokratik diyalog” olarak tanımlanan bir eğitim modeli tercih edilmiştir

REGİMEN SANİTATİS SALERNİTANUM

Salerno Okulu’nun en ünlü eseri, Flos Medicinae Salerni olarak da bilinen sağlık ve mutluluğu elde etmek için akılcı yaklaşım, diyet ve hijyen önerilerinden oluşan, en az iki yüz yıllık tıbbi bilgilerin toplandığı Latince bir şiir olan Regimen Sanitatis Salernitanum (Salerno Okulunun Sağlık Kodları) idi. Bu kitabın yüzyıllar boyu devam eden başarısı Hipokrat’ın Aforizmalar’ı kadar ünlü bir eser olduğu düşüncesini oluşturmaktadır. Eserde ortaya konan birçok temel prensip bugün bile geçerlidir. Bu el yazma eserin ilk baskıdaki mısra sayısı 362 olup daha sonraları diğer yazarların yaptığı ilavelerle yavaş yavaş artmış ve mısra sayısı 3520’ye kadar ulaşmıştır.

Regimen’in orijini ile ilgili bilgiler net değildir, tek bir yazara da atfedilmemiştir. Eser daha çok bilinmeyen derlemecilerin sözlü geleneğinden alınan mısraların başarılı bir şekilde birbirine eklenmesi ile oluşturulmuştur. Orijinal mısraların oluşturulması 12. yüzyılın başlangıcına kadar gitmektedir. Orijinal ilk 362 mısranın derlemesi ve düzenlenmesi felsefeci bir doktor olan Arnaldus de Villanova (1240–1312) tarafından yapılmıştır.

Regimen Sanitatis Salernitanum, 10 ana başlık, 3520 satırdan oluşmaktadır. Regimen’in ilk bölümünde hijyen ve diyet, ikinci bölümünde tıbbi bitkilerin faydaları, üçüncü bölümde insan vücudunun anatomisi, dördüncü bölümde fizyoloji ve son bölümde ise hastalıkların tedavi edilmesi ile ilgili bilgiler yer almaktadır.

Salerno Okulu’nun en ünlü eseri, ‘Flos Medicinae Salerni ‘olarak da bilinen ‘Regimen Sanitatis Salernitanum ‘idi.

Beslenme ve egzersiz ilişkilerinin sunulmasının yanı sıra mevsimlerine göre de beslenme tavsiyelerini içeren Regimen Sanitatis Salernitanum, yiyeceklerden içeceklere kadar bir dizi tavsiyeler sunmaktadır. Ayrıca insan doğasına değinerek insanın mizacına göre beslenmesini ve bu konularda dikkat edeceği hususları da ele almaktadır. Esere geçen uzun yüzyıllar içerisinde bazı ilaveler yapılmıştır. Eserin aslına uygun bir içerik ve üslupla yeni bilgiler katılmıştır.

Salerno Tıp Okulu’nda çok değerli bilgin ve hekimler yetiştiği gibi bu okulun öğretim üyelerinin vermiş oldukları eserler yüzyıllar boyu Avrupa’da Tıp eğitimi veren okullarda ders kitabı, hastanelerindeki tedavi uygulamalarında başucu kitapları olarak kullanılmıştır.

HEKİM OLABİLME ŞARTLARI

Karanlık çağ döneminde hekim veya doktor olabilmek için rahip veya ruhban sınıfına mensup bir din adamı olmak yeterliydi. İlk kurulan okul manastıra bağlı olduğu için doktorlar genellikle ya rahiplerden ya da ruhban sınıfından oluşmaktaydı.

