KAHİRE

İSLAM ŞEHİR ESTETİĞİ ÇALIŞMA GRUBU

· 24 dk okuma süresi >

YAZARLAR

1 Aysel Bozkurt

2 Betül Büşra Benek *

3 Beyza Sena Bağcı

4 Ebru Bürkük

5 Hatice Duzlu

6 Kübra Nur Altıntaş

7 Leyla Dönder

8 Zeynep Balık

9 Hacer Nur Çeri

10 Ayşegül Yıldırım 

  1. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi
  2. Ufuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi
  3. Selçuk Üniversitesi Mühendislik Fakültesi
  4. Orta Doğu Teknik Üniversitesi Mimarlık Fakültesi
  5. Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi
  6. Ufuk Üniversitesi Tıp Fakültesi
  7. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi
  8. Hacettepe Üniversitesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü
  9. Gazi Üniversitesi Mimarlık Fakültesi
  10. Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi 

* İletişim: b.benek65@gmail.com

MISIR’IN KURULUŞU VE TARİHİ

Afrika kıtasının en büyük şehri olan Kahire’nin tarihini Fustat şehri ile başlatabiliriz. Amr bin Âs, 629 yılında Mısır’ın fethine başlayıp 643 yılında müslümanların kurduğu 3. Şehir olarak Fustat’ı kurmuştur. Bazı kabile mensuplarını da şehrin güvenliği için piramitleri ile meşhur  Gize’ye yerleştirmiştir.

868 yılında bölgeye Abbasi valisi olarak atanan Tolunoğlu Ahmed bağımsızlığını ilan ederek Mısır’da Türk hükümetleri dönemini başlatmış ve başşehir olarak da Katâi şehrini kurmuştur.

969 yılında Fatimi halifesi Muiz-Lidinillah döneminde Mısır’daki İhşidi hakimiyetine son veren komutan Cevher es-Sıkıllî Şaban; Fustat’a girmiş ve Katâi’nin kuzeyinde, ‘düşmanlarını kahreden’ manasına gelen Kahire şehrini kurmuştur. Bu dönemde Kahire, Fustat’la birlikte başşehri oluşturuyordu. 1168 yılında Fustat’ın yakılması ile Kahire tam anlamıyla başşehir oldu.

1171’de Selahaddin Eyyubi’nin Mısır’ı ele geçirmesiyle o dönemde şehrin çevresine surlar yapılmıştır.  Bu surlar Fustat, Kahire ve  Katâi’yi içine alarak başşehir  birliğini sağlamıştır.

Modern Kahire’den önce; Kahire deyince akla Fustat ve Kahire gelirdi

1252 yılına geldiğimizde Memlükler dönemi başlar. Kahire bu dönemde daha da gelişip genişlemiştir. Coğrafik konumu itibariyle Moğol ve Haçlı tehdidinden korunan şehir, hilafeti barındırması sebebiyle de önemli bir konumda olmuştur. Şehre mimari açıdan karakterini de Memlükler vermiştir.

1517’de Yavuz Sultan Selim’in, Mısır’ı fethetmesiyle ‘Kahire’de Osmanlı Dönemi’ başlamıştır.

1798 de Napolyon Mısır’ı işgal etmesi ile Kahire’de farklı bir etki başladıysa da uzun sürmemiştir. Fakat bu süreçten itibaren Osmanlı etkisi giderek azalmaktadır.1805’de Osmanlı valisi olarak tayin edilen Kavalalı Mehmet Ali Paşa 150 yıl sürecek olan hanedanın kurucusu olmuştur.

1882’de İngilizler Mısır’ı ve Kahire’yi işgal edip; II. Dünya Savaşı sırasında ise askeri üs olarak kullanmışlardır. İngilizler şehri 1946 da terk etmişlerdir. 1952 yılında ise ‘Hür Subaylar’ yaptıkları ihtilal ile Mısır Cumhuriyetini kurmu. ve başşehri de Kahire olarak belirlemişlerdir.

KAHİRE’DE CAMİLER

Kahire’ye, gelmiş geçmiş tüm İslam devletleri belli eserler bırakmışlardır. Bu eserlerin en başında hiç şüphesiz camiler gelmektedir. Emeviler, Abbasiler, Fatimiler, Eyyübiler, Memlükler ve son olarak Osmanlı Devleti’nin bırakmış olduğu camiler günümüze kadar belli onarımlar sonucunda ulaşmıştır..

İBN TOLUN CAMİİ

Abbasiler tarafından Mısır’a vali olarak tayin edilen daha sonra da Mısır’da bağımsız bir devlet kuran Ahmed bin Tolun tarafından IX. Yüzyılda yaptırılmıştır. Mısır’da esas biçimini koruyan en eski camidir. Caminin orijinal kitabesi cami inşaatının tamamlama tarihi olarak miladi 879 ‘u göstermektedir. Tamamen tuğla ile inşa edilen camii mimarisi ile Abbasi geleneğini ve özellikle Samerra Ulu Camii üslubunu devam ettirir. Süslemelerinde kufi hat kullanılmıştır. Cami dört tarafı açık, kareye yakın dikdörtgen planlıdır. Üzeri kubbe ile örülmüş olan şadırvandaki kitabe şeridinde abdestle ilgili ayet yazılıdır. Camide değişik tarihlerde yapılmış altı adet mihrap mevcuttur. Cami sütunları devşirme malzeme olup Bizans parçalarıdır. Dış avlunun kuzeyinde taşla inşa edilmiş, merdivenleri dıştan dolanan, geniş kare kaide üzerine yükselen bir minaresi vardır.

