GEVHER NESİBE

ŞİFAHANELER VE TIP OKULLARI ÇALIŞMA GRUBU

· 13 dk okuma süresi >

YAZARLAR

1 Büşra ÜSTÜN

1 Gülbahar YAVUZ

2 Leyla DÖNDER *

  1. Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi
  2. Hacettepe Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi

*İletişim: leyladonder@gmail.com

KAYSERİ GEVHER NESİBE HATUN ŞİFAHANESİ VE TIP MEDRESESİ

GİRİŞ

Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi ve Tıp Medresesi Selçuklu Dönemi’nden günümüze ulaşan şifahanelerden olması yanında tarihte kurulan ilk tıp merkezi olarak bilinmesi ile dikkatleri üzerine çeken bir yapıdır. Gevher Nesibe’de yapılan teşhis ve tedavi yöntemleri ve hekimler başta olmak üzere çalışanlar ile ilgili bilgi edinme amaçlı kitap, tez, makale taramaları bizi daha çok genel bilgilere veya yetersiz veriye ulaştırmıştır. Bunun temel sebebi bir vakıf eseri olan şifahaneler ile ilgili bilgiye vakfiyeler vasıtasıyla ulaşmamız ve Gevher Nesibe Şifahanesi’nin vakfiyesinin günümüze ulaşmamış olmasıdır. Kuruluş yılı ve öyküsü, uygulandığı düşünülen tedavi yöntemleri, günümüze kalmış olan mimari yapısı, kitabesi ve yapısal özellikleri, etkili olduğu dönem ile ilgili tarihi bilgiler, döneminin diğer şifahanelerinin vakfiyeleri ışığında edinilen bilgilerdir.

KURULUŞ YILI VE HİKAYESİ

Şifahane ve tıp medresesi olmak üzere iki bloktan oluşan yapı, Çifte Medrese olarak da bilinmektedir. Gevher Nesibe Şifahanesi, yapısı ve tıp eğitimi açısından dünyadaki ilk tıp merkezi olarak geçmektedir. Şifahane,1204-1206 yıllarında Selçuklu Hakanı II. Kılıçarslan’ın kızı Gevher Nesibe Sultan adına kardeşi Sultan I. Gıyasseddin Keyhüsrev; medrese ise 1210-1214 yılları arasında diğer kardeşi Sultan İzzettin Keykavus tarafından yaptırılmıştır. Medresenin yapılış hikayesi kaynaklarda ifade edildiğine göre şöyledir: Gevher Nesibe Hatun, sarayın baş sipahisine âşık olmuş, onunla evlenmek istemiştir. Ancak bu evliliğe Gevher Nesibe Hatun’un ağabeyi, Türkiye Selçuklu Sultanı I. Gıyasseddin Keyhüsrev razı olmamış, Hatun’u saray pervanesi ile evlendirmek istemiştir. Selçuklu sultanı ilk tedbir olarak baş sipahiyi harbe göndermiş, bir süre sonra da sipahiden şehit olduğu haberi alınmıştır. Bunun üzerine Gevher Nesibe Hatun hastalanmış, bütün uğraşlara rağmen kurtulamamıştır. Gevher Nesibe Hatun öleceği sırada kendisinden af dilemeye gelen ağabeyine, “ Ben devasız bir derde düştüm, kurtulmama imkân yok. Hiçbir hekim derdime çare bulamadı, ben artık ahiret yolcusuyum. Eğer dilersen benim mal varlığımla benim adıma bir dârü’ş-şifa yaptır. Bu dârü’ş-şifada bir yandan dertlilere şifa verilirken bir yandan da devası olmayan dertlere şifa aransın. Bu dârü’ş-şifada ünlü hekimler ve cerrahlar yetişsin. Burada kimse bir kuruş ödemesin. Burası benim adıma bir vakıf olsun.” demiştir. Rivayate göre bu tarihten itirbaren uzun süre hizmet veren şifahane 11Mart 1982 yılında “Kayseri Gevher Nesibe Tıp Tarihi Müzesi” hâline getirilmiş ve halen müze olarak kullanılmaktadır.