Zamanla manastırın kontrolünden uzaklaşan Salerno Tıp Okulu, eğitim görecek öğrencilerde bazı şartlara uygunluk aramıştır. Tıp okuyacak öğrencilerin öncelikle yirmi bir yaşında olmalarını istemiş, 7 yıllık bir eğitim sürecinden geçmelerini sağlamıştır. Eğitim süresi daha sonra II. Frederick döneminde sekiz yıl olmuştur. Bu eğitime ilave olarak mezun adaylar bir dalda uzmanlaşmak istiyorlarsa bunun için belirlenmiş bir süre için eğitim almaya devam etmişlerdir. Mesela cerrah olmak isteyenler yedi yılın ardından bir yıl daha anatomi dersi almak zorunda tutulmuşlardır. Bu derslerin yanı sıra bitirme sınavına girmeden önce öğrencilere başlangıçta 3 yıl mantık ve felsefe dersi aldırıldıktan sonra ek olarak 5 yıl süren bir tıp eğitim verilmiştir. Mezuniyet hakkını elde edenlere de şöyle yemin ettirilmiştir: “Hayatta her zaman doğrudan yana olup hekimler zümresine sadık kalacağımıza, fakirlerden hiçbir surette kazanç talep etmeyeceğimize ve eczacılar ile kazanç ortaklığına girmeyeceğimize yemin ederiz.”.

Cerrah olmak isteyen kişi ayrıca cerrahi uygulamaya başlamadan önce usta bir cerrah ile bir yıllık çıraklık dönemi geçirmek zorunda tutulmuş,bu kişilerin kadavralar üzerinde yeterli derecede çalışmaları sağlanmıştır. Vücudun yeniden dirileceğine inanıldığı için diseksiyon yapmanın yasak olduğu Orta Çağ Avrupa’sında Salerno Tıp Okulu’nda insan vücudunun anatomisinin öğretilmesi zorunlu tutulmuştur. Tüm bu süreçler belirli kurallar içinde yürütülmüştür.

Okulu bitirenlere en az beş yıl staj yapma şartı getirilmiştir. Bu süreçlerin sonunda hekim adayları tekrar sınava tabi tutulmuşlardır.

Ayrıca burada eğitim alan tıp öğrencileri mezuniyet sınavını başarı ile geçtikten sonra tıp mesleğini yapabilmek için lisans almak üzere imparatorun veya temsilcisinin huzuruna çıkmışlardır. 1359’da okulun verdiği sertifikanın hekimlik yapabilmek için yeterli kabul edilmesinden sonra meslek uygulama izni için kralın huzuruna çıkma zorunluluğu kaldırılmıştır.

SALERNO HEKİMLERİ

SALERNO’NUN KADINLARI

Salerno Tıp Okulu’nu diğerlerinden ayıran önemli bir özelliği var ki dönemi itibariyle ne Batı’da ne de Doğu’da böylesine bir durumdan söz etmek pek de mümkün değildir. Bu özellik Salerno Tıp Okulu’nda kadın öğrenci ve eğitimcilerin bulunmasıdır. Orta Çağ Avrupa’sı için oldukça sıra dışı bir durum olduğu söylenebilir. Daha da ötesinde okulu Orta Çağ içinde eşsiz bir konuma getirmiştir. Salerno’da kadınlar gerek öğrenci gerekse hoca olarak tıp eğitiminin içinde yer almışlardı.

Trotula de Ruggerio

Burada görev yapan kadın hekimlerin en ünlüsü Trocta, Troctula ve Madam Trot olarak da bilinen ‘Trotula de Ruggerio’dur. Trotula ismi altında birçok eser ve yazıların toplanmış olması kendisinin çok farklı alanlara olan ilgisi ile açıklanabilir.

Koruyucu hekimliğe özen gösteren hekim Trotula’nın eserleri arasında en ünlüsü, Trotula Major olarak da bilinen “De Mulierum Passionibus ante, in et postpartum” (Doğumdan önce, esnasında ve sonrasında kadın hastalıkları) kitabıdır. Kadınların kozmetiği (Trotula Minor)  isimli eserinde ise kozmetikle ilgili konular ve cilt bakımından söz etmiştir. Bir yandan Salerno okulunun eskiden gelen geleneklerini takip ederken diğer taraftan Salernolu kadınlara yüz, dudak, el bakımı ve kuru cilt bakımı yöntemleri ile ilgili olarak güncel önerilerde bulunmuştur.