HAKİM CAMİİ

Yapımı Fatımi Halifesi Aziz-Billah tarafından Ramazan 380’de (miladi 990) başlatılan cami,

ertesi yıl ibadete açılmıştır. 8 Ağustos 1303 depremi olmak üzere bir çok felaket nedeniyle tarih boyunca pek çok tahribata maruz kalmış ve çeşitli onarımlar görmüştür. Bunların en önemlilerinden biri, depremin ardından, Memlük Sultanı ll. Baybars tarafından 1304’te yaptırılan büyük onarımdır. Kenar uzunlukları birbirine eşit olmayan dikdörtgen biçiminde bir avluyu çevreleyen revaklar halindeki yapı, bir ölçüde İbn Tolun ve Ezher camilerinin mimari özelliklerini gösterir. Cephenin ortasındaki taç kapıyla köşelerindeki dışarı doğru taşan iki minarenin birlikte ele alınarak bir cephe düzenlemesi Kahire camilerinde  meydana getirilmiş yeni bir durumdur. Arap cami mimarisinde bir dış cephe estetiğinin ilk örneği olabilecek özelliklere sahip caminin her tarafı ağaç, alçı, taş üzerine oyma ve kabartmalarla zengin bir şekilde süslenmiştir. Camii yapı ve süslemesiyle birbirinden farklı iki minareye sahiptir.

NASIR MUHAMMET BİN KALAVUN CAMİİ

Kitabesine göre cami, 718 H./ 1318 M. senesinde Memlük Sultanı Nasır Muhammed bin Kalavun tarafından yaptırılmıştır. Ancak yapımdan kısa bir süre sonra 735 H. (1334·35 M.) yılında cami yıkılmış ve  sonrasında büyük oranda yenilenmiştir. İngiliz İhtilali devrinde caminin halinin hiç de iç açıcı olmadığı söylenir. 1882 senesinde ihtilal güçleri tarafından askerler için mahzen, esirler için hapishane olarak kullanılmıştır. Cami kare planlıdır ve üç tarafını saran bir avlusu mevcuttur. Taş malzeme ile inşa edilmiştir. Beden duvarları sade, süslemesiz bir işçilik göstermektedir. Caminin bir de taç kapısı mevcuttur. Ayrıca caminin her iki minaresindeki süslemelerde mukarnas ve mavi çiniler kullanılmıştır.

HADIM SÜLEYMAN PAŞA CAMİİ

Süleyman Paşa Camii; Kahire Kalesi üzerinde, Fatimilerden kalan Sidi Kasta Camii’nin yerine, Hadım Süleyman Paşa tarafından 1528 yılında yaptırılmıştır. Cami Osmanlı Devleti’nin Kahire’ye kazandırdığı ilk eserdir. Etrafı duvarlarla çevrili bir avlu ortasında bulunmaktadır. Önünde revaklı avlu düzeni,  yanındaki sıbyan mektebiile dış avlu ortasına yaptırılmıştır. Cami plan itibariyle; girişte ortada merkezi bir kubbe ile,  bunu doğu, batı ve güneyden destekleyen üç yarım kubbeden ibaret bir örtü sistemine sahiptir. Camide ayrıca son cemaat yeri de bulunmaktadır. Bir taç kapısı ve iki tane de minareye sahip olan caminin iç mekan duvarları renkli mermerlerle süslenmiştir.

MEHMED ALİ PAŞA CAMİİ

Cami kitabesine göre; Osmanlı Devleti tarafından Mısır’a vali olarak atanan Mehmed Ali Paşa’nın emriyle, 1830 yılında inşasına başlanmıştır. Mehmed Ali Paşa’nın vefat ettiği

1849 yılına kadar ancak kaba inşaatı tamamlanmıştır. Kare planlı cami merkezi kubbe ve yanında dört yarım kubbe ile örtülmüştür. Camii klasik Osmanlı mimarisinin Mısır’daki en önemli temsilcisidir. Mısır camilerindeki en büyük ahşap örnek olan ve mihrap çıkıntısının batı köşesinde altın yaldızlı süslemeleriyle dikkat çeken minbere, Mehmed Ali Paşa’nın hanedanlık arması olan “güneş ışını” motifi yerleştirilmiştir. Çeşitli kaynaklarda; Osmanlı’ya isyanı ile bilinen Mehmed Ali Paşa’nın saltanatının simgesi olarak, Osmanlı usulü mimari ve süslemelerle yapıldığı belirtilmektedir. 84 metre yüksekliğindeki iki minaresi cephe boyunca uzanan kare kaideler üzerinde yükselmektedir. Avlunu ortasındaki şadırvan 1847 tarihlidir.

BAYBARS CAMİİ

Memlük sultanlarının Kahire’de yaptırdığı camiler arasında günümüze ulaşanların en eski olanıdır. Kitabesine göre cami 1267 yılında yapılmaya başlanmış, 1269 yılında tamamlanmıştır. İnşaat devam ederken 1268 yılında Şam seferine çıkan Baybars, Yafa şehrini Haçlılar’dan alınca kalesini yıkmış ve buradan elde edilen kereste ve mermerleri Kahire’ye göndermiştir. Zaferine bir işaret olmak üzere caminin maksure, mihrap ve kubbesinin inşaatında bu malzemenin kullanılmasını emretmiştir. Cami kare planlıdır ve kendisine bitişik olmayan dört minaresi vardır. Cami süslemesinde mukarnas ve çini kullanılmıştır.

EL EZHER CAMİİ

A)Fatımi Dönemi

Şehrin Cuma camisi olarak yapılmıştır. Ezher; kelime manasıyla çok parlak, çok güzel olarak bilinir ve Hz. Fatıma’nın ‘Zehra’ lakabından esinlenerek koyulabileceği de rivayetler arasındadır.

İlk inşa edildiğinde açık bir avlunun çevresinde yer alan kıble yönündeki ana ibadet mekanı ile iki taraflı revaklardan ibaretti. Şu an izi kalmayan, biri mihrap üzerinde, diğer ikisi kıble duvarının köşelerinde olmak üzere üç kubbesi bulunmaktaydı. Cami avlusunun ortasına açılan ana kapının üstüne oturtulmuş tuğladan bir minaresi vardı.

Yedinci halife Amir Biahkamillah’ın yaptırdığı seyyar ahşap mihrap da caminin ilk dönemlerinden kalan eserlerdendir. Devrin alçı işçiliğinin çok güzel örneklerini taşıyan süslü nakışlarla süslü bir kubbe ilavesi de bu dönemde ilave ettirildi.

