MAHREMİYET

KAVRAM ÇALIŞMA GRUBU

· 21 dk okuma süresi >

YAZARLAR

1 Gülhan DEDE

2 Hicret Ravza AYTEMİZ

2 Merve KARACA

3 Mervenur GÜRER

2 Ravza İMAMOĞLU *

4 Şule KARAKÖSE

5 Zülal DURU

1. İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi

2. Gazi Üniversitesi Tıp Fakültesi

3. Ankara Yıldırım Beyazıt Üniversitesi Tıp Fakültesi

4. Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi

5. Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi

* İletişim: imamoglu.ravza@gmail.com

MAHREMİYET (ﺖﯿﻣﺮﺤﻣ) KAVRAMININ DİLSEL İNCELEMESİ

Mahremiyet, sözlükte gizli olma durumu, gizlilik, mahrem olma hali manalarına gelir ve Arapça ‘mahrem’ kelimesinden türetilmiştir. Özel olan ve özel kalması gereken şeylerin tümünü ifade eder. Mahrem kelimesinin kök harfleri Arapça (م ر ﺣ) (h-r-m) harfleridir.

Sözlüklere bakıldığında bu üç harfin altı adet farklı üçlü mastarı (kök kelime) bulunduğu görülmektedir. Bu mastarlar, [ḥirmen], [ḥirmânen], [ḥurmen], [ḥarâmen], [ḥurmeten] ve [ḥaremen] mastarlarıdır. Kök harfleri [ḥ-r-m] olan mastarlardan:

1. [el-hirmu] ve [el-ḥirmânu] mastarları, mahrum etmek, zayetmek, birini bir şeyden mahrum etmek, yoksun bırakmak, men etmek

2. [el-ḥurmu] ihram, bir şeyi kendine yasaklamak

3. [el-ḥarâmu] mastarı, kullanılması helal olmamak, memnuʽ olmak, yasaklamak; menetmek

4. [el-ḥurmetü] mastarının sözlük anlamı, saygı ve hürmet göstermek, kutsal ve mukaddes olmak

5. [el-ḥaremu] mastarı, bir yer yasak olmak, kutsal olmak demektir.

Bu mastarlar isim (ism-i mastar) olarak kullanıldığında, mastar anlamlarına uygun olarak; yasak, mahrum olma, yoksun bırakma, mahrum etme, menetme, ihram, saygı, hürmet, kutsal, saygı gösterme, tabu, mukaddes, dokunulmaz, zevce, eş, girilmesi yasak oda, kutsal yer anlamlarını taşımaktadırlar.

Mahremiyet kavramının manasını daha iyi anlamak için aynı kök harflerden türeyen mahrem, haram ve harem kelimelerini ayrıntılı inceleyeceğiz.

Sözlük anlamlarını incelediğimizde; haram kelimesi yasaklanmış, koruluk, yasak bölge, dince yasak edilmiş, din kurallarına aykırı olan, dinen sorumluluk çağına ulaşmış olan herkese Allah’ın yapılmasını kesin olarak yasakladığı söz ve davranışlar manasına gelmektedir.

Harem kelimesi korunan yer, korunan şey, yasak bölge; herkesin girmesine izin verilmeyen, saygıdeğer ve kutsal yer; hac ve umre için ihrama girilen yerlerden itibaren Mekke’de Kâbe’ye doğru olan kısım, Kâbe ve çevresi, Mekke ve Medine’nin sınırları manalarına gelir. Ayrıca Hz. Peygamber tarafından belirlenen çevresi; erkeğin hanımı, eşi, Müslümanların evlerinde yabancıların girmesi yasak olan, kadınlara ayrılmış daire veya bölüm manalarına da gelmektedir.

Mahrem kelimesi ise saygıya ve gizlenmeye değer şey; herkesin bilmesi gerekmeyen şey; aralarındaki kan bağının yakınlığından dolayı birbirleri ile evlenmeleri yasak olan çok yakın akrabalar manalarında kullanılır.

Görüldüğü gibi haram, harem, mahrem, mahremiyet kelimeleri dini hükümlerle ilgili olarak yasak olan her şey için kullanılmıştır. Herhangi bir şey yasaklanmışsa onu yapmak haramdır. Yasaklık haline ise mahremiyet denir. Bir anlamda dokunulmazlık da diyebiliriz.

Mahrem ve mahremiyet kelimeleri özellikle aile hukuku sahasında daha özel bir kullanım kazanmışlardır. Mahrem kelimesi neredeyse sadece evlenmeleri ebediyen haram olan yakın akrabalar için kullanılır olmuştur. Bu akrabalar arasındaki ebedi evlilik yasağına da mahremiyet denir.

Mahremiyet kelimesi insan vücudu için, özellikle cinsel arzulara konu olması açısından kullanıldığında, cinsel dokunulmazlık anlamına gelir. Bu durumda mahremiyet, insan vücudundan bakılması, dokunulması ve hakkında konuşulması haram olan bölgeleriyle ilgili dokunulmazlık halidir.

İnsanın özel hayatı, ailesi ve evi ile ilgili hakları insanın temel hak ve hürriyetlerindendir. Yüce dinimiz insanın bu çok geniş yönlü mahremiyeti ile ilgili olarak oldukça detaylı düzenlemeler getirmiştir. Her şeyden önce Müslüman erkekler ve Müslüman kadınların karşı cinse art niyetle ve sürekli bakmamaları, tesettüre riayet etmeleri istenmiştir. Ayrıca insanların özel hayatlarının araştırılması anlamındaki tecessüs, gıyaplarında hoş olmayan konuşmaların yapılması şeklindeki gıybetten men edilmiştir. İslam dini evlerdeki mahrem hayatı koruyacak kurallar koymuştur.