Hekim Trotula tarafından yazılan makaleler 16. yüzyıla kadar üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur.

Trotula’nın yanı sıra başka kadın hekimler de bu okulda yetişmişlerdi. Bunlar arasında:

  • Constanza veya Constanzella Calenda adındabir hekim15.yüzyılda güzelliği ve entelektüel kazanımları için tıp doktoru derecesini almıştır.
  • Abella, 15. yüzyılın erken dönemlerinde tıp konuları üzerine yazan başka bir kadındır. Latince yazılmış iki risale olan  De Natura Seminis Hominis, (İnsanoğlunun Kökeni Üzerine) ve De Atrabile (Melankoli-Kara Safra Üzerine) nin yazarıdır.

Ancak bunların hiçbiri günümüzde mevcut değildir.

  • Rebecca Guarna da tıp kitabı yazan diğer kadınlar arasındadır. Özellikle Abella ile beraber Embriyoloji alanında başarılı olmuşlardır.

Bu üç kadının yaşadığı dönemlerle ilgili tarihler kesin olmamakla birlikte 13. yüzyılda etkin oldukları düşünülmüştür.

  • Francesca (Romana), 1321’de Salerno’daki tıp okulunda, dönemindeki birçok kadın fizikçinin eğitim zemini olan ve başlangıcından itibaren kadınları kabul eden bir cerrahi doktorasına sahip olmuştur.
  • Mercuriade başından beri Salerno’daki tıp fakültesine devam eden ve Avrupa’da “Tıbbi Rönesans”ın başlamasına yardımcı olan Abella, Rebecca Guarna ve Francesca de Romana birlikte “Salerno Ladies” den birisidir.

Salerno Okulu’nun kadın hekimleri, vermiş oldukları eserler sayesinde adlarından asırlar boyunca söz ettirmişler ve bilim tarihinde kadınlar adına çok özel ve hak edilmiş yerlere sahip olmuşlardır.

En önemli kadın hekimlerden olan Hekim Trotula tarafından yazılan makaleler 16. yüzyıla kadar üniversitelerde ders kitabı olarak okutulmuştur.

DİĞER HEKİMLER

A) Rogerius Frugardi

Bu dönemde tıp kökenli ilk gerçek cerrah, bütün cerrahi okulların kurucusu ve öncüsü kabul edilen Salerno’lu Rogerius Frugardi’dir. Yüzyıllar boyu elde edilen sözlü sınav geleneğini ilk olarak yazılıya geçiren Rogerius Frugardi; 1180’de cerrahi ile ilgili olarak Rogerina ve Chirurgia isimli kitapları yazmıştır.

B) Moses Ferrachi b. Salem (Ferragut)

Salerno Tıp Okulunda birçok Yahudi hekim çalışmıştır. Moses Ferrachi b. Salem (Ferragut); Tarquinius Corporum (İnsan Vücudunun Not Defteri) isimli eserin yazarı olarak önemli bir hekimdir. Ferragut bu dönemde kralın isteği üzerine Ebubekir Razi’nin en önemli eseri olan El-Havi adlı kitabını Continens adı ile Latince’ye çevirmiştir. Yine aynı şekilde Arapça yazılmış birçok tıp kitabını da Latince’ye çevirmiştir. Yazılan tıbbi metinlerde cerrahi prosedürler, cerrahide koter kullanımı ve idrar tahlilleri açıklayıcı minyatürlerle anlatılmıştır.

Bunların dışında “Palermolu Roger” bir cerrah olarak rektum ve uterus kanserleri hakkında yazmış, “Parmalı Rolando” ise fıtık ve pulmoner lobektomi yapmıştır.