B)Memlük Dönemi

Zahir 1. Baybars; caminin dönemin rağbetine kavuşmasını sağlamıştır. Kendi bütçesinden duvarlarını, direklerini, tavanını ve mahfilini tamir ettirip badanasını yaptırmıştır. Camiye Mansüriyye denilen ve Mısır’ daki bütünüyle taştan yapılmış ilk örneklerden olan bir minare eklenmiştir.

Memlüklüler Dönemine Ait İlave Binalar

  • Taybarsiye Medresesi
  • Akboğaviye Medresesi
  • Cevheriye Medresesi

Bu medreseler öğrencilerin hocalarla kullanması, rahat abdest almaları ve eğitim görmeleri için caminin yanına genişletilerek yapılmıştır.

C)Osmanlı Dönemi

Osmanlı dönemi; Ezher külliyesinin en parlak devirlerindendir. Osmanlının Ezher’e gösterdiği büyük ilgi Yavuz Sultan Selim ile başlamıştır. Sultan ilk Cuma namazını burada kılmıştır. Hocalara ve öğrencilere ihsanlarda bulunduğu ve hizmetlerini karşıladığı  bilinmektedir.

Genişletme çalışmalarının en büyük çaplı olanını Kazdağlı Abdurrahman Kethüda yaptı. Ezher mimarisine kattığı en önemli yapılar caminin güney duvarının kesiştiği köşede ‘Babüssaayide’ adıyla anılan iki açıklıklı büyük kapıdır. Aynı zamanda ‘Babüşşürbe’ denilen kapının yanına da iki minare inşa ettirmiştir. Osmanlı tarzında olan bu iki minare Ezher Külliyesindeki minare sayısını altıya çıkarmıştır. Külliyenin hiçbir minaresi birbirine benzememektedir. Ezher’e son ilave olan ve paşanın adıyla anılan ‘Revakul Abbasiye’ adlı büyük yapı olmuştur. Mısırın çeşitli bölgelerinden gelenler için 3 katlı bir yapıdır. Revir, eczane, idari birimler, müftü makamı bulunur.

Abdurrahman Kethüda’nın külliyeye kazandırdığı değerli bir mimari unsur, yapının taç kapısı özelliğine sahip olan çift açıklıklı Babülmüzeyyinin’dir. Vaktiyle Ezher talebelerini tıraş etmek için orada sıralanan berberlerden dolayı ‘berberler kapısı’ olarak anılır.

Ezher tamamiyle öğrencilerin ihtiyaçlarına cevap verebilecek planlarda inşa edilmiştir. Şu an 13 mihrabı, 6 minaresi, 9 kapısı, havuzlu 6 hamamı, 3 abdest alma mahali, 6 sarnıcı, 3 müstakil medresesi ve 29 revakı ile İslam dünyasının 1000 yıldan beri görev yapan en önemli külliyelerindendir.

KAHİRE TÜRBELER VE SARAYLAR

Kahire’de Eyyubiler zamanında inşa edilen İmam Şafi Türbesi; Karâfetüssuğrâ Kabristanı’nda bulunmaktadır. Selâhaddîn-i Eyyûbî’nin Şiî Fâtımî iktidarını devirmesinden sonra Mısır’da Sünnî anlayışın yeniden hâkim olmasının sembolü olarak kabul edilen İmam Şafi Türbesi’nin yakınına bir medrese inşa ettirilmiştir(1176-1179). Fâtımî türbelerinden farklılık gösteren bu türbenin iç kısmı bazı tadilatlardan geçse de dış cephesi orijinal görüntüsünü nisbeten korumuştur. Kubbesi; dışardan iki katlı gibi görünmesine neden olan köşeleri pahlı ikinci bir karenin içinde gizlenmiştir. Üst katında Endülüs tarzında dolgular ve oymalar kullanılmıştır. Aşağı katın üst kısmı geçmeli geometrik modelleri ihtiva eden şeritlerle süslenmiştir. Bu süslemenin benzeri Hâkim Camii’nin güneybatı minaresinde ve Fâtımî mihrapları üstünde kullanılmıştır.

İmam Şâfiî Türbesi’nin kubbesinde tepede eskiden kuşlar için hububatla doldurulduğu söylenen bakır bir sandal vardır. Selâhaddîn-i Eyyûbî tarafından yaptırılan ve Kahire’deki Ortaçağ ahşap işçiliğinin en muhteşem örneklerinden biri olan sanduka Kûfî ve nesih yazılı kitâbe şeritleriyle birleşen geometrik bir tezyinata sahiptir.

Türbenin bânisi Sultan el-Melikü’l-Kâmil’in annesi için yapılmış ikinci bir ahşap sanduka daha vardır; ancak bu sanduka iyi korunmamıştır. Selâhaddin’in hanımı Şemse ve oğlu el-Melikü’l-Azîz Osman da sanduka ile yeri kesin olarak gösterilmemekle beraber bu türbede gömülüdür. 

Osmanlı döneminde; kare, çokgen veya daire planlı; sütunların kubbe yada piramidal çatıyı taşıdığı, baldaken adı verilen türbeler yapılmıştır. Bu türbelerden bazıları Emir Burham Türbesi, EI-Muzani Türbesi, Muhammed Ağa Gönüllüyan Türbesi, Rıdvan Bey Türbesi, Mustafa Ağa Şalik Türbesi, Emine Kadın Türbesi, Emir Rıdvan Türbesi, Ebu Seyf Türbesi, Rukiye Dudu Türbesi, Kazdağlı Türbesi ve Osman Bey Türbesi’dir.