ŞİFAYA GÖTÜREN TEDAVİ USULLERİ

Bu dönemde tedavi İslam tıbbının etkisi altında olup Biruni ve İbn-i Sina’nın tarif ettiği ilaç ve tedavi yöntemleri kullanılmaktaydı. Bu ilaçların yapımında bitkilerin çiçek, dal, yaprak gibi kısımları farklı yöntemlerle ve oranlarla karıştırılıp ilaç haline getirilmekteydi. Eczane odaları ile ameliyathane odaları bulunan şifahanede anestezi ile büyük ve küçük cerrahi operasyonlar, bakır tel metodu ile de katarakt ameliyatları yapılmaktaydı.

İlaçlar: Tiryaklar (antidotlar), eyariç (müshil), süfuf (tozlar), eşribe (şuruplar), kurslar (tabletler), edhan (yağlar), loklar (pastil benzeri preparatlar) gibi formlarda bulunmaktaydı.

Sirkengübin Bal-sirke karışımından hazırlanan şerbet
Tutiya Göz kuruluğuna karşı kullanılan bir ilaç
Şükiran Conium maculatum (baldıran) bitkisinin çiçekli dalları, haricen ağrı kesici
Mahmude kökü Müshil etkisi için

MUSİKİ İLE TEDAVİ SÜRECİNDE HEKİMLERİN KATKILARI

Şifahane’de ayrıca ruh hastaları için ayrılmış özel bir bölüm olarak bîmârhane yer almaktadır: 18 odadan meydana gelen bu kısımdaki eyvanların kavislerinde bulunan iki delikten de yola çıkarak müzik ve telkin ile tedavi yapıldığı tahmin edilmektedir. Ahlat-ı Erbaa Teorisi üzerine kurulu olan tedavi anlayışını da kapsayacak şekilde makamların insanların mizaçlarına göre farklı tesirleri olduğuna dayanarak akıl ve ruh hastalarının tedavisinde musiki kullanılmıştır.

  • Ebu Bekir Razi melankolik hastaların müzikle tedavi edilmesi gerektiğini söylemiştir
  • Farabi, el-Müdhal fi’l Musiki adlı eserinde makamların ruha etkilerinden bahsetmiştir.
  • İbn-i Sina, çocuk ve erişkin ruh hastalarının meşguliyet, telkin, müzik ve ilaçla tedavi edilmesi gerektiğini savunmuştur.
  • Şu’uri, Ta’dilü’l-Emzice adlı eserinde belirli makamların günün belirli zamanlarında etkili olduğunu belirtmektedir. Aynı zamanda farklı uluslar üzerinde farklı etkilerinden de bahsetmektedir.
  • Hekimbaşı Gevrekzade Hafız Hasan Efendi, Neticetü’l Fikriyye Ve Tedbir-i Veladetü’l-Bikriyye eserinde çocuk hastalıkları ve bunların tedavisinde kullanılan makamlardan bahsederken, diğer eseri er-Risaletü’l-Musikiyye mined-devair Ruhaniye adlı eserinde de oluşabilecek hastalıklardan ve hangi makamın iyi geldiğinden bahsetmektedir.
  • Hızır bin Abdullah’ın Kitabü’l Edvar adlı kitabının“Der beyan-ı asl-ı ilm-i musiki(Musiki ilmin aslını beyan eder.)“ bölümünde şöyle demektedir:“Bil ki musiki te’liftir ve hikmet sahibi bilginlerin ortaya koyduğu ve tesiri cisim üzerine olmayıp kalp üzerinedir. Musiki sanatının cevheri ruhanidir ve tesiri ruh üzerinedir.´´

Hekimlerin korku, heyecan, kuşku ve ruhsal bunalım geçirenlerin nabız atışlarındaki değişim ve bunun meydana getirdiği ruhsal huzursuzluk üzerinde durduğu, hastalara çeşitli melodileri dinlettiği ve bu arada nabız atışlarını da kontrol ederek, hastaya uygun olan müziği bulduğu ve aynı hastalığı olanları bularak bir araya getirip, buldukları uygun müziklerle tedavi ettikleri kaynaklarda belirtilmektedir. Müzik aletleri de göz önüne alınarak hastaya uygun bir seçim yapıldığı bilinmektedir .