SALERNO’DA SAĞLIK UYGULAMALARI

Salerno Okulu’nun en ünlü eseri Flos Medicinae Salerni olarak da bilinen Regimen Sanitatis Salernitanum (Salerno Okulu’nun Sağlık Kodları), dönemin sağlık ile ilgili yaklaşım ve uygulamalarını öğrenmek için önemli bir kaynaktır.

Eserde ortaya konan birçok temel prensip bugün bile geçerlidir. Eser daha çok bilinmeyen derlemecilerin sözlü geleneğinden alınan mısraların başarılı bir şekilde birbirine eklenmesi ile oluşturulmuştur.

Regimen’in ilk bölümünde hijyen ve diyet, ikinci bölümünde tıbbi bitkilerin faydaları, üçüncü bölümde insan vücudunun anatomisi, dördüncü bölümde fizyoloji ve son bölümde ise hastalıkların tedavi edilmesi ile ilgili bilgiler yer almıştır.

İlk bölümde diyete oldukça geniş bir biçimde yer verilmiş: okuldaki doktorlar, tükürük salgılanmasını iştah göstergesi olarak değerlendirmişler ve “non bibe ni sitias et non comoedas saturatus” (Susuz değilsen su içme, aç değilsen yeme) görüşünü savunmuşlardır. Okulda “aşırı yemek karın ve göğüse basınç yapar, mideyi bozar ve vücudun bütün organlarında rahatsızlığa sebep olur” fikri benimsenmiştir.

REGİMEN SAĞLIK KODLARINA ÖRNEK MISRALAR :

“Beyni zinde tutmak için:

Sabahları erken kalk ve hemen hatırla;

Ellerini ve gözlerini soğuk suyla yıkamayı,

Usulca temizlemeyi boğazını.

Sabahları kalktığın zaman beynini tazele,

Sıcakta, soğukta, Temmuz’da ve Aralık’ta,

Hem dişlerini ov, hem tara saçlarını.

Bir yerin kanarsa serin tut, yıkanmışsan sıcak,

Yemek yediysen ayakta dur ya da yürü, olmaz zararı,

Üç şey korur görmeyi, çimenler, cam ve çeşmeler,

Baharları, sabahları gez dağları.”

Salerno’da yapan kadın hekimlerin en ünlüsü olan Trotula de Ruggerio’dur. Koruyucu hekimliğe özen gösteren hekim Trotula, sağlıklı olabilmek için hijyen ve dengeli bir diyetin önemini vurgulayarak yeni ve alışılmadık metotların da uygulanmasını ve yaygınlaşmasını sağlamıştır. Tedavi için Orta Çağ’ın astroloji, dua veya büyülerine başvurmamıştır. Önerilerinin az eğitimli insanların bile kolayca ulaşıp uygulayabileceği pratik bilgileri içerdiğini görmekteyiz: huzursuz bebekleri sakinleştirmek için gelincik tohumlarının anne sütüne karıştırılarak verilmesi  Trotula’nın önerilerindendir. En önemli eseri olan Trotula Major’de çağının tıbbi teorilerinden farklı olarak, infertilite sorununun sadece kadından değil, erkekten de kaynaklanabileceğine inandığını yazmıştır.

Trotula de Ruggerio; Trotula Major adlı kitabında: 

“Hamilelik süresinde kadının karnına menekşe yağı ve sirke sürünüz, kadının diyeti sindirimi kolay besinlerden oluşmalı ve kadınlar nar yemelidir.’’

“Ebe fetusa dokunmadan önce ellerini kaynamış keten tohumu yağı ve çemen otu (fenugreek) ile yıkamalıdır.”

“Bebeği tam ışığa maruz bırakmayın, ona renkli nesneler gösterip uygun işitme uyarıları sağlayın, basit kelimeler kullanarak ninniler söyleyin” şeklinde önerilerde bulunmuştur.