Yine Osmanlı döneminde Mehmed Ali Paşa, Harem ve Cevher Sarayı’nı yaptırmıştır. Cevher Sarayı, Harem Sarayı’ndan daha küçük olup gündelik resmî işlerin yürütülmesi için Mehmed Ali Paşa Camii’nin güneyine ve dârüladl ile idarî büroların yakınına inşa edilmiştir. Bir kısmı 1972’de çıkan yangında tahrip olan saray, selâmlık ve harem olmak üzere iki bölümden meydana gelmektedir. Selâmlık bölümünün kabul merasimleri için ayrılan kısmı, aralarında geniş bir toplantı salonunun da bulunduğu çeşitli mekânlara uzanan bir merasim avlusuyla Avrupaî bir tarzda yapılmıştır. Büyük bir kompleks oluşturan harem ise son zamanlarda onarılmış ve bir kısmı askerî müze olarak halka açılmıştır.

Mehmed Ali Paşa, camii ve ailesinin türbeleri gibi sarayını da önemli ölçüde Avrupa tesiri gösteren XIX. yüzyıl İstanbul mimarisinin ilhamıyla, Mısır mimarisinden tamamen farklı olan bir üslûpta inşa ettirmiştir. Bu bakımdan saray binaları Kahire’nin geleneksel mimarlık ve süsleme sanatlarını hatırlatan herhangi bir özelliğe sahip değildir. Avluların bazıları, bahçelerle birlikte Kahire’nin güney panoramasını yukarıdan gören iki katlı yapılarla çevrelenmiştir. Dışarıya ve avlulara bakan cepheler çok yalın olup üzerlerine yüksek pencereler açılmıştır. Geç Avrupa barok tarzında oymalarla süslenmiş olan beyaz mermerden cümle kapısı, merasim bölümü ana avlusunun önünde yer almaktadır. Bu bölüm, zemin katta haç biçimi bir şema içinde odalarla çevrelenmiş büyük bir salondan meydana gelmiştir. Geniş bir mermer merdiven bu salonu benzer bir düzenleme gösteren üst kata bağlamaktadır. Bu geniş merkezî merdiven gibi geniş pencereler de Kahire sivil mimarisinde bir yenilik teşkil etmiştir.

İstanbullu ustalar tarafından duvarlar, ana renk olarak maviye ağırlık veren manzara, saray ve köşk resimleriyle bezenmiş, tavanlar ise İtalyan baroğu tarzında yaldızlı çiçek ve bitki motifleriyle süslenmiştir. Merasim salonunu çeviren odalardan birinin duvarları barok tarzında yapılan beyaz mermer selsebille tezyin edilmiş, suyun aktığı odanın ortasındaki havuzun tabanına çeşitli tiplerde balık figürleri işlenmiştir. 

Sarayın bir İtalyan sanatkâr tarafından süslenmiş olduğu söylenen iki hamamı tamamen beyaz mermerden yapılmış ve üzerlerini örten kubbelerine de renkli küçük aydınlatma camları yerleştirilmiştir. 
Mimarisindeki Türk – Avrupa karakterine rağmen saray, tefriş bakımından ziyaretçilerin de anlattığı gibi mobilyadan yoksundu; paşa ve maiyeti Türkiye ve İran’dan getirilen halılar üzerinde sedir ve minderlere oturmayı, yastıklara dayanmayı tercih ediyorlardı. 

Mermerleri İtalya’dan, aynaları Fransa ve İngiltere’den ithal edilen sarayda çeşitli ülkelerden toplanmış egzotik hayvanların yer aldığı bir de hayvanat bahçesi bulunuyordu.

KAHİRE KALESİ

“Selahaddin Kalesi” ya da “Kal’atü’l-Cebel” olarak da anılan Kahire Kalesi, Fatımi Kahire’sinin doğusundaki tepelerden birisi üzerine, ilk olarak Eyyubiler devrinde kurulmuştur. Selahaddin Eyyubi’nin saray emiri Karakuş’un gözetiminde 1176 yılında ilk inşa çalışmalarının başladığı rivayet edilmektedir. Selahaddin-i Eyyubi’nin 1193 senesinde ölümünden sonra kardeşi el-Kamil, kalenin yapımını sürdürmüştür. 1207’den itibaren de burası, taht merkezi olarak kullanılmaya başlanmıştır. Yapıma ilişkin en önemli belge niteliğindeki kitabe, Bâbu’l-Müderrec’de yer almakta olup mermer bir levha üzerine Arapça olarak  “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla, Biz sana apaçık bir fetih verdik. Ta ki Allah, senin günahından, geçmiş ve gelecek olanı bağışlasın ve sana olan nimetini tamamlasın ve seni doğru bir yola iletsin (Kur’an-ı Kerim, Fetih Suresi, Ayet:1-3). Bu göz kamaştırıcı kalenin yapımını, memleketine sığınanlara fayda ve vasi bir barınağı bulunduran aremede Kahire’nin korunması için devletin kurucusu ve Emiru’l-Mü’minin Efendimiz Melikü’n-Nasır Salahü’d-dünya ve’d-din Ebu’l-Muzaffer Yusuf bin Eyyub, kardeşi ve veliahdı Emiru’l-Mü’minin el-Melik el-Adil Seyfeddin Ebubekr Muhammed’in nezaretinde, saray emiri Karakuş Abdullah el-Meliki el-Nasıri eliyle 1183-84 senesinde emretti.” yazmaktadır.

Memlukler ve Osmanlılar zamanındaki bazı tamirler ile günümüze ulaştığı anlaşılan kale, Eyyubiler devrinde, Haçlılara karşı verilen yaklaşık 100 yıllık bir savaş ortamında gelişen pek çok askeri yapım teknolojisi kullanılarak inşa edilmiştir. Etrafını kuşatan ve düzgün kesme taştan örülmüş surlar, yaklaşık 10 m. yüksekliğinde ve 3 m. kalınlığındadır. Surlar kayalık zemin üzerine yapılarak oldukça dik yükseklikler elde edilmiştir. Muhtelif aralıklarla yerleştirilen burçlar, 2100 metrelik sur uzunluğunca dolanan iç koridorlar ve surlarla burçların üzerindeki mazgal siperleri, askerlere kalenin korunması için elverişli bir ortam meydana getirmektedir.