KURAN-I KERİM’DE MAHREMİYET KAVRAMI

Mahremiyet kavramını ‘Müslümanca’ anlayabilmek için tabir yerinde ise -insanoğlunun dünya hayatını kullanma kılavuzu- olan Kuran-ı Kerim’e bakmak gerekir. İslam Dini, insanın özel bir mahremiyet alanı içinde hayatı yaşaması için kurumlar oluşturmuş, fıtratı korumak amacıyla sınırlar çizmiş ve esaslar koymuştur. Mahrem, mahremiyet, yasaklı bölge denildiğinde sınırlardan bahsedilir ve sınırın bir adım ötesi harama girer. Bu sınır ve esasları Kuran’da haram, mahrem, tesettür, örtü ve örtünme konulu ayetler üzerinden inceledik. Bu ayetler çerçevesinde “mahremiyet”; kişinin kendini her türlü maddi manevi dış etkiden koruması için Allah tarafından güvenceye alınmış, dokunulmaz kılınmış kendine özel alanı olarak tanımlanabilir.

A) “Haram” Konulu, ‘Ha-Re-Me’ Kökünden Türeyen Kelimelerin Bulunduğu Ayetler

Haram dince yasak edilmiş, din kurallarına aykırı olan, dinen sorumluluk çağına ulaşmış olan herkese Allah’ın yapılmasını kesin olarak yasakladığı söz ve davranışlar idi. Kuran-ı Kerim de haram ayetlerinde kula sınırlarını ve sınırlamaları bildirmiştir. Birkaç ayete bakacak olursak;

** “De ki; “Geliniz, Rabbinizin neleri yasakladığını size söyleyeyim: O’na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya karşı iyi davranınız. Yoksulluk kaygısı ile evlâtlarınızı öldürmeyiniz. Sizin de onların da rızkını biz veririz. Kötülüklerin açığına da gizlisine de yaklaşmayınız. Haklı bir gerekçe yokken Allah’ın dokunulmaz saydığı cana kıymayınız. İşte Allah, ola ki düşünürsünüz diye size bu direktifleri veriyor. ” (Enam: 151)

** “De ki; Allah sadece açık-gizli bütün kötülükleri, günahı, haksız saldırıyı, Allah’ın hakkında hiçbir delil indirmediği şeyleri O’na ortak koşmanızı ve Allah hakkında bilmediklerinizi söylemeyi haram kıldı.” (Araf: 33)

** “İşte böyle. Kim Allah’ın yasaklarına saygı gösterirse bu tutum Rabbi’ nin katında kendisi için hayırlıdır. Tek tek sayılarak yasaklananlar dışındaki bütün hayvanlar size helâl kılındı. Artık o pis putlardan ve yalan sözden kaçınınız.” (Hac: 30)

** “Onlar Allah’ın yanı sıra başka bir ilaha yalvarmazlar. Allah’ın yasakladığı cana, sebepsiz yere kıymazlar ve zina etmezler. Bu suçları işleyenler cezalarını görürler.” (Furkan: 6)

**”De ki: “Rabbim ancak, açık ve gizli çirkin işleri, günahı, haksız saldırıyı, hakkında hiçbir delil indirmediği herhangi bir şeyi Allah’a ortak koşmanızı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi haram kılmıştır.” (Araf: 33)

B) Sosyal İlişkilerde Mahremiyet

Allah (cc) sosyal hayattaki ve evlerimizdeki sınırları, özgürlükleri, dokunulmazlıkları; sosyal ilişkilerde, evin mahremiyeti, eşin mahremiyeti meselelerinde nasıl davranmamız gerektiğini Peygamberimiz’in örneği üzerinden şu ayetle açıklıyor;

**”Ey iman edenler! Yemek için çağrılmaksızın ve yemeğin pişmesini beklemeksizin (vakitli vakitsiz) Peygamber’in evlerine girmeyin, çağrıldığınız zaman girin. Yemeği yiyince de hemen dağılın. Sohbet için beklemeyin. Çünkü bu davranışınız Peygamber’i rahatsız etmekte, fakat o sizden de çekinmektedir. Allah ise gerçeği söylemekten çekinmez. Peygamberin hanımlarından bir şey istediğiniz zaman perde arkasından isteyin. Böyle davranmanız hem sizin kalpleriniz, hem de onların kalpleri için daha temizdir. Allah’ın Resûlüne rahatsızlık vermeniz ve kendisinden sonra hanımları nikâhlamanız ebediyen söz konusu olamaz. Çünkü bu, Allah katında büyük bir günahtır.” (Ahzab: 53)

C) Tesettür – Örtü – Örtünme Konulu Ayetler

İnsanın Allah tarafından güvenceye alınan alanını, gelebilecek maddi-manevi zararlardan korunabilmesi için maddi-manevi sınır ve örtülere ihtiyaç duyduğunu ve bunun Allah tarafından yasalaştırıldığını tesettür, örtü ve örtünme konulu ayetleri incelediğimizde anlıyoruz.