HEKİMLER VE ÖZELLİKLERİ

Arapça kökenli olan, hekim kelimesi ile hakim kelimesinin kökleri aynıdır. Allah’ın isimlerinden (esmaü’l-hüsna) biridir. Sözlükte “iyileştirmek amacıyla menetmek, düzeltmek, hükmetmek”, anlamına gelen hüküm mastarından sıfat olup “hüküm ve hikmet sahibi” demektir. “Tab-be” kökünden türetilen ve maharetli olmak, hekimlik yapmak, tedavi etmek, ıslah etmek, sağlamlaştırmak anlamlarına gelen terim de hekim kavramıyla eşanlamlı kullanılmaktadır.

Şifahanenin faaliyette olduğu yıllar itibariyle hekimler Osmanlı öncesi İslami dönem ve Osmanlı dönemi olmak üzere iki kısımda ele alınmaktadır:

A) Osmanlı Öncesi İslami Dönem

VII. yüzyıldan XXI. yüzyıla kadar tıp ilmi İslam dünyasının farklı bölgelerinde oldukça karmaşık ve değişik bir disiplin halinde gelişme göstermiştir. Farklı dil, din, ırktan olan hekimler bu ilmin gelişiminde ortak tecrübelerini paylaşmışlardır. İslam öncesinde  ve  erken dönem İslam döneminde Yunanlıların(Antik Dönemin) tecrübelerinden yararlanılmaktaydı. Yunanlıların tıp bilgisi daha ileri düzeyde olup Antik dönemde şehrin ilim meclislerinde tıp profesörleri Hipokrat ’ın ve Galen’ in yazdıklarına dayanan metinlerin öğretildiği bilinmektedir.

Orta çağ İslam dünyasındaki hekimler anatomiye büyük ilgi duymuşlar, anatominin iyi öğrenilmesi gerektiğini dile getirmişlerdir. Müslüman hekimler Galen anatomisine karşı meydan okumuşlardır. Müslüman hekimler tarafından bölme yöntemi sıkça kullanılmıştır. Bu yöntemle tıp sanatı teori ve pratik olarak ayrılıp, teori ayrıca fizyoloji, etiyoloji ve semiyotik, pratik de koruyucu ve tedavi edici hekimlik gibi alt bölümlere ayrılmıştır.

Seçkin hekimler hem başarılarıyla tıp ortamında mevcut diğer pratisyenlerden kendilerini ayırmaya çaba sarf etmiş hem de hekimlerin mesleğe başlarken uzmanı olmaları gereken tıbbi bilgi için bir ölçütün varlığını savunmuştur. İslam toplumlarında standart tıbbi muayenelerin çoğu bu çağda kadınlar tarafından yapılmaktaydı. Anneler, kız kardeşler, teyzeler, büyükanneler, deneyimli kadınlar, hemşireler ya da kadın hekimler tıp konusunda önemli rol oynamıştır.

B) Osmanlı Dönemi

Tıp bilgi birikimi İslam Medeniyeti döneminde geliştirilerek tedavi sanatı halini almış, bu mirası devralan Osmanlı hekimleri, öncelikle sağlıklı olmak için uyulması gereken kuralları bildirerek sağlıklı yaşamı sağlamaya çalışmış, eğer tüm önlemlere rağmen hastalık ortaya çıkar ise, tedaviye başlamıştır.

Hekimlerin sorumlu olduğu bilgiler genel olarak şunlardır: Hıltlar ve mizaçların bilgisi, ilaçla tedavi bilgisi, hastalığın teşhisi için nabız bilgisi, karure (idrar tahlili), gaita tahlili, anatomi (teşrih bilgisi); tıp ilmi dışında ise felsefe (hikmet), matematik (riyaziyat) ve geometri (hendese), astronomi/astroloji (ilm-i nücm), musiki bilgisi ve feraset ilmi (dış görünüşten huy çıkarma)’dir.

Osmanlı’da serbest çalışan hekimlerin uyması gereken ahlak kurallarının düzenlediği fütüvvetnamelerde, hekimin taşıması gereken ahlaki hususlar şöyle sıralanmıştır: İffet (ahlaklılık, namusluluk), tövbe, cömertlik, şecaat (yüreklilik, yiğitlik), tevazu (alçak gönüllülük), emniyet (güvenilirlik), hikmet (bilgelik), doğruluk, hidayet, adalet ve vefa.