Salerno Tıp Okulu’nda birçok sağlık uygulaması;  İbn-i Sina’nın ünlü eseri olan “El-Kanun Fi’t-tıbb” adlı eseri temel alınarak yapılmıştır. Bunlara örnek verecek olursak:

  • Bebek kordonunun ucu zeytinyağıyla ıslatılmış keten bezle pansuman yapılır.
  • Bebeğin deri bakımı, tuzlu su ile mümkün olduğunca erken temizlenerek yapılmalıdır. Bu yöntem ile bebeğin yüzüne renk gelir ve benzi renklenir. Bu yöntemle tuzun yakıcılığını gidermek için az miktarda;  hint keneviri tohumları, kostus kökü, sumak, ban otu, fare kulağı gibi otlar ilave edilmelidir. Tuzun bebeğin ağzına veya kulağına gitmemesine dikkat edilmelidir. Bebeğin vücudu hala ifrazat ile kaplıysa tekrarlanır ve ılık suyla yıkanır.
  • Bebek günde 2-3 defa yıkanmalıdır. Yazın ılık suyla, kışın biraz daha sıcak suyla yıkanmalıdır.

İdrar muayenesine de oldukça önem verilmiştir. İbn-i Sina’nın kitabının Salerno’daki eğitimde önemi düşünülecek olursa yapılan muayenelerin Kanun eserinden ulaştığımız aşağıdaki bilgilere göre yorumlandığını söyleyebiliriz:

Salerno Tıp Okulu, sağlık uygulamalarında İbn-i Sina’nın daha birçok sağlık uygulamasından yararlanmıştır. Salerno’nun Sağlık Kodları’ndaki bölümlerden de gördüğümüz genel olarak diyet ve hijyene önem verilmiş olduğudur. Bununla ilgili Kanun eserinden ulaştığımız birkaç bilgi şöyledir:

HİJYEN

Banyonun Yararları: Uyku getirir, delikleri açar, deriyi temizler, besini vücudun yüzeyine çeker, zehirli maddelerin dışarı atılmasına yardımcı olur, ishali engeller ve yorgunluğu bertaraf eder.

Banyonun Zararları: Fazla banyoda kalınması kalp zayıflığına, bulantıya, bayılmaya ve vücut iltihabına zemin hazırlar.

Soğuk Banyolar: İshal, hazımsızlık, nezleden muzdarip olanlar, çok genç ve yaşlılar soğuk banyodan kaçınmalıdır. Vücut hafif ve faal hissedildiğinde soğuk bir banyo alınmalıdır. Vücut güçlendirilmek isteniyorsa nispeten mutedil(ılımlı) bir banyo yapılmalıdır. Egzersizden sonra soğuk su birden bütün vücuda dökülmelidir.(Güçlü ve sağlıklı insanlar için)

Diyet ve Beslenme İle İlgili Öneriler

  • Gerçek iştah olmadan asla besin alınmaması önemlidir.
  • Kışın yiyecekler sıcak, yazın soğuk veya ılık yenmelidir. Herhangi bir durumda ne çok sıcak ne çok soğuk olmalıdır.
  • Tamamen açken çok fazla yemekten kaçınılmalıdır. Kan fazlalığından dolayı ölenlere bile rastlanılmıştır.
  • Uygun sindirimi sağlamak için, uygun ölçülerde besin alınmalıdır. Bunun aksi bir uygulamada, etkileri bir antidotla engellenmelidir. Örneğin yılan hıyarı yenilecekse ve tatlı kabağı gibi soğuksa, o sarımsak, pırasa vs. ile dengelenmelidir.
  • Sağlığı korumak için asla tam olarak doymamak gerekir. Daha önceki yemek yeterince sindirilmeden önce, tekrar yemek yemek kadar sağlığı bozan hiçbir şey yoktur.
  • Sindirime yardım etmek için, bazı besin maddelerinin tatsız tipi, tuzlu ve acılı yemeklerden sonra alınmalıdır. Baharatlı ve kolayca sindirilebilen besin maddesi, zengin besin maddelerinin kötü etkilerine karşı koymak için onlardan sonra alınmalıdır.
  • Kışın et gibi katı besleyici gıdalar tüketilmelidir. Yazın sebzeler tercih edilmelidir.
  • Mide dolu olduğunda nabız büyür. Yemekten sonra, sıcaktan ve hummadan şikayeti olanlar, bir oturuşta çok yemek yemekten kaçınmalıdır. Isı meydana gelmesinden dolayı görülen titreme ve hummanın gelişmesine engel olmak için daha sık yemek yenmelidir.
  •  Zayıf midesi olanlar yemekleri ufak parçalara ayırmalıdır ve daha sık yemek yemelidir.
  • Hafif ve kolayca sindirilebilen besinler, zengin ve ağır besinlerden sonra alınmalıdır.
  • Diyetin düzenlenmesi ferdi alışkanlıklara uygun olmalıdır (Mide ve mizacın yapısı, durumu gibi)