** “Mümin kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, ziynet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Ziynetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut Müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler. Gizledikleri ziynetler bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler, hep birlikte tövbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz!” (Nur: 31)

** “Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu, onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Ahzab: 59)

** “Ey insanoğulları, size ayıp yerlerinizi örtecek ve süslenmenizi sağlayacak elbiseler gönderdik. Takva elbisesi bunlardan daha hayırlıdır. Bu Allah’ın ayetlerinden biridir. Ola ki, düşünüp ders alırlar. ” (Araf: 26)

Yüce Allah’ın avret yerlerinin örtülmesi ve süslenme için giysiyi yasalaştırması ile takva

arasında bir bağ vardır. Çünkü her ikisi de giysidir. Takva, kalbin ayıplarını örter ve onu

süsler, libas(elbise) ise vücudun ayıplarını örter ve onu süsler. Her ikisi de birbirlerini gerekli kılmaktadır. Çünkü vücudun çıplaklığından iğrenme ve utanma duygusu Allah’tan korkma ve O’ndan utanma duygusu demek olan takvadan kaynaklanır. Allah’tan utanmayan ve O’ndan korkmayan biri çıplaklığa aldırmadığı gibi, çıplaklığa çağırılması da önemli değildir.

Çünkü utanma ve takva duygusundan soyutlanma ile giysilerin çıkarılması dolayısıyla ayıp yerlerinin ortaya çıkması arasında bir fark yoktur.

Çünkü vücudun örtülmesi hayadır, sırf çevresel bir alışkanlık ve gelenekten ibaret değildir.

“Ola ki, düşünüp ders alırlar.”

HADİSLERDE “MAHREMİYET” KAVRAMI

A) Sosyal Yaşamda Mahremiyet

-Ebu Hureyre’den nakledildiğine göre, Hz. peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Zandan sakının. Çünkü zan, yalanın ta kendisidir. Birbirinizin konuştuğuna kulak kabartmayın, birbirinizin özel hallerini araştırmayın, birbirinizle üstünlük yarışına girmeyin, birbirinize haset etmeyin, birbirinize kin beslemeyin, birbirinize sırt çevirmeyin. Ey Allah’ın kulları kardeş olun!”  (B6064 Buhari, Edeb, 57; M6536 Müslim, Birr, 28)

-Sevban’dan nakledildiğine göre, Hz. peygamber (sav) şöyle buyurmuştur: “Hiç kimsenin izinsiz olarak bir başkasının evinin içine bakması helal değildir. Eğer bakarsa (eve) girmiş demektir.”  (T357 Tirmizi, Salat, 148; HM22779 İbn Hanbel, V, 280)

-Ebu Berze el-Eslemi’nin naklettiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur: “Ey diliyle iman edip, kalbine iman girmemiş olan kimseler! Müslümanların gıybetini yapmayın ve onların gizli hallerini araştırmayın. Çünkü her kim onların gizli hallerini araştırırsa Allah da onun gizli halini araştırır. Allah kimin gizli halini araştırırsa onu evinde bile (gizlice yaptıklarını ortaya çıkararak) rezil eder.”  (D4880 Ebu Davud, Edeb, 35)

B) Beden Mahremiyeti

-Ya’la (b. Ümeyye) tarafından nakledildiğine göre, Allah’ın Resulu (sav) açıkta gusleden bir adam gördü. Bunun üzerine minbere çıktı. Allah’a hamdedip, O’nu övdükten sonra şöyle buyurdu: “Allah halimdir, haya sahibidir, kusurları örtendir. Hayayı ve örtünmeyi sever. Biriniz gusledeceğinde kapalı yerde yıkansın.”  (N406 Nesali, gusül, 7)

-Misver b. Mahreme anlatıyor: “Bir gün ağır bir taş taşıyordum ve üzerimde ince bir peştamal vardı. Taş kucağımdayken peştamalım çözüldü ve onu yerine götürene kadar kucağımdan bırakamadım. Bunun üzerine Resullullah (s.a.v), “Dön de elbiseni al. Sakın çıplak dolaşmayın!” buyurdu.” (M773 Müslim, Hayız, 78)

-Hz. Aişe (ra) anlatıyor: “Allah ilk muhacir kadınlara rahmet eylesin. Allah, ‘Başörtülerini yakalarının üzerine kadar salsınlar.’ (Nur, 24/31) ayetini indirince, onlar (dışarıda giydikleri uzun) elbiselerinin kenarından kesip (elde ettikleri parça ile) derhal başlarını örttüler.”  (B4758 Buhari, Tefsir, (Nur) 12)

-Abdurrahman b. Ebu Said el-Hudri’nin, babasından naklettiğine göre, Resulullah (sav) şöyle buyurmuştur:”Erkek erkeğin, kadın da kadının avret yerine bakamaz. Bir örtünün altında erkek erkeğin, kadın da kadının tenine dokunamaz.” (M768 Müslim, Hayız, 74; D4018 Ebu Davud, Hammam, 2)

EL-GAFÛR

Kavram ve Esma-ül Hüsna bölümünde mahremiyet kavramı ile ‘örtmek, gizlemek’ manalarında ortak paydası olan El Gafûr ismini işleyeceğiz.

Lugati Çerçeve ; Gafûr kelimesi, sözlükte “örtmek, gizlemek, kirlenmekten korumak için bir şeyin üstünü örtmek” mânasındaki gafr (gufran, mağfiret) kökünden sıfat olup “birinin kusurunu örten, suçunu bağışlayan” anlamına gelir.