Hekimler, sadece kendi alanlarıyla değil, diğer bilim dallarıyla da (fizik ve matematik başta olmak üzere) yakinen ilgilenmişlerdir. Bu sebepledir ki, Osmanlı’da hekim esasen âlim bir kişi olarak tanınmıştır. Âlim hekimler, XIX. yüzyıla kadar, bildiklerini usta-çırak ilişkisi içinde, darüşşifaların bugünkü anlamda tıp fakültesi eğitimi veren bölümü olan medrese bölümlerinde, yeni hekimlere aktarmışlardır.

Osmanlı hekimleri hastayı gözlemler, şikayetlerini dinler ve hastalık belirtilerini izlerdi. Osmanlı hekimliğinde mümkün olduğu kadar tabiatın tedavi etme özelliğine ağırlık verilmesi, karmaşık  tedavilerden kaçınılması ve tedavinin hastanın tabiatına uygun düşmesi tavsiye edilirdi. Tabip hastanın sağlığını önce yiyecek ve içeceklerle korumaya ve tedavi etmeye çalışırdı. Bunun yanında hastalar bitki, hayvan ve madenlerden elde edilen ilaç ham maddesiyle ya da bunlardan terkip edilen ilaçlarla tedavi edilirdi.

Tabipler ve cerrahlar ilaç yapmayı bilirdi. Çünkü Osmanlı hekimleri eczacılık konusuna büyük  önem vermiş, genel tıp kitaplarında ilaç tedavilerine daima geniş  yer ayırmış, basit ve birleşik ilaçlarla  ilgili  birçok telif ve çeviri kitap hazırlamışlardır.

GEVHER NESİBE ŞİFAHANESİNDE ÇALIŞAN VEYA ETKİSİ OLAN HEKİMLER

Abdülmecid Efdal El-Bahili: Gevher Nesibe Şifahanesi’nde müziğin hastalıkların tedavisi üzerindeki etkisini incelemiştir.

Tabip Ekmeleddin: Gevher Nesibe Şifahanesi’nin bir dönem başhekimliğini yapmıştır. Bey Hekim adıyla şöhret bulmuştur. Mevlana’nın müridi olup aynı zamanda doktorudur.

Gevrekzade Hafız Hasan Efendi: Sultan I. Abdülhamid Han ve Sultan III. Selim dönemlerinde hekimbaşılık yapmıştır. Psikolojik hastalıkların tedavisinde musikinin tesiri ile ilgili eserleri son derece önemlidir.

Şuuri Hasan Efendi: Şair, hekim ve dilci olup aslen Halep’lidir. Tıp ilmi sahasında önemli hizmetleri olmuş, cesur ve yeniliklere açık bir hekimdir. Musiki ile tedaviyi konu alan Ta’dilü’l-Emzice kitabı buna güzel bir örnektir.

Gevher Nesibe Hatun Şifahanesinde ismi geçen diğer hekimler şunlardır: Ali Şinasi, Gazanferi, Ebubekir, Ebu Salim ibni Kübra, Yakubi, Sucauddin Ali bin Ebu Tahir, Seyit Samet Cevher. Ancak kaynaklarda bu hekimler hakkında bilgi mevcut değildir.

ŞİFAHANE GÖREVLİLERİ

Kayseri Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi; darüşşifa, hamam, medrese ve içindeki Gevher Nesibe’nin türbesinden oluşan, hastaların tedavi edildiği ve aynı zamanda tıp eğitiminin verildiği bir komplekstir. Bu yapıda çeşitli görevlerde personellerin çalıştığı günümüze dek ulaşan vakfiyelerden, kitabelerden Evkaf ve Tahrir defterlerinden anlaşılmaktadır. Ancak Gevher Nesibe Hatun Şifahanesi’nin vakfiyesi günümüze dek ulaşamadığından yeterli bilgi bulunamamıştır. Bu nedenle Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemi darüşşifaları incelenmiş genel olarak buralarda çalışan personeller; sağlık personeli, eczane personeli, eğitim personeli, servis personeli, idari personel ve diğer personel olmak üzere altı gruba ayrılmıştır:

A) Sağlık Personeli

Darüşşifalarda tıbbi bilgi, beceri ve maharetleriyle hizmet eden, hastaları muayene edip, gerekli ilaçları vererek tedavi olmalarını sağlayan, bizzat sağlık hizmetleriyle uğraşan kişilerdir. Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Ser-Etıbbâ (Tabib-i-Evvel-başhekim),
  • Tabib-i Sani ve Tabib-i Salis (sırasıyla başhekim yardımcıları),
  • Müderrisun (uzman hekim),
  • Tabibü’l Kehhal (göz doktoru),
  • Tabibü’l Cerrah (cerrah),
  • Tabibü’l Dahili (dahiliye uzmanı),
  • Tabibü’l Cildiye (cilt hastalıkları. uzmanı),
  • Tabibü’r Ruh (psikiyatr),
  • Tabib Şakirdi (asistan).