Başlangıçta kalenin üç önemli kapısı bulunmaktaydı. Bunlar kuzeybatıdaki Bâbu’l-Müderrec, güneydeki Bâbu’l-Kurafa ve doğudaki Burcu’l-İmam kapılarıdır. Sadece şehirle bağlantıyı sağlayan ana kapı konumundaki Bâbu’l-Müderrec orijinal dokusunu muhafaza eder durumdadır.

Günümüzde kale üç bölümden ibarettir: Birincisi, 650×317 m. ebatlarındaki düzgün olmayan bir dikdörtgen şema gösteren kuzeydoğu bölümü, ikincisi 510×270 m. ölçülerindeki güneybatı kısmı, üçüncüsü ise, kalenin batı tarafında, Selahaddin Meydanı’na nazır yamaçta yer alan ve 380×170 m. ölçülerindeki bölümdür .

Bugün Kahire Kalesi’nin burçları plan ve şekilleri bakımından farklılık göstermektedir. Burcu’l-Mukattam, Burcu’l-Suffe, Burcu’l-‘Alva, Kırk Yılan Burcu, Burcu’l-Turfa, Burcu’l-Matar, Burcu’l-Muballat isimli burçlar mevcuttur.

Burcu’l-Muballat’dan Burcu’l-İmam’a kadar uzanan doğu surlarında üç adet burç vardır; Bunlardan birincisi ve üçüncüsü isimsiz yarım daire şekilli burçlarken, ikincisi Burcu’l-Mukavsar’dır. İkiz kuleli Burcu’l-İmam kalenin doğu girişini savunmak için Selahaddin-i Eyyubi tarafından inşa edilmiştir. Osmanlı döneminde bu burçlar Süleyman Paşa Camii’nin imamına konut olarak tahsis edilmiştir. Burcu’l-İmam’dan sonra isimsiz yarım daire şekilli bir burç ve son olarak Burcu’l-Remle yer almaktadır.

Kuzey surların başlangıcında, Burcu’l-Haddâd yer almaktadır. Selahaddin-i Eyyubi döneminde yapımı başlanan burç, Sultan Kamil devrinde büyütülmüş, Fransız işgali sırasında ise burcun mazgalları top atımına elverişli hale getirilmiştir. Şu anda kapatılmış olan küçük bir arka (gizli) kapı ile 2 adet isimsiz bir yarım daire burç ve Burcu’l-Sahrâ yer almaktadır.

Kalenin kuzeybatı köşesinde aslen Sultan Kamil kapısı olan kare şekilli burç yer almaktadır. Batı surlarında iki kapı yer almaktadır. Bunlardan birisi Bâbu’l-Müderrec’dir. İkincisi Bâbu’l-Cedîd olup, Mehmet Ali Paşa tarafından 1824-1826 yılları arasında yaptırılmış yuvarlak kemerli bir kapı ve kapı üzerinde küçük bir balkondan oluşmaktadır. Dışarıya mazgal pencerelerle açılan bu balkon, hücumları bertaraf edecek gözcü askerlerin kaldığı bir yerdir.

Kahire Kalesi’nin kuzeydoğu bölümünde Hadım Süleyman Paşa tarafından 1528 senesinde inşa ettirilmiş ve Osmanlı mimarisinde üç yarım kubbeli merkezî planlı ilk yapı olan cami ve sıbyan mektebi, Mehmet Ali Paşa tarafından 1826-27 senesinde yaptırılmış olan Harem Sarayı, İngiliz işgali sırasında yemek salonu olarak kullanılan ve sonradan yeniden düzenlenerek kraliyet ailesi tarafından kullanılan ve sekiz araba ihtiva etmekte olan bir sergi salonuna dönüştürülen Araba Müzesi, Osmanlı döneminden kalan bazı sütun, havuz ve çeşme gibi mimari parçaları içeren salonlar ile İngilizler tarafından yaptırılan bir yüzme havuzu barındıran Bahçe Müzesi yer almaktadır.

Kahire Kalesi’nin paşaların ikametine tahsis edilmiş yapılar içeren güneybatıdaki bölümünde, Osmanlı valisi Yakan Paşa tarafından 1786’da inşa ettirilmiş olan Bâbu’l-Cebel, Selahaddin Eyyubi tarafından 1183’de kaya içerisine 87 m. oyularak gerçekleştirilen ve kalenin en önemli su kaynağı olan Bi’r Yusuf , Eyvânu’l-Kebîr’inve M. Ali Paşa tarafından 1830’da yaptırılan büyük bir topçu platformu olan Sâhatu’l-Alem’in etrafında dizilmiş salonlardan oluşan Polis Terası Müzesi mevcuttur. Batı tarafındaki surlarda Selahaddin-i Eyyubi’ye atfedilen bir kartal kabartması mevcuttur. Sâhatu’l-Alem’in güneyinde , Memluk Sultanı Nasır Muhammet tarafından 1315’te yaptırılan Kasru’l-Ablak vardır. Polis Terası Müzesi’nin güneyinde Burcu’l-Refref vardır. Eyvânu’l-Kebîr’in yanına, Nasır Muhammet b. Kalavun tarafından 1318’de yaptırılan cami, Memluk devrinin en önemli ibadet mekânlarından sayılır. Nasır Muhammet Camii’nin güneybatısında, Memluk sultanlarının kaledeki en önemli saray kompleksi olan Daru’s-Sultaniye ve Mutfaklar bulunur. Saray içerisinde sultanın eşi ve cariyelere ait daireler mevcuttur. Çerkez Memlûkleri ve Osmanlı valileri tarafından yönetim merkezi olarak kullanılan saray yapıları Mehmed Ali Paşanın emriyle 1812’de yıktırılarak yerine 1813-14 yıllarında Cevher Sarayı inşa edilmiştir. Saray meydanının doğu tarafında Darphane mevcuttur. Giriş kapısı üzerindeki Osmanlıca kitabesine göre Mehmet Ali Paşatarafından 1830-1848 yılları arasında yaptırılmış olan cami, şadırvanlı avlusu ve merkezi planı yanı sıra Avrupaî tarzdaki süslemeleriyle de ilgi çekici bir yapıdır ve günümüzde Kahire’nin sembol binalarından biri durumundadır . Kahire Kalesi’nin batı tarafında Selahaddin Meydanı’na doğru uzanan bölümde ise, kaleye Rıdvan Kethüda tarafından 1754’de ilave edilmiş olan Bâbu’l-‘Azab, Memluk dönemindeki camilerin yerine Osmanlılar zamanında 1697 yılında yaptırılmış olan Ahmet Kethüda Camiiile Memluk Sultanı Melik Eşref Halil tarafından 1293’te yaptırılan sarayın kalıntıları (Eşrefiye Sarayı) mevcuttur. Sonuç olarak Selahaddin-i Eyyubi ve kardeşi Sultan Melik Kamil zamanında şekillenmiş olmakla birlikte Kahire Kalesi, Memluk ve Osmanlı, özellikle de Kavalalı Mehmet Ali Paşa döneminde önemli bir yönetim merkezi olarak faaliyet göstermiş, statüsü ve buna bağlı olarak ilave edilen mimari dokusuyla Ortaçağ’dan modern devirlere sanatın ve mimarinin gelişimine tanıklık etmiş bir yapı manzumesi olarak Mısır’daki Türk İslam mimarisinin dikkat çekici örneklerinden birisi durumundadır.