Gafr : Dilde örtmek, perdelemek, kirlenmekten korumak, korumak için örtmek mânasınagelir.

Miğfer:Savaş esnasında askerin başını örten başlığa denir, gelecek olan darbelere karşı başı örtüp muhafaza eder. Gafr kökünden türemiştir.

Megâfir: Tahrim suresindeki bal şerbeti hadisesinde adı geçen bitkidir. Yaraların üzerinikapatıp iyileştirir. Gafr kökünden türemiştir.

Gufran: Allah’ın kulu azaptan korumak için günahlarını örtmesi manasına gelir.

Allah, günahları örterken ya Gâffar ya Gâfir ya da Gafûr olarak tecelli eder. Bu üç isim de yüce yaratıcının eşsiz ve benzersiz mağfiretini anlatmak için kullanılır. Fakat her üç esmanın da nüans farkları bulunmaktadır.

Gâffar: Bağışlayan demektir. İsmi fail olması hasebiyle bağışlamayı kendisine meslekedinen, kulunun istiğfarına mağfireti ile cevap veren, bir kere değil sonsuz kere bağışlayan demektir.

Gâfir: Örterek koruyan manasına gelir.

Gafûr: Her çeşit günahı bağışlayan demektir. Kullarının günahlarının şekline ve çeşidinebakmaksızın bağışlayan, tarifsiz bir mağfiretin kaynağı manasına gelir.

Nazari Çerçeve; Kâinatı, Esmasının tecelli edebileceği bir yapıda tasarlayan Allah, insanı da mükerrem bir varlık olarak üstün özelliklerle donatmasına rağmen, günah işlemeye de müsait bir fıtratta yaratmıştır. İnsanın bir yönü “ala’ya” diğer bir yönü de “esfele” bakar. İnsanoğlu yaratılışındaki bu hakikat gereğince melek değildir. Aynı zamanda insanoğlu şeytan da değildir. İnsanoğlu günah işleyebilir. Fakat insanoğlu günahında ısrar da etmez. Günahta ısrar edenler şeytanlar ve şeytanlaşmış insanlardır.

Müslüman, ne kadar günahkar olursa olsun Allah’ın mağfiretinden ve bağışlamasından ümidini kesemez. Ne kadar ibadet ederse etsin, Allah’ın azabından güven içerisinde olamaz. Rasulullah (s.a.v) şöyle buyurur:

 “Anlamı düşünülmeden okunan Kuran’da hayır yoktur. İlimsiz, cahilce yapılan ibadette de hayır yoktur. Gerçek fakih (dinde derin anlayış sahibi) şu üç özelliğe sahip olan kişidir:

1-İnsanları Allah’ın rahmetinden ümitsizliğe düşürmeyen

2-Allah’ın azabından da emin kılmayan

3-İnsanları Kur‟an’dan başka kaynaklara yönlendirmeyen.” (Darimi/Mukaddime)

Kul’a düşen ümit ve korku arasında yeşermektir. Kul Allah’a karşı ümit ile korku arasında olmalı ve bu iki kanatla uçup yol almalıdır. Allahın mağfireti ile ümit var olmalı, onun azabını düşündüğünde korkuya kapılmalıdır. Buna göre bu üç esma da Allah’ın cemal sıfatına bakar ve kişiye ümit verir. Bu isimlerin kendilerine has bir mana zenginlikleri mevcut olup Gâffar tekrarlanan hata ve kusurları, Gafûr her nevi günahı bağışlamayı ifade etmektedir. Öyle ki sadece bir çeşit günahı bağışlayana Gafûr denmeyeceği gibi bütün günahları yapsa bile sadece bir defa affeden için de Gâffar ismi kullanılmaz.

Tabii ki bu isimleri fark eden kişi şu hataya düşmemelidir: “Sakın aldatıcı sizi Allah’ın affına güvendirerek aldatmasın”

Af; yapılan yanlış bir durum izah edildikten sonra kişiden alınması gereken haktan vazgeçilmesi demektir. Af’ta kul yanlış yapar, yapılan bu yanlış kula hatırlatılır ve günahı bağışlanır. Fakat Gafûr’da yapılan yanlış yüze vurulmadan bağışlama vardır. Bu manada af’taki günah bağışlanırken belki hesap defterinde, mahşer gününde kulun hafızasında bu günah olmakla beraber bir af söz konusudur. Fakat Gafûr; hem dünyada hem de ahirette kullarının sırlarını ilan etmeyen, hatalarını teşhir etmeyen, işledikleri suçları yüzlerine vurmayan, işlenen günahı; işlediği yere, zamana, meleklere, amel defterine hatta işleyen kişinin kendisine bile unutturan demektir.

Kuran’i Çerçeve; Gafûr ismi Mekke döneminde 37 kez, Medine döneminde ise 54 kez geçmektedir.Mekke döneminde zirve yaptığı yıl on birinci yıl, Medine döneminde zirve yaptığı yıl beşinci yıldır.

Tüm vahiy sürecinde en zirve yaptığı yıl hicretin beşinci yılıdır. Hicretin beşinci yılının en tipik olayı Hendek Savaşı’dır. Hendek savaşı Müslümanlar için bir dönüm noktasıdır. Bu savaştan sonra Müslümanlar artık iktidar olmuşlardır ve iktidardayken Gafûr’un mağfiretine muhalefetten daha çok ihtiyaç vardır çünkü iktidar paraya, güce ve servete yakın olmaktır. Bu durum da şeytanın hilelerine daha çok aldanmaya sebep olabilir.