B) Eczane Personeli

Darüşşifalarda polikliniklerde yapılan tedavinin ardından tabiplerin talimatı ile hasta için gerekli olan ilacın hazırlanmasından sorumlu personeldir.

Bunlar şöyle sıralanabilir:

  • Şerbetçi (yan- eczacı kalfası/yamağı),
  • Edviye-kub (ilaçları hazırlayan kişi)
  • Tabbah-ı Eşribe (sıvı ilaçları hazırlayan kişi)
  • Aşşab (saydalani-eczacı, aynı zamanda gerekli ilaçları satın almakla görevli kişi).

C) Eğitim Personeli

Darüşşifanın tıp medresesi bölümünde görev yapan, tıp ilmini bilen ve talebeyi bu ilme yönlendirebilen personeldir. Bu kişiler: Müderrisün (muallim),  Müderrisû’l Arabî (Arapça ders veren kişi), Müderrisû’l-Fârisi (Farsça ders veren kişi), Müderrisû’l Fıkh (İslam hukuku dersi veren kişi), Müderrisû’l Ulûmiddin (din ilmi dersi veren kişi), Müderrisû’l- Felsefe, Müderrisû’l-Edebiyat, Müderrisû’t-Teşrih (anatomik inceleme ve otopsi konularında ders veren kişi), Müderrisû’t-Tabiat (yaratılış ilmi ile ilgili ders veren kişi), Müderrisû İlmü’l-Vezâif (deontoloji dersi veren kişi), Ders-i âmm, Muid (yardımcı), Danişmend, Mülazım ve Talib (medrese tıp eğitimi alan talebe)’dir.

D) İdari personel

Darüşşifa ve tıp medresesindeki tüm işlerin idaresinden sorumlu personeldir.

Bunlar: Ser-kâtip (kâtip başı), kâtip, noktacı (müfettiş), kilerci (emin-i mahzen, darüşşifa emini, câbî, vekil-i harç (bazari, sarf emini) olarak belirtilebilir.

  • Câbî; vakıf gelirlerini toplamakla görevli olan kişidir.
  • Vekil-i harç; sarf Osmanlıcada “harcama, masraf, gider, bir kimsenin veya bir cemaatin masraf işlerini üzerine alan kişi demektir. Levazım memuru olarak da tanımlanmaktadır. Doktorların bilgisi ve tarifi doğrultusunda darüşşifada gerekli olan malzemeleri satın alıp kilerciye teslim eden kişidir.
  • Kilerci; Darüşşifalardaki çiçek, yaprak ve kök gibi maddelerden hazırlanan basit ilaçlarla, şerbet ve macun gibi çeşitli malzemelerin karıştırılmasıyla hazırlanan ilaçları darüşşifaların kilerlerinde korumak ve saklamakla görevli personeldir. Bu kişiler, bu ilaçları ancak doktorların izni ile dışarı çıkarabilmektedir.

E) Servis personeli

Darüşşifalarda temizlik ve güvenlikten sorumlu, ayrıca, sağlık, eczane ve eğitim personeline yardımcı servis personelidir. Bunlar, tabiplerin tariflerine göre mutfakta hastalar için gerekli yemekleri pişirenlerle, darüşşifanın, teşrif, tezyin ve temizliği ile uğraşan kişilerdir. Bu kişiler şöyle sıralanabilir: tabbah (aşçı), bevvab (kapıcı), ferraş (temizlikçi), abrizi, câmeşuy (yıkamacı), kâsekeş, tabbah-ı etime, huddam (hâdim-Hizmette bulunanlar, hizmetçi), nigehban-ı hastegân (tımarcı, hasta bakıcı), kayyım , dellak, taharetçi, et hamalı vb. kişilerdir.