EYYÜBİ DEVRİ’NDE YAPILAN MEDRESELER

Eyyübiler devrinde Kahire ve Fustad’da dört sünni mezhep için yapılan medreselerin sayısı 25’i bulmuştur. Ancak bu medreselerin sadece üçü kısmen günümüze gelebilmiştir. Günümüze ulaşan medreseler: El Sadatü’l Sa’alebe Medresesi (1216), Kamiliye Medresesi (1225) ve Necmeddin Salih Eyyüb Medresesi (1241-42)’dir. Bu medreselerin en önemli özelliği, Suriye bölgesine egemen olan Zengiler aracılığıyla Büyük Selçukluların dört eyvanlı medrese mimarisini Mısır’a nakletmeleridir. El Sadatü’l Sa’alebe Medresesi, Kahire kalesinin güneyinde yer almaktadır. Sultan Adil zamanında Harameyn ve Hac Emiri Ebu Mansur İsmail tarafından 1216 tarihinde yaptırılmıştır. Medresenin orijinal yapısından günümüze sadece kıble eyvanı gelebilmiştir. Kamiliye Medresesi, Ortaçağ Kahire’sinin ana caddesinde Nahhasin bölgesinde bulunmaktadır. Selahaddin Eyyubi’nin yeğeni Melik Kamil tarafından 1225 yılında inşa edilmiştir. 1752 yılında Emir Hasan Şa’ravi Kethüda medresenin büyük kısmını yıktırarak bugünkü binayı yaptırmıştır. Ortada bir avlu, etrafında mescid, abdesthane, odalar ve hamam bulunmaktadır. Salihiye Medresesi, Kahire’de Nahhasin Bölgesi’nde Fatımiler devrindeki Büyük Doğu Sarayı’nın bulunduğu yerde, son Eyyüp sultanı Salih Necmeddin Eyyüb b.Melik Kamil tarafından 1243-44 tarihinde yaptırılmıştır. Şafi, Hanefi, Maliki ve Hambeli olmak üzere dört İslam mezhebinin eğitimi için yapılmış Mısır’daki ilk eğitim kurumu olması açısından büyük önem taşımaktadır.

Salihiye Medresesi son Eyyüp sultanı Salih Necmeddin Eyyüb b.Melik Kamil tarafından yaptırılmıştır. Şafi, Hanefi, Maliki ve Hambeli olmak üzere dört İslam mezhebinin eğitimi için yapılmış Mısır’daki ilk eğitim kurumudur

MEMLÜKLER DEVRİNDE YAPILAN MEDRESELER

Memlükler devrinde medreseler camilerin yerini almaya başlamış ve külliye fikrini tek yapıda birleştiren medrese-külliyeler ortaya çıkmıştır. Bu yeni oluşum medreseler, içlerinde cami ve türbe yapılarını da bulundurmakta ve dış duvarları üstünde yükselen minareleriyle ilk bakışta cami olarak algılanmaktadır. Medreselerin bu değişiminde ve planlarının şekillenmesinde mezheplere göre eğitim uygulamasının rolü oldukça büyüktür. Özellikle XIV. yüzyılda bu tip medrese-külliye sayısında bir artış görülür. Ancak küçük bir grup dışında bu yüzyılda yapılmış olan medreselerin önemli bir kısmı ya tamamen yıkılmış veya zamanımıza yalnız harabeleri ulaşmıştır. Bir kısmı da değişen ihtiyaçlara göre tamir ve tadilâtla şekil değiştirmiştir. Bundan dolayı mimari planlarını tam algılamak mümkün olmamaktadır. Fakat dikkat çeken ortak plan özelliği medreselerde dört eyvanlı şemanın kullanılmasıdır. Kahire Sultan I. Baybars Medresesi, Sultanın el-Melikü’z-Zâhir unvanından dolayı Zâhiriyye Medresesi diye de anılır.1262 yılında inşasına başlanan ve 1264’da tamamlanan yapıda ilk defa dört eyvanlı plan şeması uygulanarak her mezhebe bir eyvan ayrılmıştır. Yapı 1874 yılında sokak açılması sırasında tahrip olmuştur. Günümüzde batı köşesinin alt kısmı ve güney eyvanından bir parça harabe halinde durmaktadır.