Gafur isminin birlikte geldiği isimler:

Allah ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 61 yerde Allah ismi ile birlikte gelir. Gafûr ismi herseferinde bir başka sıfatla birlikte gelir.

Rahim ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 73 yerde Rahim ismi ile birlikte gelir. Gafûr ismi ençok Rahim ismi ile birlikte kullanılır. Hikmeti: Merhametiyle bağışlayan demektir. Bağışlar ve ezmez, bağışlar ve bağışladım bile demez.

“De ki: Ey kendi nefisleri aleyhine haddi aşan kullarım! Allah’ın rahmetinden ümit kesmeyin! Çünkü Allah bütün günahları bağışlar. Şüphesiz ki O, çok bağışlayan, çok esirgeyendir. “ (Zümer-53)

Halim ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 6 yerde Halim ismi ile birlikte gelir. Halim,cezalandırmakta acele etmeyen demektir. Hikmeti: Bağışlanan bağışı istismar etse de, hatasını tekrar etse de Gafûr olanı hep Halim bulacaktır. Halim olan Allah yine bağışlayacak, öncekileri hesaba katmayacaktır.

Bilin ki Allah, gönlünüzdekileri bilir. Bu sebeple Allah’tan sakının. Şunu iyi bilin ki Allah gafûrdur, halîmdir.” (Bakara-235)

Rab ismi  ile  birlikte  gelir;  Kuran’da 8 yerde Rab ismi ile birlikte gelir. Hikmeti: Terbiyesini bağışlayarak yapar, terbiyesi de mağfiretinin bir parçasıdır.

Şekur ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 3 yerde Şekur ismi ile birlikte gelir. Hikmeti:Bağışlar ve bağışlananın teşekkürüne en yüksek değeri biçer, yani bağışlanan değerinden bir şey kaybetmez.

“Allah’ın kitabını okuyanlar, namazı kılanlar ve kendilerine verdiğimiz rızıktan (Allah için) gizli ve açık sarfedenler, asla zarara uğramayacak bir kazanç umabilirler.

Çünkü Allah, onların mükâfatlarını tam öder ve lütfundan onlara fazlasını da verir. Şüphesiz O, çok bağışlayan, şükrün karşılığını bol bol verendir.” (Fatır-29,30)

Aziz ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 1 yerde Aziz ismi ile birlikte gelir. Hikmeti: Bağışlamasını yücelmek için yapmaz, çünkü O Aziz’dir.

“Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O’nun her şeye gücü yeter.

O ki, hanginizin daha güzel davranacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratmıştır. O, mutlak galiptir, çok bağışlayıcıdır.” (Mülk-1,2)

Vedud ismi ile birlikte gelir; Kuran’da 1 yerde Vedud ismi ile birlikte gelir. Hikmeti:Suçunu bağışlaması kulunu sevdiğini gösterir. Kulların kusurlu olması Allah’ın sevgisinden bir şey eksiltmez.

MAHREMİYET İLE İLGİLİ KAVRAMLAR

TESETTÜR

İnsanın fıtrî, tabii, örfî veya dinî bir gerekçeyle vücudunun belli yerlerini örtmesi anlamındaki terimdir. Sözlükte “örtünmek, kuşanmak; başkaları ile kendisi arasına perde koymak, bir şeyin içinde veya arkasında gizlenmek” anlamlarındaki tesettür, terim olarak ilgilileri ve ölçüleri dinen belirlenmiş örtünme yükümlülüğünü ifade eder.

Kelimenin kökünü oluşturan –setr-, “örtmek, gizlemek, perdelemek, engel olmak” gibi manalara gelir. Aynı kökten –sitr-,  gizlenmeye yarayan engel, perde vb. şeyler için ve mecazen “çekinme, korku, hayâ” anlamında kullanılır. Yine bu kökten türeyen seter “kalkan” manasındadır; setîr ve mestûr mecazen “iffetli” demektir.

Kadın ve erkek açısından örtülmesi gereken yerler avret diye adlandırılır. Avret yerleri kadın ve erkek için farklı olsa da gözleri kısmak yani bakmamak ve avret yerlerini örtmekle ilgili emir hem erkekler hem kadınlar içindir. Mahremiyete riayet ve iffeti koruma açısından kadınla erkek arasında fark bulunmamaktadır.

Kuran’da kadın için örtünme hükmünü getiren ayetin öncesinde erkeklere yönelik gözlerini kısma ve avret yerlerini örtme buyruğu yer almaktadır, yani kadınların örtünmesinden önce erkekler gözlerini kısma emrine muhatap kılınmıştır.

HAYÂ

Kınanma endişesiyle kurallara aykırı davranmaktan kaçınma ve bunu sağlayan duygu için kullanılan ahlâk terimi. Sözlükte “utanma, çekinme; tövbe, vazgeçiş” vb. anlamlara gelen hayâ kelimesi, ahlâk terimi olarak “nefsin çirkin davranışlardan rahatsız olup onları terk etmesi”; “kötü bir işin yapılmasından veya iyi bir işin terk edilmesinden dolayı insanın yüzünü kızartan sıkıntı” gibi değişik şekillerde açıklanmıştır.