  • Abrizi; helaların temizliğinden sorumludur.
  • Cameyuş; câme, evde giyilen bol elbise, çamaşır, libas anlamlarına gelmektedir, cameşuy ise darüşşifada hastaların çamaşırlarını ve döşek, yorgan, kir, pas, leke gibi hastalarla ilintili bulaşıkları yıkamakla sorumlu kişidir. Farsça yıkamak temizlemek demektir.
  • Kasekeş; darüşşifada aşçıların hazırladığı yemekleri, kayyımla birlikte dağıtıp, sonra da boş tabakları toplayan kişidir. Bunlar, yemek servisi dışında, yerleri ve etrafı da temizleyen kişilerdir. Hastaların idrar şişelerine vb. şeylere bakan kişi olarak tanımlanmaktadır.
  • Tabbah-ı etime; tabiplerin tariflerine göre darüşşifa mutfağında hastalara yemek hazırlayan kişilerdir.
  • Kayyım; tabiplerin tarifleri doğrultusunda hazırlanan yemekleri hastaların, hastalıklarına göre dağıtan ve hastaların ilaçlarını veren kişilerdir. Günümüzdeki karşılığı hasta bakıcıdan çok hemşireye daha yakındır. Kayyım, hayır müesseselerinde silip süpürmek, eşyayı muhafaza etmek, intizamı ve temizliği temin etmekten sorumlu kişi olarak da tanımlanmaktadır.
  • Dellak; delk kökünden türemiştir, Osmanlıcada delk ovmak, ovuşturmak demektir. Dellak, hamamda hastaları yıkayan kişi ve hastaların saçlarını keserek onları tıraş eden, berberlik görevini yerine getiren kişi, olarak tanımlanmaktadır.
  • Taharetçi; tuvalet ihtiyacını göremeyen darüşşifadaki yataklı hastaların taharetinden sorumlu kişidir.
  • Et hamalı; darüşşifa mutfağında hastalar için pişirilecek etli yemekler için gerekli eti taşımakla görevli kişidir.

F) Diğer personel

Yukarıda sayılan gruplar dışında, her darüşşifada olmamakla birlikte bazı darüşşifalarda yardımcı hizmetlerde bulunan personeldir.

Gassal (ölenleri yıkamakla görevli kişi), baytar (veteriner), hanende-sazende (okuyan, şarkı söyleyen-sazcı, müzikle tedavide görevli kişiler), tımarcı (güllab-akıl hastalarına bakan bakıcı), zincirci (akıl hastalarını bağlamakla görevli kişi), külhancı (hamam işlerinden sorumlu), imam (namaz kıldıran kişi), bahçıvan, mühürdar, buhurdancı, nakib (habbaz-ekmekçi, ekmek dağıtan), türbedar, vb. kişilerdir.

  • Buhurdancı; buhr, Osmanlıcada “tütsü” demektir. Buhurdancı ise, darüşşifalarda tütsü yakmakla görevli kişidir. Buhuri olarak da tanımlanan bu kişi, cami, tekke ve türbelerde udu anber gibi kokular yayan kişi olarak da tariflenmektedir

TARTIŞMA

Şifahanenin vakfiyesinin bulunmaması, hakkında bilgiye ulaşılmasını zorlaştırmıştır. Kitabesindeki yazı, mimari yapısı itibariyle bulundurduğu yapıları, dönemin Kayseri Evkaf ve Tahrir Defterleri, döneminin diğer şifahanelerinin vakfiyeleri ile yetersiz veya tahmini bilgilere ulaşılmıştır.