Kahire Sultan el-Melikü’l-Mansûr Kalavun Külliyesi, Sultan Kalavun tarafından 1284-1285’te bölgenin ilk külliyesi olarak medrese ve hastahane şeklinde tasarlanarak yaptırılmıştır. Medrese tek başına, medrese-cami-türbeden oluşan ve dar bir koridorla türbeye bağlanan bir yapı topluluğu olup önünden geçen yolla hastahaneden ayrılmıştır. Kahire Nâsıriyye Medresesi, Kalavun’un oğlu el-Melikü’n-Nâsır Muhammed tarafından 1296-1303 yılları arasında inşa ettirilmiştir. Kahire Sultan el-Melikü’n-Nâsır Hasan Medresesi, Muhammed b. Kalavun’un oğlu el-Melikü’n-Nâsır Hasan tarafından yapımı 1356 yılında başlatılmış ve 1361’de tamamlanmıştır. Dört eyvanlı plana sahip olup köşelere dört Sünnî mezhebe ait medrese grupları yerleştirilmiştir. Kıble yönündeki eyvan mescid olarak düzenlenmiştir. el-Melikü’n-Nâsır Muhammed’in türbesi kıble eyvanının gerisinde yer alır. Yapının âbidevî ve derin dehliz tipi girişi, bir taraça üzerinde basamaklarla çıkılan mukarnas nişli yüksek bir taçkapı ile şekillenmiştir.

Kahire el-Melikü’z-Zâhir Seyfeddin Berkuk Medresesi, ilk Burcî sultanı olan Berkuk tarafından 1384-1386 yıllarında inşa ettirilmiştir. Klasik dört eyvan şemasının tekrarlandığı yapı ayrıca cuma camii, türbe ve hankahtan meydana gelmiştir.

Kahire el-Melikü’l-Eşref Seyfeddin Kayıtbay Medresesi, Sultan Kayıtbay tarafından 1472-1474 yıllarında yaptırılmış bir kompleks olup mescid-türbe-medrese- şeklindedir.

KAHİRE’DE SANAT

Tezhip, Arapçada altınlama demektir. Sadece altın kullanılan tarzın adı halkaridir. Kullanılan motif ve tekniklere göre hatai, rumi ve şukufe gibi tarzlara ayrılır.

Kültürel etkileşimin yaşayışa yansıdığı gibi mimari ve sanata da etkileri büyüktür. Karamanoğulları ve Memlüklü sanatını karşılaştırdığımızda da bunu görmek mümkündür. Özellikle 13-15. Yüzyıllarındaki etkileşimini incelediğimizde ikiz kemerli niş, kavsara dilimli kubbe ve kasnak yapılarının benzer olduğuna şahit olduk. Bu dönemde mukarnas derinliği arttırılmış ve bitkisel bezemeli motifler, her köşesi farklı bir anlamı taşıyan (sabır, şükür, şefkat, doğruluk, sır tutma, sadakat, cömertlik, merhamet) yıldız motifleri kullanılmıştır. Aynı dönemde basık kemer üzerinde madalyon yuvalar bulunmaktadır.

MEMLÜK SANATI

Kahire’nin başşehir olması sebebiyle Memlük eserlerine en çok burada rastlanılmaktadır. Mısır dışında Suriye’de özellikle Şam ve Halep mimari eserlerin yoğunluğu bakımından önemli şehirlerdir. Aynı zamanda  Kudüs’te Kubbetü’s-Sahra’nın çevresindeki bütün yapılar Memlüklerden kalmadır.  Memlükler döneminde Mısır ve Suriye zengin ticaret merkezleri olduğundan , Memlük sanatının nitelik ve nicelik bakımından üstünlüğü ,bu zenginlikten de kaynaklanmaktadır.                                                                                  

Mimari yapılar içinde başta gelen  camiler, iklimin şekillendirdiği açık avlulu ve mihrap önü kubbeli planları ile bir anlamda erken İslam mimarisinidevam ettirmektedirler.                                             Bunun yanında çok sayıdaki medrese de özgün kullanım planları ile Anadolu Selçuklumedrese yapılarından ayrılmaktadır. Daha ziyade sosyal ve eğitim amaçlı yapılar olan Anadolu Selçuklu medreseleri yanında Memlük dönemi medreseleri, toplumsal yapı gereği dini amaçlı bir işlev üstlenmiştir. Bu sebeple içlerinde cami, dershane, hizmet odaları ve türbe yapısının da bulunduğu bir külliye kavramının uygulandığı görülmektedir. Bilhassa yüksek duvarları, testere dişli mazgal delikleriyle şehir içinde adeta bir kale ,yukarıya doğru daralan kademeli minareleriyle de cami görünümü verirler. Medreselerde dört mezhep kavramının ön plana çıkarıldığı ve planlamanın buna göre yapıldığı bir mimari düzen söz konusudur.

Yapıların planları incelendiğinde genellikle yerleşim probleminden doğan çarpık plan düzenlemesinin, kompleks binaların farklı sokaklarda yer almasının ve zemin kotu farklılıklarının mimari yapılanmada birtakım yeni çözümler üretilmesine imkan sağladığı ve bunun da  Memlük mimarisini özgünleştirdiği  görülmektedir.  

Mukarnas İslam Sanatı’nda üç boyutlu görünüm oluşturan bir bezeme çeşididir.

Memlük yapıları incelendiğinde yapılarda kubbe kullanımı fazlalaşmış, kubbeler yüksek kasnak üzerinde yumurta formlu veya sivri şekillerde yapılmaya başlanmıştır.Bu tarz taş kubbe oluşumu Suriye etkisine işaret etmektedir. Yüksek kasnaklı,iri mukarnas veya tromp nişli kubbeler, genelde üçlü gruplar şeklinde mukarnas nişlerini tekrarlayan pencere açıklıkları ile hareketlendirilmiştir. Nişler veya trompların sırası çoğaldığı zaman ya pencereler ince uzun açılır ya da üç pencere yerine altı pencere kubbe kasnağında yer almaktadır. Beden duvarları üstünde görülen pencereler genellikle kırık kemerli, alınlıkları değişik taş süslemelerle hareketlendirilmiş olarak yapıda dengeyi sağlamaktadır.  Bu dönemin pencere uygulamalarında Suriye bölgesi etkisi hissedilmektedir. Bazen de Kalavun’un yapısında olduğu gibi gotik etkili yüksek kemerli pencereler farklılık göstermektedir. Dış cephede bölümlenmiş sistem içindeki pencere açıklıkları tek bir kemer içine alınmış biçimde kullanılmıştır.