Mürüvvet ise “açıktan yapıldığında hayâ duyulan bir işi gizli olarak da yapmamak” şeklinde tanımlanmış ve kötü olabileceğinden şüphe edilen şeylerden ancak hayâ sayesinde uzak kalınabileceği belirtilmiştir.

Hayânın ahlâkı koruma işlevi de şöyle ifade edilmiştir: “Hayâdan mahrum olmuş insanı artık kötülükten alıkoyacak, haramdan uzaklaştıracak bir engel kalmaz; bu kişi dilediğini yapar, istediği gibi yaşar.”

SIR

Sözlükte “saklamak, gizlemek” anlamında mastar ve “saklanan, gizli tutulan, bir şeyin iç yüzü, bir nesnenin özü, her şeyin en iyisi” gibi anlamlarda isim olan sır kelimesi (çoğulu esrâr, serâir) ahlâk terimi olarak genellikle bir kimsenin saklı tuttuğu, başkalarınca öğrenilmesini istemediği, kendisine veya başkasına ait bilgiler için kullanılır.

Kul ile Allah arasında saklı ve gizli kalan hallere de sır denir. Sır kelimesi tasavvufta “sadece Allah’ın bildiği ya da az sayıda insan tarafından bilinen özel bilgi” ve “ruhun bir idrak mertebesi” olmak üzere iki anlamda kullanılır.

HAD

Had sözlükte sınır, son ölçü ,ilahi kanun, şerî ceza, limit, hudut anlamına gelmektedir. Had ayrıca Kuran ve sünnet belirlenmiş, kısas ve diyet dışındaki cezaî müeyyideleri (yaptırımları) ifade eden fıkıh terimidir.

Had kelimesi (çoğulu hudûd) mastar olarak “engel olmak, iki şeyin arasını ayırmak”; isim olarak “iki şeyin birbirine karışmasını önleyen şey, bir nesnenin uç ve kenar kısmı, sınır, tanım” gibi anlamlara gelir.

Hudûdullah ise Allah’ın koyduğu ve belirlediği dinî, ahlâkî ve hukukî hükümlerle bunların dünyevî ve uhrevî müeyyidelerini ifade eden terimdir. Haram, harem ve mahrem kavramlarında yasak olma halinden, dokunulmazlıktan, sınırlardan bahsedilmişti. Örneğin –haram- Hududullah’ın bittiği yerden başlar.

HAK ve HÜRRİYET (ÖZGÜRLÜK)

Hak, hukuk düzeni tarafından şahıslara tanınan birtakım menfaat ve yetkiler demektir. Özgürlük de insanların sahip oldukları bu haktan istedikleri gibi kullanma serbestiliği anlamına gelmektedir. Buna göre haklarda, hak sahibi için hem bir menfaat ve yetki hem de onu isteğe uygun bir biçimde kullanım hürriyeti söz konusudur.

Kur’ an renk ve ırk ayrımı yapmadan inanan, inanmayan her insana eşit haklar tanımaktadır. Temel haklar şahsi, manevi, iktisadi ve sosyal nitelikli birtakım özgürlüklerdir. Kişinin temel hak ve hürriyetleri ve bunların korunması mahremiyetin sınırlarını oluşturur.

BİR İFFET ŞAHSİYETİ: HZ. MERYEM

Kur’ân-ı Kerîm’de Allah (c.c) inançlı insanlara rehber olabilecek kadınlardan ismen, sadece Hz. Meryem’den bahseder. Allah, Kur’an’da “Allah iman edenlere namusunu koruyan, İmran’ın kızı Meryem’i de misal gösterir.” (Tahrîm 12)

Allahu Teâlâ, ahlâk düşüklüğünden, kötü sıfatlardan koruduğu gibi Hz. Meryem’i, yüce bir makam vererek, kulları içinden onu ‘seçilmiş’ kulları arasına almış, daha sonra da ona babasız olarak Hz. İsa’yı vermekle onu hiçbir kadına vermediği bir dereceye yükseltmiştir.

Allah, Hz. Meryem’e dünyada önemli bir sorumluluk yüklemiş ve bu şerefli görev için onu Kur’an’ın ifadesiyle ‘güzel bir bitki gibi’ yetiştirmiştir. Allah, onu İmran ailesinden seçkin bir evlat kılmış, güçlü ve samimi iman sahibi kimselerin soyundan, bu üstün ahlâklı insanlar tarafından yetiştirilmesini sağlamıştır. Bunun yanı sıra Allah, Hz. Zekeriya’nın eğitimiyle, Hz. Meryem’i bir peygamber gibi üstün ve seçkin bir ahlakla ahlâklandırmıştır. Allah’ın rahmeti sayesinde, doğduğu andan itibaren bu kutlu insanların eğitimiyle şereflenen Hz. Meryem, güçlü bir iman ve üstün bir ahlâk seviyesine ulaşmıştır.