SALERNO TIP OKULU’NDA CERRAHİ

Orta Çağ Avrupa’sında cerrahi önemsenmediği için abse tedavisi,  koter uygulama, kanamayı durdurma ve kupa çekme gibi cerrahi yöntemler eğitim görmemiş halk doktorları, berber cerrahlar ve şarlatanlar tarafından yapılmıştır. Bu dönemde tıp kökenli ilk gerçek cerrah, bütün cerrahi okulların kurucusu ve öncüsü kabul edilen Salernolu Rogerius Frugardi’dir.  Yüzyıllar boyu elde edilen sözlü geleneği ilk olarak yazıya geçiren Rogerius Frugardi 1180’de cerrahi ile ilgili olarak Rogerina ve Chirurgia isimli kitapları yazmıştır. Rogerius’un en iyi öğrencisi olan Rolandus Parmensis, kitaplarla ilgili yazdığı “medicina multi fuerunt libre de chirurgia vero nulli” (Tıbba dair çok kitap var; ama cerrahiye dair gerçek bir kitap yok) cümlesiyle kendi dönemindeki önemini belirtmişti. Kitaplar, yazılı kuralların hocalar tarafından öğrencilere aktarıldığı ilk cerrahi talimatlardan oluşmuş ve cerrahi prosedürlerin (kanamaların durdurulması, anestezi amacıyla narkotik maddelerin koklatılması, çıkık tedavisi gibi) geliştirilmesinde büyük rol oynamıştır.

KAYNAKÇA

  1. Anonymus. Code of Health of the School of Salernum Regimen Sanitatis Salernitanum. (J. Ordronaux, Çev.) Philadelphia; 1871.
  1. Hoeber PB. The School Of Salernum. Margirate Garnite Library. New York; 1920.
  1. Okka B. Salerno Tıp Okulu. Genel Tıp Dergisi. Necmettin Erbakan Üni. Meram Tıp Fakültesi Tıp Tarihi ve Etik Anabilim Dalı. Konya:2015;(25):71-76.
  2. Şahin S. Orta Çağ Avrupa’sının Tıp Merkezi: Salerno Tıp Okulu. Ankara:2015;397-416.
  3. Walsh JJ. Old Time Makers of Medicine. New York:1911.
  4. Packard  FR. History of School of Salernum. New York:1920.
  5. Fort  GF. Medical Economy During Middle Ages. London:1883.
  6. Williams HS. History of  Science.  New York:1904;(2).
  7. Sarıçam İES.  İslâm Medeniyeti Tarihi. Ankara:2008
  8. Beningi U. Salerno The Catholic Encyclopedia :1913;(13).
  9. Hunke S. İslâm Güneşi. (S. Sezgin, Çev.) İstanbul:(Trhz.).
  10. Sina  İ. El-Kanun Fi’t-tıbb    (Prof. Dr. Esin Kahya, Çev.)    İstanbul:2014.

Bir cevap yazın