Camilerde esas itibariyle üç tip plan uygulanmıştır .Bunlardan ilki Revaklı, avlulu veya avlusuz, nef düzeni gösteren harimli ‘Hipostil Camiler’dir. Bir diğeri Lane-Poole’ün tanımladığı gibi ‘haçvari planda ele alınan camiler’dir. Esas itibariyle farklı boyutlardaki dört eyvan ile onların arasındaki hücrelerle çevrilmiş bir avludan ibaret bir düzenleme olup, bu şema Memluklulardan önce Eyyubi medreselerinde karşımıza çıkmaktadır. Son olarak da Geç Memluk Devri’nde ortaya çıkan tek kubbeli camilerdir.

Memlük devrinde kullanılan kemer tiplerinde de zengin çeşitlilik görülür. Kırık kemerler, at nalı kemerler ve konsollarla desteklenen geniş kemerler Suriye, Mağrib, Gotik, Anadolu ve İran etkilerini taşıyan çok seslilik içinde yapılardaki yerlerini almıştır.

Bir diğer unsur olan taç kapılarda ise; dışa taşkın görünüm, kalkanvari yükseklik, binanın bütün olarak algılanmasındaki rolü ,mukarnas niş kullanımı ve süslemedeki dengeler takip edildiğinde etkileşim alanlarının Anadolu ve Suriye Zengi bölgesi olduğu anlaşılmaktadır.

Memlük minareleri taç kapılara bağlı olarak gelişim göstermektedir. Genelde kare bir kürsü üstünde yuvarlak bir gövde şeklinde yükselen minareler niş ve sathi kemer atkıları ile süslenmiştir. Taç kapılardaki değişimle orantılı biçimde minarelerin kalın ve yüksek kare kaidelerinde alçalma olmuştur.                                                                                                                 Kahire minarelerindeki başka bir özellik de katları belirginleştiren mukarnas uygulamalarıdır. Zamanla minarenin üst kısmında da değişiklikler olmuştur. Tepe noktasına ince direkler ve sütunlar yerleştirilerek  gökyüzünü görebilen bir nevi küçük galeri oluşturulmuştur. Bu uygulama ile minaredeki kütlevi etki hafifletilmeye çalışılmış ve minareler daha fazla yükseltilebilmiştir. Minarelerin bütün yüzeylerinde taç kapı ve dış cephe ile uyumlu süsleme programı kullanılmıştır.

Memlük yapılarının iç mekan süslemelerinde önceleri Fatımi, daha sonra Suriye ve Selçuklu etkileri hissedilmektedir. İlk dönemlerde kullanılan tuğlanın üzeri kesme alçı ve stuko ile kaplanmıştır. eL-Melikü’n-Nasır Muhammed Medresesi’nin minaresi alçı dekoru ile ünlüdür.

Bir başka süsleme ögesi olan mozaik; daha çok mihraplarda kullanılmış olup en özgün örneği Şeceretüddür Türbesi’nin mihrabında bulunmaktadır. Mihrap nişinin arkasında mavi, kırmızı, yeşil, altın rengi taşların Bizans tekniğinde yerleştirilmesi ve sedeften daireler ve baklavalarla çevrelenmesiyle zengin bir mozaik uygulaması oluşturulmuştur. Kullanılan desen bitkisel ağırlıklıdır. Kahire’de mozaik ustalarının kökleri araştırıldığında uygulayıcıların Bizans etkisindeki yerli ustalar olduğu görülmektedir. Çünkü Mısır’da mozaik sanatı Bizanslı ustalar eliyle gelişmiştir.

Çok renkli taşların iç içe geçmesiyle oluşan duvar süslemesi Memlük sanatında önemli yer tutmaktadır. Ablak (eblak) adı verilen bu uygulamanın ilk örneğine 667 (m.1269) yılında tamamlanan 1. Baybars’ın yaptırdığı camide rastlanılmaktadır.

İç mekanda kullanılan diğer bir malzeme çinidir. Özellikle minarelerde, kubbe kasnaklarında veya kitabe kuşaklarında görülen çini el-Melikü’n-Nasır ve Maridani camilerinde kullanılmıştır.

Ağaç ve maden işçilikleri de Memlük dönemi yapılarının tamamlayıcı özellikleri olarak kapı, pencere kanatları, dolap kapakları ve minberlerde uygulanmıştır. Bronzdan yapılan yüksek taç kapı kanatlarında, ahşap kapı detayları kullanılmıştır. Özellikle 1. Baybars ve Kalavun yapılarının kapıları anıtsal ölçülerde yekpare bronz dökümdür. Üzerlerinde ahşap kündekari tekniğindeki gibi çalışılmıştır.

“Mimar el-Muallim İbn Suyufi

Kalavun Camii’nde adı geçmekte olup Şafii mezhebi fıkıh alimi ve evliyanın büyüklerindendir. İsmi Hasen bin Ali bin Yusuf’dur. İbn Suyufi, usul, kelam, kıraat, fıkıh, usul-i fıkıh, mantık, me’ani, beyan, hadis ilimleriyle ilgilenmiştir ve bu konularda icazet almıştır.  İnsanlar onun derslerinden çok faydalanmışlardır. Yazmış olduğu eserlerden bazıları şunlardır; “Haşiyetün Ala şerh-ıl-Minhac lil-mahalli, Haşiyetün ala şerh-ıl-kafiye el-Mutevassıt li-Rüknüddin Esterabadi”

KAYNAKÇA

  1. GÜNDOĞDU, H., Osmanlı Mimarisinin Gelişim Süreci İçinde Kahire Hadım Süleyman Paşa Caminin Yeri, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 2007.
  2. BAYHAN, A. A., Mısır’daki Türk Kültürü Varlığından Örnekler: Kahire Nasır Muhammet B. Kalavun Camii, Güzel Sanatlar Enstitüsü Dergisi, 2001.
  3. ŞAMAN DOĞAN, Nermin, Kültürel Etkileşim Üzerine: Karamanoğlu-Memluklu Sanatı, Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Dergisi, 2006
  4. Bayhan, Ahmet Ali, Mısır’da Memlük Sanatı

Bir cevap yazın