Babası İmran, Davud (a.s)’ın soyundan annesi ile Hz. Zekeriyya’nın peygamberliğine tabi olmuş müminlerdendi. Uzun süreden sonra evlat sahibi olan İmran’ın eşi: Al-i İmran suresi 35. ayette anlatıldığı gibi: “Bir zamanlar İmran’ın karısı; Rabbim, karnımda taşıdığım çocuğu sadece Sana hizmet etmek üzere adadım. Bunu benden kabul et.” demişti.(Âl-i İmrân, 35)

Adanan bebek kız olarak dünyaya geldiği zaman Hanne ne yapacağını bilemedi. Allah-u Zülcelal’e yakardı “Rabbim! Ben onu kız doğurdum; Erkek, kız gibi değildir. Ben onun adını Meryem koydum. Onu ve neslini kovulmuş şeytanın şerrinden sana emânet ediyorum.” (Âl-iİmran, 30)

Hz. Hanne’nin adağını Allah kabul etmişti. Hz. Meryem Allah yoluna adanan ilk kız çocuğu oluyordu. “Rabb’i onu, güzel bir şekilde kabul etti. Ve onu güzel bir şekilde yetiştirdi ve Zekeriyyâ’yı onun bakımına memur etti.” (Âl-i İmrân, 37)

“Zekeriyyâ, Meryem’in bulunduğu mihraba her girdiğinde onun yanında yiyecek rızık buldu. ‘Bu, sana nereden geldi ey Meryem?” dedi. Meryem; ‘O, Allah tarafındandır. Şüphesiz Allah dilediğini hesapsız bir şekilde rızıklandırır’ dedi.” (Âl-i İmrân, 37)

Hz. Meryem, Allah Teâlâ’nın koruması altında her türlü günahtan uzak bir şekilde kendisini Allah’a ibadete adamıştı. İnsanların çoğunun uzak kalamadığı dünyevi arzulardan, dedikodulardan uzak, tertemiz ve iffetli bir şekilde yaşıyordu. Allah’ın emriyle Cebrâil aleyhisselam insan sûretinde ona göründü.

“Ailesi ile kendisi arasına bir perde koymuştu. Biz ona meleğimiz Cebrâil’i gönderdik de ona tam bir insan sûretinde göründü” (Meryem, 16)

Hz. Meryem, onu bir insan zannettiği için kendisine zarar verir diye endişe etti. Hz. Meryem meleğe; “Ben senden, Rahman olan Allah’a sığınırım. Eğer Allah’tan korkuyorsan bana dokunma’ dedi.” (Meryem, 18)

Hayatı boyunca bütün manevi kirlerden uzak tutulan Hz. Meryem’in mahremiyet sınırlarını koruma ölçüsünde ilk kez gördüğü bu yabancıya(Cebrail as) karşı ilk tavrı Rahman olan Allah’ a sığınmak oldu.

Cebrâil aleyhisselam ona şöyle dedi: “Ben, sana nezih ve kabiliyetli bir erkek çocuk bağışlamak için Rabbinin gönderdiği bir elçiden başkası değilim.” (Meryem, 19)

“Meryem: ‘Benim nasıl çocuğum olabilir? Bana hiç bir beşer dokunmamıştır. Ben iffetsiz de değilim’ dedi.” (Meryem, 20)

Cebrâil aleyhisselam ise vazifesini yerine getirecekti, Allah şöyle buyurmuştu: “Bu iş dediğim gibi olacaktır. Çünkü Rabb’in buyurdu ki, ‘Babasız çocuk vermek bana pek kolaydır. Hem Biz onu nezdimizden insanlara bir mucize ve rahmet kılacağız. Ezelde böyle takdir ettik.” (Meryem, 21)

Sonrasında doğacak bebek Hz. İsa, Allah’ın ayetlerinden ve mucizelerinden biri oldu; İsa Peygamber’in adı Kuran’da annesi Hz. Meryem’in adı ile Allah’ın andığı her yerde, annesinin izzetini, iffetini ve şerefini artırdı.

FATMA BARBAROSOĞLU’NUN KİTABI “ŞOV VE MAHREM” ÜZERİNE…

Dini değerlerin hayatımızın merkezinde olduğu zamanlardan, imajın var olmaya eş görüldüğü zamanlara… Ana babalarımızın kimlik mücadelesi verdiği günlerden, sosyal medyada en çok beğeniyi alma mücadelesi verdiğimiz günlere… Büyüklerimizin baskılara, yasaklara yenilmeyip benliğini koruma mücadelesi verdiği yaşta benliğinden, geçmişinden bihaber aciz bir nesil olarak post modern dünyanın altında eziliyoruz. Görünerek var olmaya çalışıyor, “ben buradayım” diye haykırmak istiyoruz, peki görünür kılmak istediğimiz “biz” aslında kim? “Ben kimim?” sorusu üzerine hiç düşünüyor muyuz, yoksa böyle bir sorunun cevaplanması gerektiğinin farkında bile değil miyiz?