KAYNAKÇA

  1. Ak, A. Ş. , “Avrupa ve Türk İslam Medeniyetinde Müzikle Tedavi: Tarihi Gelişimi ve Uygulamaları“, Ötüken Yayınları, İstanbul, (2016).
  2. Akgün, B. , “Anadolu’da Türk Vakıf Sağlık Hizmetlerine Genel Bir Bakış”, 2009 Vakıf Medeniyeti Sağlık Yılı ve Vakıflar Haftası Etkinlikleri Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 116-119 (2009).
  3. Altınölçek, H. , “Müzikle Tedavi“, Kitabevi Yayınları, İstanbul, (2013).
  4. Bayat, A. H. , “Anadolu’da Selçuklu Dönemi Darüşşifaları Üzerine Toplu Değerlendirme”, I. Uluslar arası Selçuklu Kültür ve Medeniyeti Kongresi, Konya, 121-148 (2001)
  5. Bayraktaroğlu, N. , “Selçuklularda Şifahaneler ve Gevher Nesibe Tıp Merkezi“, Sürekli Tıp Eğitimi Dergisi, Cilt 23, Sayı 4, Temmuz-Ağustos, (2014).
  6. Çam, M. , “Vakıf Sağlık Kurumları ve Sağlıkla İlgili Hayır Şartları”, 2009 Vakıf Medeniyeti Sağlık Yılı ve Vakıflar Haftası Etkinlikleri Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 126-133 (2009).
  7. Çetin, O. , “İlk Osmanlı Hastanesi, Bursa Yıldırım Darüşşifası (Bursa Mahkeme Sicillerine Göre)”, Göz Nurunu Koruma Vakfı Yayınları, İstanbul, 25, 33, 36-48, 82-85, 51, 55-115, 122, 137-139 (2006).
  8. Dişli, Gülşen. ,“ Anadolu Selçuklu Ve Osmanlı Darüşşifalarında İşlevsel Sistemlerin Ve Koruma Ölçütlerinin İrdelenmesi“,Doktora Tezi, Ankara, (2014)
  9. http://www.filozof.net/Turkce/islam-filozoflari/398-abdullatif-bagdadi-biyografisi-felsefesi-hayati-calismalari-eserleri.html
  10. http://www.ilimdunyasi.com/islam-alimleri/ibnu’l-kuf/msg194270/
  11. https://www.turkcebilgi.com/abdull%C3%A2tif_el-ba%C4%9Fdadi
  12. Kılıç, A. , “Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Şevkat Abideleri: Şifahaneler“, Medikal Park Yayınları, İstanbul, (2012).
  13. Köker, A. H., “Selçuklu ve Osmanlı Devirlerinde Tıp Öğretimi ve Eğitimi ”, Selçuklular Devrinde Kültür ve Medeniyet, Gevher Nesibe Sultan Adına Düzenlenen Selçuklu Gevher Nesibe Sultan Tıp Fakültesi Kongresi, Kayseri, 23-47 (1991)
  14. Kunter, H. B. , Türk Vakıfları ve Vakfiyeleri Üzerine Mücmel Bir Etüd”, Vakıflar Dergisi, 1: 103- 130 (1938).
  15. Pormann, P. E. , “Tıp“, TDV İslami İlimler Ansiklopedisi, cilt 41, 95-101, (2012).
  16. Sarı, N. , “Osmanlıda Tıp“,TDV İslami İlimler Ansiklopedisi, cilt 41, 101-111, (2012).
  17. Sarı, N. , “Osmanlılarda Tıp Ahlakı“, TC Sağlık Bakanlığı Yayınları, Ankara, (2015).
  18. Songur, H. , Saygın, T., “ŞİFAHANEDEN HASTANEYE: Sağlık Kuruluşlarının Değişimine Genel Bir Bakış“, SDÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, sayı 19, (2014).
  19. Turabi, A. H. , “Hekim Şuûrî Hasan Efendi ve Ta‘dîlü’l-Emzice Adlı Eserinde Müzikle Tedavi Bölümü”, Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sayı 40, s. 153-166 (2011).
  20. Uludağ, O. Ş. , “Beş Buçuk Asırlık Türk Tababeti Tarihi“, Kültür Bakanlığı Yayınları, düzenleyen İlter Uzel, Ankara, (1991).
  21. Yılmaz, Y. , “Kanuni Dönemi Sağlık Hizmetleri, Tıp Eğitimi ve Bunlara Vakıfların Katkısı”, 2009 Vakıf Medeniyeti Sağlık Yılı ve Vakıflar Haftası Etkinlikleri Kitabı, Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, Ankara, 100-115 (2009).
  22. Yılmaz, Y. , “Süleymaniye Darüşşifası ve Tıp Medresesi, The Süleymaniye Hospital and Medical School”, Osmanlılarda Sağlık 1, Editörleri Coşkun Yılmaz ve Necdet Yılmaz, Biofarma İlaç Sanayii ve Ticaret A.Ş. Yayınları, İstanbul, 285-297 (2006).

Bir cevap yazın