Tevfik Fikret’in “Göz açıldıkça ruh perdelenir.” sözüyle başlayan “ŞOV VE MAHREM” kitabı ruhumuzun perdelerini aralıyor. Post modern hayatın akışında bir durup düşünmemizi sağlıyor ve hep içinde olduğumuzu sandığımız ama ne yazık ki günümüzde hakkını veremediğimiz mücadelemizi hatırlatıyor bize. Mahremiyet kavramına bakışımızı ve bu kavramın hayatımızdaki yerinin zaman içinde değişimini görmemizi, aynı zamanda bu değişim sürecini sebepleriyle ele alarak daha iyi analiz etmemizi sağlıyor. Cumhuriyet’in ilk yıllarında görünür olmayı hak etmeyen ninelerimizle mücadelemiz başlıyor. Yıllardır çarşaflarının gizlediği mahremiyetlerinden sıyrılarak şovun bir parçası olmaları bekleniyor. Örtünerek kendilerini gizlerken bir anda örtüleriyle, şapkalarıyla “görünür” hale gelmeleri isteniyor. Kimi kısa pardösüler ve küçük üçgen başörtülerle cumhuriyetin bir parçası olduğunu gösterirken kimileri görünmez olmayı tercih ediyor. 70’li yıllarda dini kaynağından öğrenen genç kızlarla tesettür eşittir takva anlayışı tekrar canlanıyor, ta ki 90’lı yıllara kadar. Günün şartları ile tekrar sokağa çıkan, “özgürleşen”, yasaklara meydan okuyan başörtülüler “ben buradayım” demekten geri durmuyor. Bunu yaparken de “Artık kimliğimizi gerçeklikle değil de, imaj yoluyla ifade etmekteyiz.” sözünü hayatlarına geçiriyorlar. Ve şov başlıyor… Tesettür modasının ilk temelleri kısa pardösü, döpiyes, pantolonlu takımlarla atılıyor. Başörtüsünün anlam kaymasını ve modanın bir parçası haline gelişini yıldan yıla izliyoruz. “Şov ve mahrem” tüm bu süreçlere dindarların tavırlarıyla, liberal ve laiklerin yorumlarıyla, dönemin yaşanan olaylarıyla, zamanın gazete haberleriyle bütüncül bir yaklaşım sağlıyor. Kitabın kapağını kapadığınızda, zihninizde yüzleşmesi nefse ağır gelebilecek bir soru oluşuyor: “Ben de bu şovun bir parçası mıyım?”

Post modern dünyanın şovunda yer almayan takva sahibi hanımlar olmak duasıyla…

KAYNAKÇA

  1. Türk Dil Kurumu. Büyük Türkçe Sözlük; Türk Dil Kurumu Yayınları; Ankara
  2. Feyizli H.T. Feyz’ül Furkan; Server Yayınları;  İstanbul: 2016
  3. Kutub S. Fi Zilal’il Kuran;  Dünya Yayıncılık; İstanbul; 1991
  4. Karaman H, Çağrıcı M, Dönmez İ.K. ve ark. Kuran Yolu Türkçe Meal ve Tefsir; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları; Ankara; 2007
  5. İslamoğlu M.  Kuran’a Göre Esma-i Hüsna; Düşün Yayınları; İstanbul; 2011
  6. Diyanet İşleri Başkanlığı. Hadislerle İslam 1; “ Hadislerin Hadislerle Yorumu” ; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları; Ankara
  7. Kuran’ı Kerim Diyanet İşleri Başkanlığı Türkçe Meali; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları
  8. Yazır EH. Hak Dini Kuran Dili; İstanbul;  Azim Yayınları; 2007
  9. Yüksel N. Konularına Göre Kur’an-ı Kerim Fihristi ; İstanbul; Bayrak Yayınları
  10. Abdülbaki M.F. El-Mu’cemü’l-Müfehres Li-Elfazi’l-Kur’ani’l-Kerim; Çağrı Yayınları; İstanbul; 1990
  11. Hanife E. Hanım Kahramanlar ;  “İffet ve Teslimiyet Timsali Hz. Meryem” ; İslami Hayat Dergisi; Eylül 2015
  12. Apaydın Y, Gürkan S.L. İslam Ansiklopedisi; “Tesettür”; cilt: 40;  s 538-545; 2011
  13. Kuran’dan Hayata Derneği;  El-Gafûr
  14. Çağırcı M. İslam Ansiklopedisi;  “Hayâ”; cilt: 16; s554-555; 1997
  15. Çağırıcı M, Tosun N. İslam Ansiklopedisi;” Sır “;  cilt: 37; s 113-116; 2009
  16. Toksarı A,  Aktan H. İslam Ansiklopedisi; “Emanet”; cilt: 11, s 81-84; 1995
  17. Bardakoğlu A. İslam Ansiklopedisi; “Had”; cilt: 14; s547-551;  1996
  18. Bardakoğlu A. İslam Ansiklopedisi; “Hak (Fıkıh)”; cilt: 15; s139-151; 1997
  19. Öğüt S.. Mahrem. İslam Ansiklopedisi; cilt: 27; s388-389 ; 2003
  20. Topaloğlu B. İslam Ansiklopedisi; “Gafûr”; cilt: 13;  s 286-287; 1996
  21. Çatak A. Gümüşhane Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi; “Mahremiyet Kavramının Farklı Anlam Alanları veya “Fıkh-ı Bâtın”da Mahremiyet Algısı”;  cilt: 4, sayı: 8;  s 93-111; 2015
  22. Demirci M. Kur’ân’a Göre Temel Hak ve Özgürlükler, Din Eğitimi Araştırmaları Dergisi ; sayı: 16; s49-68; 2005
  23. Fettahoğlu S. Intenational Periodical for the Languages, Literature and History of Turkish or Turkic, Turkish Studies ;  “Mahrem, Namahrem, İffet Kavramlarının Semantiği ve Kur’an da Kullanılış Biçimleri”tezi;  s. 269-284; Ankara 2016
  24. Karaman F, Karagöz İ, Paçacı İ ve ark. Dini Kavramlar Sözlüğü; Diyanet İşleri Başkanlığı Yayınları; Ankara; 2007

Bir cevap yazın

Sonrakine geç: MEDİNE-İ MÜNEVVERE